Ortadoğu

15 Temmuz ve OHAL Münih gündeminde

Trump yönetiminden birçok ismin yer alacağı, Başbakan Yıldırım ve MİT Müsteşarı Fidan’ın da katılacağı Münih Güvenlik Konferansı başladı. Onlarca ülkeden üst düzey katılım var. Konferans öncesinde yayınlanan Güvenlik Raporu’nda, 15 Temmuz darbe girişimi ve ardından ilân edilen OHAL'le birlikte yaşananlar da yer alıyor. Raporda, bu süreçte yapılan seçim kampanyası ve referandumun "ekonomiye, istikrara ve bölge ülkeleriyle ilişkiye zarar verme ihtimâlinden" söz ediliyor.

Konular: Ortadoğu, IŞİD, ABD, Rusya, 15 Temmuz darbe girişimi, Türkiye
[Fotoğraf: AA]

Üç gün sürecek olan 53. Münih Güvenlik Konferansı başladı. Gündem; yeni ABD yönetiminin NATO ile ilişkileri, IŞİD’le mücadele, Suriye, Ukrayna, Yemen, Rusya-NATO ilişkileri, Türkiye’de artan güvenlik endişesi, siber güvenlik tehdidi ve dünyada artan popülizmin güvenliğe olan etkileri olacak.

Raporda Türkiye’deki son durum da anlatıldı

Konferansın öncesinde her yıl olduğu gibi hazırlanan Güvenlik Raporu’nda bu yıl, Türkiye’deki olağanüstü hâl uygulaması ve referendum sürecine de değinildi. Rapor, Münih Güvenlik Konferansı Vakfı tarafından hazırlanıyor ve içinde istatistikler, yıl boyunca uluslararası güvenliği etkileyebilecek gelişmeler ve tehditler yer alıyor.

Katılımcılar için yol gösterici nitelikte olan rapor, konferanstaki tartışmalar ve paneller için de yol gösterici nitelikte.

Raporda yer alan, "2017’de güvenlik sorununda rol oynaması muhtemel aktörler" başlığında Türkiye'deki gelişmeler de var. Raporda, 15 Temmuz sonrası uygulamaların ‘ciddi bir baskı aracına dönüştüğü’ yazıyor:

“Türkiye Cumhuriyeti 2023’te kuruluşunun yüzüncü yıl dönümüne hazırlanırken, ülkenin görünümünü tamamen değiştiren gelişmelerle sarsıldı: Başarısız bir darbe girişimi, arka arkaya gelen sıkı tedbirler, yeniden ortaya çıkan iç çatışmalar ve sınırında bir savaş... Bunların tümü, Türkiye’nin Batı’yla ilişkilerinin son yıllara göre daha gergin olduğu bir dönemde yaşandı.265 kişinin öldüğü 15 Temmuz darbe girişimi, Türkiye’nin ve kurumlarının kırılganlığını ortaya koydu. Neredeyse tüm muhalefetin desteklediği, darbede rol oynayanların cezalandırılması yönündeki haklı talep, iktidardaki AK Parti’ye muhalif olan tüm kesimlere yönelik ciddi bir baskıya dönüştü. Polis, yargı, ordu, eğitim sistemi ve diğer kurumlardan 100 binin üzerinde kişiye soruşturma açıldı. 30 binden fazlası tutuklandı. Tüm üniversite dekanlarının istifası istendi." 

Raporda AK Parti iktidarı için “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hükümeti” ifadesi kullanılıyor. Raporda şu ifadeler yer alıyor:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hükümeti bir başka savaş daha yürütüyor: PKK, 2015 yazında Türkiye-Suriye sınırında yaşanan ayaklanmalar sonrası, nispeten stabil ilerleyen barış sürecini de sonlandırdı ve bugüne kadar 2400’den fazla kişi hayatını kaybetti. İçeride yürüyen bu mücadele, Türkiye’nin Suriye politikasını da etkiledi ve Ağustos 2016’da Türkiye, Suriye’ye askeri olarak da müdahil oldu. Fırat Kalkanı isimli operasyon, Türkiye’nin güney sınırında güçlü bir Kürt oluşumunu engellemek için yapılıyor.”

Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinin gerildiği ancak, iki tarafın da birbirine ihtiyacı olduğu görüşüne de raporda yer verildi:

“Türkiye’nin Batı’yla olan geleneksel bağları da zarar gördü. Kasım 2016’da Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Bana diktatör veya başka bir şey demeleri beni ilgilendirmiyor. Bir kulağımdan girer, diğerinden çıkar' dedi. Duran AB üyelik süreci, darbe girişimi sonrası Batı’dan beklenen sempatinin sağlanmaması, hükümetin devlet başkanına daha fazla yetki verme hamleleri ve basın özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar, bu gerilimin sebeplerinden bazıları. Ancak, Türkiye ve Batı hâlâ birbirine bağımlı. Yüksek ticari işbirliği, NATO üyeliği ve AB ile Türkiye arasında imzalanan mülteci anlaşması, bu karşılıklı bağımlılığın örneklerinden bazıları.”

Temmuz 2015-Aralık 2016 arası PKK ile yaşanan çatışmalarda ve PKK saldırılarında ölenlerin sayısı da veriliyor. Buna göre, "959 PKK’lı, 857 asker ve polis, 375 sivil ve hangi tarafta olduğu kesinlik kazanmayan 219 genç hayatını kaybetti."

Ağustos 2016’da yapılan bir anket sonuçları da grafikle anlatılıyor. “Türkiye hangi gruba dâhil olmalıdır?” sorusunda halkın yüzde 29’su Avrupa derken, yüzde 27’si İslam dünyası ve Ortadoğu yanıtını verdi. Yüzde 10’u Orta Asya Türk dünyası darken, yüzde 20 de ‘kendi kendine varolsun’ dedi.

CHP seçmeninin yüzde 51’i, HDP seçmeninin yüzde 41’I, MHP seçmeninin yüzde 28’I ve AKP seçmeninin yüzde 22’si Avrupa yanıtını verdi.

2017’de uluslararası güvenliği etkileyebilecek 10 gelişme

Raporda dünyada güvenliği tehdit eden 10 unsur şöyle sıralanıyor:

1- Bağımsız, uluslararası gelişmeleri önemsemeyen tek taraflı bir ABD
2- Çin’in ABD’ye aşırı reaksiyon gösterme ihtimali
3- Merkel’in yeniden seçilse bile daha güçsüz bir konuma gelmesi olasılığı
4- Birçok ülkede seçimler olacağı için 2017’de reformların ikinci, üçüncü plana atılması
5- Ortadoğu’da halkın öfkesini artıran iletişim araçlarının güçlenmesi
6- Merkez Bankalarının gittikçe daha fazla siyasileşmesi
7- Beyaz Saray ile Silikon Vadisi’nin çatışması, yani bilim alanında yapılacak özgür yatırımların azalması
8- Türkiye’de OHAL sürecinde yapılan seçim kampanyası ve referandumun ekonomiye, istikrara ve bölge ülkeleriyle ilişkiye zarar vermesi
9- ABD’ye daha da fazla tepki göstermek için kapasitesini artıran Kuzey Kore
10- Afrika’da nadir bulunan istikrar sahibi ülkelerden Güney Afrika’da, Zuma’nın iktidar savaşı sebebiyle siyasi çatışma yaşanması

Sosyal medyanın rolü ve popülizm vurgusu

Konferansın öncesinde her yıl olduğu gibi hazırlanan Güvenlik Raporu’nda IŞİD'le mücadele, Ortadoğu'daki geçiş sürecinin yanı sıra, bu yıl farklı olarak Batı’da artan popülizm ele alındı. Almanya ve Fransa’da başı çeken akımın Berlin Duvarı’nın yıkılması sonrasında oluşan liberal dünya düzenini değiştirebileceği üzerinde duruldu. Bunun da uluslararası terör tehdidini artırdığına dikkat çekildi.

Popülizme himzet eden en önemli araç olarak ise sosyal medya ön plana çıktı. Batı’da milyonlarca insanın güvenilir kaynaklardan haber okumak yerine sosyal medyadaki yanlış haberleri takip ettiğine dikkat çekilen raporda, ‘maksatlı yayılan’ yanlış bilgiler sebebiyle halkın oy verme alışkanlıklarında değişim olduğu da yer alıyor.

Bazı ülkelerde yapılan bir araştırmaya da raporda yer veriliyor. Buna göre halka ‘”Parlamento ve seçimlerle uğraşmak zorunda kalmayan güçlü bir lider, ülke için daha mı faydalı olur?” sorusu sorulduğunda, olumlu yanıt verenlerin sayısı 1997’de yapılan ankete göre bir hayli artmış. Rusya ve Ukrayna’da ‘evet’ diyenlerin oranı yüzde 60’ın üzerinde. Gürcistan, Ermenistan, Türkiye, Nijerya, Pakistan’da yüzde 50’ye çok yakın. ABD, japonya, Almanya, İsveç gibi ülkelerde ise oran yüzde 20 civarında. 1997’de bu oranlar en 10 puan daha aşağıdaydı.

Binali Yıldırım da katılıyor

Konferansa Başbakan Binali Yıldırım, Alman Başbakan Merkel, ABD Başkan Yardımcısı Pence, Irak Başbakanı İbadi, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi lideri Mesud Barzani ve Ukrayna, Azerbaycan, Kırgızistan, Polonya, Afganistan’ın da içinde olduğu 10’a yakın devlet başkanı da katılıyor. 47 dışişleri bakanı ve 30 savunma bakanı da konferansta konuşma yapacak.

Mısır’da darbeyle yönetime gelen ve bu sebeple Türkiye ile diplomatik ilişkilerin seviyesinin düşürülmesine yol açan Sisi’nin Ulusal Güvenlik Danışmanı Feyza Abulnaga da Münih’te.

Konferans, Bonn’daki G20 Dışişleri Bakanları ve Brüksel’deki NATO Savunma Bakanları toplantısının ardından yapılıyor. Bu toplantılara katılan bakanlar Yemen ve Suriye özelinde toplantılar da düzenlemişti. Münih’te bu kapsamda Suudi Arabistan, Katar ve İran’ın dışişleri bakanları da görüşmeler yapacak.

Trump’ın İran’a yönelik sert tutumu da Münih’te değerlendirilecek.

Konferansa davet edilmeyen tek ülke ise, son dönem yaptığı nükleer silah denemeleriyle gündeme gelen Kuzey Kore.

Yıldırım’la Merkel görüşebilir

Başbakan Binali Yıldırım’ın yanı sıra MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Fikri Işık ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da katılıyor. Bu isimler IŞİD’le mücadele, Türkiye’nin bölgedeki etkisi, istihbarat servisleri arasındaki işbirliği ve NATO’nun gücü gibi konularda düzenlenecek olan panellerde konuşma da yapacak.

Binali Yıldırım’ın Merkel’le de görüşmesi olası. İki Başbakan, Merkel’in 2 Şubat’taki Ankara ziyaretinde bir araya gelmişti. Yıldırım, Almanya’daki PKK ve FETÖ mensuplarının yargılanmasını talep ederken Merkel, referandum döneminde basın ve ifade özgürlüğünün korunması vurgusu yapmıştı.

Ardından, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevlendirdiği imamların Almanya’da ‘FETÖ mensuplarına dair bilgi toplayıp casusluk yaptığı’ iddiası sebebiyle süren soruşturma kapsamında, Türkiye’ye dönmüş olan dört imamın evinde arama yapıldı. Çarşamba günü yapılan aramaların ardından Adalet Bakanı Bozdağ, “Soruşturmanın “haksız, mesnetsiz ve keyfi” olduğunu ifade etmiş, bu durumun iki ülke arasındaki dostluk ilişkilerine zarar vereceğini belirtmişti.

Trump yönetimin üst düzey isimleri de Münih’te

Son iki haftada bölgedeki mevkidaşlarıyla temaslarını artıran Trump yönetiminin isimleri de Münih’te olacak. Başkan Yardımcısı Mike Pence, hem Binali Yıldırım’la hem de Merkel’le ilk yüz yüze görüşmesini yapacak. Pence göreve geldikten sonra Yıldırım’la 8 Şubat’ta telefon görüşmesi yapmıştı. Pence'in, bölge ülkelerinden bakanlarla ikili görüşmeler yapması planlanıyor. 

ABD İç Güvenlik Bakanı John Kelly, Savunma Bakanı Mattis ve John McCain’in liderliğinde bazı senatörler de konferansta olacak. McCain, bugüne kadar Trump yönetiminin aldığı kararlara yönelik sert eleştirilerde bulunmuştu.

Flynn’in istifasının ardından ismi yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı adayları arasında geçen, eski CIA Direktörü Petraus da konferansa katılıyor.

Toplantılarda ABD’deki yeni yönetimin NATO’ya yaklaşımı da ele alınacak. Trump, "NATO'nun sorunları olduğunu çok daha önce de söyledim. Birincisi modası geçmiş bir örgüt, çünkü çok uzun zaman önce kuruldu. İkincisi ülkeler ödemeleri gereken aidatı ödemiyor" demişti.

Obama döneminde göreve getirilen, ABD Başkanı’nın IŞİD’le mücadele özel temsilcisi Brett McGurk de bu yıl konferansa katılıyor.

Kaynak: Al Jazeera

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;