Bilim-Teknoloji

İnternet gazeteciliği yaygınlaşacak

Al Jazeera Türk'e özel açıklamalarda bulunan bilişim yazarı ve yeni medya konusunda çalışmaları bulunan Dr. Hakkı Öcal, internetin gazeteciliği büyük oranda değiştirdiğini ifade etti.

Konular: Bilim-Teknoloji

Haberin Öne Çıkanları

İnternet tabanlı gazetecilik artacak

Haberin maliyeti ucuzladı

Yeni medya daha da yaygınlaşacak

Türkiye'nin ilk Bilişim yazarlarından olan Hakkı Öcal, uzun yıllar ABD'de çalıştıktan sonra Türkiye'ye dönüş yaptı. ABD'de yeni medya üzerine çalışmalarda bulunan Öcal, halen Bahçeşehir Üniversitesi'nde öğretim üyesi ve rektör danışmanlığı görevlerini yürütüyor.

Yeni medya ve bilişim sektörü ile ilgili sorularımıza yanıt veren Hakkı Öcal, gazeteciliğin büyük bir değişimden geçtiğini düşünüyor. Önümüzdeki yıllarda gazeteciliğin IP yani internet tabanlı altyapılara geçeceğini savunan Öcal, yeni dönem için bazı uyarılarda da bulunuyor.

Uzun yıllar ABD'de yeni medya ve yayıncılık üzerine çalışmalarınız oldu. Gazeteciliğin geçirdiği değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yeni medya adı üstünde her şeyi yeniledi. İnternet gazeteciliği 1990'ların sonunda IP tabanlı iletişim başladığı zaman herkes gibi ben de gazetenin, radyonun, televizyonun yerini IP tabanlı iletişimin alacağı tahmininde bulundum. Hemen o günlerde olmadı ama yavaş yavaş oluyor. En büyük değişim bu. Yani internet gazeteciliği diğer bütün gazeteciliklerin yerini almaya başladı. Önce bunu tespit edelim. Türkiye'de henüz çok şey görmedik ama Radikal gazetesinin kapanması, Karşı gazetesi çıkması ve onun hemen kapanıp sadece internette varlığını sürdürmesi ve benzeri şeyler bu yeni medyanın önemini gösteriyor. IP tabanlı iletişimin ne kadar yaygın, ne kadar toplumun içinde gösteriyor.

Bir diğer önemli gelişme gazeteci dediğimiz ayrı meslek sınıfının adeta yok olması oldu. Halk gazeteciliği ya da yurttaş gazeteciliği dediğimiz gelişim hepimizi gazeteci, fotoğrafçı  yaptı. 2 sene önce bir istatistik görmüştüm. Günde 1.5 milyon kare fotoğraf üretilirken, bu rakam günde 40 milyon kareye çıktı. Şimdi düşünün günümüzde günde kaç milyon kare fotoğraf üretiliyor. Çünkü hepimizin cebinde dünyanın en gelişmiş fotoğraf makinesi var. Telefonlarımızdaki minicik kamera hepimizi fotoğrafçı yaptı. Bu fotoğrafları çekip orada da bırakmıyoruz. Hemen internete koyuyoruz. Her fotoğrafın bir hikayesi var. Her hikayenin bir fotoğrafı var. Dolayısıyla önemli ölçüde yurttaş gazeteciliği sayesinde bazen çok ciddi olarak bazen eş dost arasında haberleşmenin artmasına yol açtı. Bunun doğal sonucu maalesef gazetecilikteki etik kuralların ve meslek kurallarının internete taşınmaması oldu. Bunu üzülerek kaydediyorum. Yani bir gazeteci ne kadar beğenmeseniz de aldığı haberi ikinci bir kaynaktan teyit ettirir, ettirmek zorundadır.

Şimdi öyle değil. Birisi yolda bir şey görüyor. O fotoğrafı çekiyor ve internete koyuyor ve bu bir anda orman yangını gibi televizyonlara, radyolara ve gazetelere bile yansıyor. Bu kötü bir şey. İşin negatif unsurlarından birisi olarak belirtmek isterim.

Tabi haberleşmenin miktarının artması etkisinin de artması anlamına geliyor ve dolayısıyla eskiden iletişim siyasal etkisi çok geç görülürken günümüzde çok daha çabuk görülebiliyor. En son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gördük. Türkiye'nin hemen hemen hiç tanımadığı bir aday bir aylık bir kampanya sonunda (ki bunun büyük bir bölümü internette yapıldı) neredeyse yüzde 40 yakın oy alabildi. Bu da iletişimciler açısından en önemli ipuçlarından birisidir. Günümüzde internet tabanlı iletişimin ne kadar etkin olduğunu gösteriyor.

Yeni medya anlayışını nasıl buluyorsunuz? Türkiye'deki yeni medya ne aşamada?

Yaşanan bütün bu olumlu ya da olumsuz gelişmeler Türkiye'ye de aynen yansıdı. Maalesef ülkemizde kendi daha çok belli eden olumlu tarafları değil olumsuz tarafları oldu. Bir kere yalan/yanlış, tamamen fabrikasyon haberlerin internette çok çabuk dolaştığını görüyoruz. Ayrıca bilgisayar dergilerinde yazmaya başladığımız 1990ların sonlarına doğru hepimizin vurguladığı bir gerçek vardı: Benim o dönem savunduğum 'insanın internette annesinin önünde söyleyemediği şeyi söylememesi gerek' yaklaşımı olmalı. Siz annenizin önünde birine hakaret edemezsiniz. İnsan annesinin yanında diline, üslubuna ve kullandığı kelimelere dikkat eder. İnternette de böyle olması lazım. Yani karşınızda konuşanın mimiklerini, jestlerini görmediğimiz için bazen çok rahatlıkla hakaretamiz şeyler söyleyebiliyoruz. Veya hiç ipe sapa gelmeyecek haberler uydurup, yayabiliyoruz. Bunlar işin kötü tarafları.

'Haberin maliyeti ucuzladı'

Ama iyi tarafları da var: Haberin maliyeti ucuzladı. Bir haberi almak, getirmek, bir gazete binasında onu yazmak, fotoğrafları bastırmak ve gazeteye koymak pahalı işlerdi. Bunlar günümüzde hala pahalı işler. Ama yeni medya dediğimiz araçları kullandığımız zaman haberleşmenin çok ucuzladığını görüyoruz. Bugün milyarlarca liraya mal olabilecek bir televizyon yatırımı yerine 3-5 arkadaş bir araya gelip, epey güzel iş yapabilecek 3-5 bin liraya video yeteneği olan bir kamera edinip, güzel bir içerik bulabilirlerse hemen yarın internette bir televizyon kurabilirler. Kendi kanallarını satın alırlar, kendi sitelerini satın alırlar ya da YouTube'a Vimeo'ya koymak suretiyle video gazeteciliği yapabilirler. Bu da işin olumlu yanlarından birisi. Türkiye'de bunun hızla yayıldığını görüyorum. Tabi insan genç arkadaşların haberleşmeye bu kadar önem vermesi ve kendilerini bu işe adamalarından gurur duyuyor.  

Dikkat edilecek bir iki husus var: Haberlerin doğruluğuna emin olmak, uyduruk olduğu belli olan şeyleri yaymamak ve ikinci bir kaynaktan teyit edilmeyen haberleri paylaşmamak çok önemli.

Sizce gelecekte gazetecilik nasıl olacak?

Gelecek bugünün daha gelişmiş bir şekli olacak. Bunu söyleyebilirim. Yani gazeteler, dergiler giderek daha azalacak. Tirajları giderek daha düşecek. Ortaya bir haberleşme boşluğu çıkmayacak. Ama bunların yerini daha çok internet gazeteciliği ve yeni medya alacak. Büyük gazetelerin, büyük yayın kurumlarının, büyük televizyonların giderek karasal yayından vazgeçip, hatta uydu yayınından vazgeçip IP tabanlı televizyona doğru kaydıklarını göreceğiz.

Günümüzde IP TV dediğimiz internet tabanlı televizyon sayısı çok değil. Ama birkaç ticari uygulama dahi bunun mümkün, kolay ve ucuz olduğunu gösteriyor. Zannediyorum bu yayılacak. İlk gördüğüm şey IP TV'nin yayılacağı gerçeği oluyor. Siyasal partiler, sivil toplum kuruluşları ve benzeri halk örgütlenmeleri gazetecilik yoluyla daha çok internette fikirlerini, görüşlerini yaymaya başlayacaklar.

Türkiye'de bundan 20 yıl evvel yapılacak bir yolun ya da üçüncü köprünün sırf ağaçları korumak adına eleştirileceğini söyleselerdi hiç birimiz inanmazdık. Ama bu fikirler o kadar etkili ve kolaylıkla yayılabiliyor ki günümüzde böyle bir kaygı başladı. Bu güzel bir şey.

STK'ların fikirleri ne kadar hızlı yayılırsa Türkiye'nin kazancı o kadar çok olacaktır. Aslında bu bütün dünyanın kazancı anlamına geliyor. Türkiye'de bunu görüyoruz. Bunun olmakta olduğunu görüyoruz. Bunun artacağını söyleyebilirim.
 

Türkiye yazılım konusunda nerede?

Türkiye'de yazılım sektörünün çok hızlı geliştiğini söyleyebilirim. Yani Türkiye tabanlı öyle paket programlar var ki yüzlerce kişiye iş sağlıyor ve ülkeye döviz bile kazandırıyor. Türk yazılım firmalarının Rusya'da ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi hızlı gelişen ekonomilerde önemli yerler edindiğini biliyorum. Dubai’den mektup yazan genç arkadaşlar var. Bunlar gurur verici şeyler.

Ama büyük ölçüde değil. Bunlar henüz büyük ölçeğe varmadı. Sebebi zannediyorum ki Türkiye'de bilişim eğitiminin programcılığa yönelik kısmının fazla teşvik görmemesi. Bir ölçüde bunun sebeplerinden birisi yeni medyanın büyük bir işgücünü programcılıktan alıp webciliğe kaydırması oldu. Hem orada para iyi ve genç arkadaşlar bir programla aylarca uğraşmak yerine hazır bir web işini tercih ediyorlar. Ayrıca web daha göze görünür bir şey. Bir program yapıyorsunuz, bir muhasebe ya da otel işletme programı. Hiç kimse görmüyor ve bunun size manevi kazancı olmuyor. İsminiz gazetelere çıkmıyor. Dergiler sizden bahsetmiyor. Ama buna karşılık web daha gözle görünür bir şey. Bu bakımdan programcılıkta birazcık geride kaldığımızı söyleyebilirim.

Ama bu demek değildir ki  karamsarım. Türkiye'de programcılığı çok iyi benimseyen gençlerle bundan 20 yıl önce tanıştım. O heyecanın hala devam ettiğini görüyorum. Bir konferansa gittiğimiz zaman gençlerin programcılık heyecanını hissedebiliyorum.

Belki okullarımızda biraz daha programcılığa teşvik olursa, bilgisayar okulları, mühendislik fakülteleri programcılığı biraz daha teşvik ederlerse belki gençlerimiz daha bir hevesle bu alana yönelebilirler gibime geliyor.

Türkiye kendi milli işletim sistemini geliştirmeli mi?

Pardus tartışmaları başladığı zaman o konuya da bilgisayar dergilerinde değindim. Türkiye'de 'milli' demek istemiyorum yerli işletim sistemi fikri çok cazip. Milli denince akla otomatik olarak ulusal savunma geliyor. Yani evet biliyoruz bugün bilgisayar donanım altyapısı bir ülkenin en önemli milli kaynaklarından birisi. İran'ın başına gelene bakın. İran'ın son yıllarda nükleer enerji ye geçiş süreci önemli kesintiye uğradı. Stuxnet virüsü yüzünden oldu. Bu sebeple birisinin ortaya çıkıp da 'milli bir sistem lazım' dediği zaman insanların zihninde çok olumlu bir tablo çiziyor. Fakta meseleyi milli çıkarlara, ulusal güvenliğe hapsetmek daraltmak olur. Evet bizim yerli sistemlere ihtiyacımız var. Her bilgisayar mühendislik fakültesinde her genç mezuniyet projesi olarak bir işletim sistemi yazmalı. Öğretmenlerimiz, hocalarımız bunu teşvik etmeli. Buna hiç itirazım yok. ABD'de hala en yaygın olan mezuniyet tezi işletim sistemi yazmaktır.

Bu demek değildir ki biz kendimizi yerli işletim sistemine hapsetmeliyiz ve diğerlerine kapıyı kapatmalıyız. Asla gerçekçi olmaz ve bununla bir yere varamayız. Yerli bir işletim sistemi üretmek için bütün gençlerimizi teşvik etmeliyiz. Bu güzel bir şey. Ama asla ve asla bunu yaparak bir havuz ya da dışarıya kapalı fanus sistemi de düşünmemek lazım. Çünkü IP tabanlı her şey dünyayı küçük bir köy haline getirdi. Biz kimseye kapımızı kapatamayız. Ne programlarda ne de işletim sistemlerinde.

Fatih projesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Eğitimde bu tarz teknolojinin kullanımı sorunlara çare olabilecek mi?

Fatih projesini kalben çok destekliyorum. Yazılarımla da destekledim. Şu anda da internette bilişim sınıflarında bilişim öğretmeni olarak yetiştirilmiş gençlerimizin öğretmen olarak tayin edilmemesi, atamalarının yapılmamasının sorunun ciddi olduğunu düşünüyorum.

Fakat her şeyi devletten beklemeyi teşvik eden bir yaklaşım bu. Ben anne babaların kendi çocuklarını bilişim sistemlerine daha çok yönlendirmesinden yanayım. Eğer devletten beklersek devlet bunu bir noktada eksik yapabilir, geç yapabilir. Günümüzde bilişim teknolojileri o kadar hızlı gelişiyor ki 6-7 yaşındaki çocuklar tablet bilgisayar ya da annelerinin babalarının telefonlarıyla oynuyorlar. Bu çocukların yönlendirilmesi, iyiye götürülmesi, bunların daha çok teşvik edilmesi şart. Bunun için devlet elinden geleni yapıyorsa yapsın. Ama devlet yapıyor diye biz aileler olarak kendimizi yükümüz sırtımızdan alınmış gibi hissetmemeliyiz. Yükün büyüğü aile üzerindedir. 'Devlet Fatih projesi yapıyor artık benim çocuğumun bilişim, iletişim teknolojilerine ne kadar yatkın, ona ne kadar donanım sağlanıyor, bununla ilgilenmeme gerek yok' dersek yanılırız.

Devlet ne kadar girerse girsin, ne kadar yardımcı olursa olsun, bilişim teknolojilerinde de sorumluluk ailededir.  Bu sebeple Fatih projesi devam etsin, destek verelim. Vatandaşlar olarak hükümetleri zorlayalım. İkinci Fatih projesi başlasın. Üçüncüsü başlasın. Ama bu bizi bu işten beraat ettirmiyor. Sorumluluk anne baba olarak hala bizde. Bunu vurgulamaya çalışıyorum.

Kaynak: Al Jazeera 
 

Özgür Çetin

Bilim-Teknoloji yazarı Devamını oku

Müfit Yılmaz Gökmen

Bilim-Teknoloji yazarı Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;