İnsan

'Taş fırın' foto muhabiri

Fikret Yıldız, 15 yıldır İstanbul Eminönü’deki Yeni Cami’nin arkasında simit satıyor. Onu fazla tanımayanlar için Yıldız sadece bir simitçi, ama onu tanıyanlar için daha fazlası. Yıldız’ın asıl mesleği foto muhabirliği. Emekli olduktan sonra çocuklarının eğitimi için Siirt’ten İstanbul’a taşındı. Çocuklarını okutabilmek için de simit satmaya başladı. Ancak, gönül verdiği fotoğrafçılıktan da asla kopmadı. Simitlerini sattıktan sonra yine ânı fotoğraflamak için Eminönü’nde dolaşmaya çıkıyor.

 

İstanbul Eminönü’ne gelenler için Fikret Yıldız sadece bir simitçi. Ama onu yıllardır tanıyan esnaf için simitçiden çok daha fazlası. Çünkü, seyyar satıcıların büyük kısmı onunla hemşehri. Yani, onu kendi çocukluklarından tanıyor. Yıldız’ın fotoğraf çektiği, haber peşinde koştuğu dönemlerden…

Fikret Yıldız, 1984-2000 arası Siirt’in Kurtalan ilçesinde hem fotoğrafçılık hem de foto muhabirliği yaptı. Bu süre içinde Milliyet, Hürriyet ve DHA gibi yayın organlarına haber geçti. Yerelde muhabir olarak çalışmak her zaman zordur. Hele hele bundan 20-30 yıl öncesinde çalışmak daha da zordu. Parça başı kazanç, ne kendisi ne de ailesi için yeterli bir gelir kaynağı olabilirdi. Sabit geliri, Tekel işçiliğinden geldi. 2000 yılında da bu kurumdan emekli oldu.

Emeklilikle birlikte çocuklarının daha iyi bir eğitim almaları için İstanbul’un yolunu tuttu. Elinde bir tek emekli maaşı vardı. İlk etapta amacı, Siirt’teki mesleğini burada da sürdürebilmekti ama büyükşehrin şartlarıyla taşranın şartları birbirine denk değildi. Gelir gider dengesini tutturamadı, fotoğrafçılıktan ekmek çıkmayacağını anladı. Emekli maaşına ek, İstanbul’da simit satarak çocuklarının eğitim masraflarını karşılamaya başladı.

Fikret Yıldız: Sanki tarihi bir fon içinde yaşıyorum. Gündüz gözlem yapıyorum sonra fotoğraf çekmeye çıkıyorum.

Simit satan bir emekli

Fikret Yıldız, 15 yıldır aynı yerde. İstanbul Eminönü’deki Yeni Cami’nin arkasında simit satıyor. Sabah erken saatlerinde tezgahını kuruyor. Günü, belli rutinlere bölmüş durumda. Taş fırından parti parti gelen simitler de bu düzene göre tazeleniyor. İşe başlama, öğle arası, vapur saatleri, iş çıkışı, haftasonu yoğunluğu gibi.

Yıldız, aslen Siirt Kurtalanlı. İstanbul’a geldikten sonraki ilk iki yıl günlük işlerde çalıştı. Mısırcılık ve kestanecilik de denedikleri arasında. Ancak zahmeti fazla olduğundan kârı daha düşük simite kaydı. O gün bugündür simit satıyor.

Yaptığı işten gocunmadığını ifade ediyor. İşini de çok seviyor. Farklı insanlarla ayaküstü ettiği sohbetleri çok önemsiyor.

“Nasıl bir kuzuyu besliyorsun, simit cansız görünüyorsa da canlıdır benim nazarımda. Yani onun, o çıtırdama sesiyle kalması, kurumaması ve yumuşamaması… Hem kurumaması hem yumuşamaması önemli. Yani onlara dikkat etmek lâzım. Kuzularım diyorum, seviyorum. Görüntüsü bile insanın hoşuna gidiyor. Bağdaş kuruyor, canlı gibi bakıyorsun. Bir de güzel insanlarla haşır neşirim. Üç kuruş da olsa para kazanıyorum. Zevk alıyorum.”

Yıldız: Bazen 12-13 saat bazen 14 saat durduğum oluyor. Günde 20 çaydan aşağı içmem. Çay içmezsem başım ağrıyor.

Yıldız, İstanbul Bağcılar’da yaşıyor. 5 çocuğu var. Emekli aylığı bin 300 TL. İki çocuğu üniversitede, bir çocuğu da anadolu lisesinde. Diğer çocukları da meslek sahibi. Tüm çabası çocuklarının eğitimi yarıda kalmaması için.

“Emekli diyor bak, emekli. Yani bir emek sarfetmişim bu ülke için. Benim şu an istirahat etmiş olmam lâzım. İstanbul’un yaşam koşulları göründüğü gibi değil. Yaşama, ev bakma, okul okutma, şu bu… Bayağı bir yokuş… Biz, azla yetinen insanlarız. Onlar bir şeyden eksik kalmasın, arkadaşlarından eksik olmasın diye değişik işlerde çalışma gereksinimi hissettim. Biz, sosyal yaşamımızdan feragat ettik ama onları eksik bırakmadık. Simidin geliri az ama bir emekli maaşı kadar para bırakıyor. Zengin etmez ama mahçup da etmez. Simit satarak beşini de okuttum.”

Yıldız: Fotoğraf çekerken mutlu oluyorum. Özlem duyuyorum.

Simitler bitince yeniden fotoğrafçı oluyor

Fikret Yıldız, ekmeğini simitten çıkarıyor. Mesaisinin büyük kısmını da simide ayırıyor. Simitlerini sattıktan sonra da ayran ve su dolu tezgâhının altından emektar fotoğraf makinasını çıkarıyor. Boynuna astığı gibi yollara düşüyor.

“İş bittikten sonra alıyorum makinayı, yani simitçi olarak değil eski bir meslek şeyi olarak dalıyorum artık. Bir tarihi eser olsun, şu köprüde balık tutan insanlar olsun, oltalar olsun, onların ışık yansıması olsun çekmeye çalışıyorum. Kopamıyorsun. Ne kadar ayrılsan, sıyrıldım desen de ister istemez devamlı içindesin. Yani içinde yaşıyor o.”

Fikret Yıldız: Kişiyi gördüğüm zaman makineye alma hevesi geliyor.

Dijital makina kullanmıyor. Manuel fotoğraf makinası kullanıyor. Zamana pek ayak uyduramadığını söylüyor. Ama bundan rahatsız değil. ‘Zor olan güzeldir’ görüşününde.

“İş olarak fotoğrafçı, ama ekmek çıktığı için simitçi. Şimdi simitçilik, biraz küçültülecek bir meslek. Bazen bir altılı oynuyor diyor, 'Simitçi altılısı' yani küçük. Alt tabaka görünüyor. Ben öyle değerlendirmiyorum yani. Güzel insanlarla haşır neşirim. Üç kuruş da olsa para kazanıyorum, ben zevk alıyorum. Az olsun huzurlu olsun. Nasıl ki, simit olsun helâl olsun, alınteri olsun veyahut da  zor olsun. Gururunu da bastır ki, ben o konuyu hiç düşünmedim. Benim ekmeğim nerede, burayı süpür. Para kazan, o çocukları okut. O bile güzel gelir.”

Muhabirimize ulaşmak için: basak.cubukcu@aljazeera.net

Twitter: @basakcubukcu

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;