Enerji

'Türk Akımı ile rakip değiliz'

TANAP Genel Müdürü Saltuk Düzyol, projenin yüzde 65’inin tamamlandığını söyledi. Türk Akımı ile TANAP’ın birbirinden nasıl etkileneceğine de yanıt veren Düzyol, TANAP’ın tüm anlaşmalarının imzalanmış olduğunu hatırlattı, “Türk Akımı’nın bize rekabet oluşturması söz konusu değil” dedi. Saltuk Düzyol'la, TANAP'ta son durumu, ve diğer uluslararası doğalgaz projelerini konuştuk.

TANAP Genel Müdürü Saltuk Düzyol, Al Jazeera'nin sorularını yanıtladı. [Zahidin Kosus- Al Jazeera]

Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı, yani Azeri gazını Avrupa pazarlarına taşıyacak doğalgaz boru hattı projesi beklenenden hızlı ilerliyor. Projenin Avrupa ayağı olan TAP’ın da tamamlanmasıyla Azeri gazının Avrupa’ya akışının 2020 yılında başlaması bekleniyor. Al Jazeera, TANAP’ta gelinen son durumu, şirketin Genel Müdürü Saltuk Düzyol ile konuştu. Uzun dönem enerji bürokratı olarak da görev yapan Düzyol, gündemdeki diğer uluslararası doğalgaz projelerini de değerlendirdi. Düzyol’a göre bu projeler önünde politik çalkantılar sorun yaratmıyor ama yatırımların finanse edilebilirliği açısından doğru zamanda yapılması şart. Düzyol, gelecekte doğalgaz piyasasının yapısı ve yenilenebilir enerji kaynakları kullanımına ilişkin öngörülerini de anlattı.

TANAP’ın planlanandan hızlı ilerlediğini biliyoruz. Şu an hangi aşamada?

TANAP, Bakü’den İtalya’ya kadar uzanan 3 bin 500 km’lik bir boru hattı zincirinin tam ortasındaki halka. Azerbaycan’ın Şahdeniz Doğalgaz Sahasındaki ikinci faz yatırımıyla birlikte, bütün olarak Güney Gaz Koridoru olarak adlandırdığımız toplam 40 milyar dolarlık bir dizi mega projeden sadece birini oluşturuyor. Projemizin başarısı birbirine paralel yürütülen diğer projelerin de başarısına bağlı. Arz zincirinin tam ortasında bulunmamız nedeniyle kritik önemimiz var. Projeler arasında en uzun güzergâh Türkiye’den geçiyor, boru çapımız da diğerlerinden daha büyük. TANAP, gerek Türkiye’nin ileriki yıllarda doğalgaz ihtiyacının karşılanması için önemli bir altyapı oluşturacak olması gerekse Azerbaycan’ın uzun vadeli stratejik planlarına hizmet edecek şekilde büyük çapta inşa ediliyor. Tabii boru çapının büyük olması, bazı zorlukları da beraberinde getiriyor.

"Bazı yerlerde inşaat mevsimi 100-110 günle sınırlı"

Bizim doğumuzda yer alan 42 inç çapındaki Güney Kafkasya Boru Hattı (SCP)’nın mevcut kapasitesi 48 inç çapındaki looplar ile genişletilmeye çalışılırken, batımızda yer alan Trans Adriyatik Boru Hattı (TAP) da yine 48 inç çapında inşa ediliyor. TANAP’ın Türkiye-Gürcistan sınırından başlayarak Türkiye’nin gaz alacağı ilk çıkış noktasına, yani Eskişehir’e kadar olan bölümü ise 56 inç çapında inşa ediliyor. Eskişehir’den Türkiye-Yunanistan sınırına kadar olan bölüm biz de 48 inç çapında. Zira Türkiye gazı Eskişehir’de teslim aldıktan sonra kalan miktarı batıya taşıyabilmek için bu çap yeterli geliyor. Boru hattımızın doğundaki 56 inçlik boru çapı ileriki yıllarda Azerbaycan’daki üretim imkanlarına bağlı olarak Türkiye’nin isterse ilave 15 milyar metreküp daha gaz alabilmesine olanak sağlamak için. Birlikte Güney Gaz Koridorunu oluşturan projeler arasında gerçekleştirilmesi en zor ve en maliyetli projelerden birisini hiç kuşkusuz Azerbaycan’ın Şah Deniz Doğal Sahasında gerçekleştirilen kuyu başı yatırımı oluşturuyor. Gerçekten zor bir yatırım, mali büyüklüğü de çok fazla, 28 milyar dolarlık bir yatırım yapılıyor. Ondan sonraki en büyük halka TANAP, yatırım bedeli 8.5 milyar dolar. TANAP’ın karşısındaki en büyük zorluklarından birisini boru hattı güzergahının ilk 600 km’sinin ortalama 2.000 metre yükseklikteki bir dağlık bölgeden geçmesi oluşturuyor. Bazı yerlerde inşaat mevsimi toplamda 100-110 gün ile sınırlı. Dik yamaçlarla ve dere geçişleriyle dolu bu bölgede pek çok yerde otomatik kaynak sistemi kullanamıyorsunuz. Bu bölgeye her biri 10 ton ağırlığındaki ve (56 inç) 142 cm çapındaki boruları nakletmek, dizmek, kaynak sonrası indirmek başlı başına bir problem. Ayrıca yine aynı güzergah üzerinde 4500’ün üzerinde özel geçişimiz (karayolu, demiryolu, elektrik iletim ve telekomünikasyon altyapıları, nehirler, dereler, sulama kanalları, diğer boru hatları vb.) mevcut. Ancak karşılaştığımız tüm bu lojistik problemleri ve coğrafi engelleri büyük oranda aşmış durumdayız.

TANAP boru hattı güzergâhı

"İki faz halinde inşa ediyoruz"

Halen boru hattımızı iki faz halinde inşa ediyoruz. Faz 0 (Sıfır) dediğimiz ilk faz kapsamında 56 inç çapında ve yaklaşık 1334 km uzunluğundaki bir karasal boru hattı ile 2 adet ölçüm istasyonu, 1 adet ana hat ve 1 adet offtake kompresör istasyonu ve çok sayıda blok vana ve pig istasyonu inşaatını gerçekleştiriyoruz. Faz 0 kapsamındaki inşaat işleri Türkiye-Gürcistan sınırından başlayarak Eskişehir’e kadar uzanan güzergahı üzerinde yapılıyor.  Haziran 2018 sonuna kadar Faz 0 kapsamındaki işleri tamamlayarak BOTAŞ’a ve Türkiye’ye gazı vermeyi amaçlıyoruz. Türkiye’ye gaz arzına ilk yıl 2 milyar metreküp ile başlayacağız ve 3 yıl içerisinde 6 milyar metreküpe ulaşacağız. Faz 1 olarak adlandırdığımız kısım ise 48 inç çapında bir karasal boru hattı, iki adet ölçüm istasyonu ve 36 inç çapındaki ikiz boru hattından ibaret Çanakkale Deniz Geçişi’nden oluşuyor.

Proje içinde bundan sonraki en önemli bölümlerden biri herhalde bu deniz geçişi olacak...

Evet, bu iş için önümüzdeki yaz aylarında çok büyük bir lay barge, yani bir fabrika gemi gelecek. Üzerinde önceden imalatı tamamlanmış ve beton zarfla kaplanmış boruların belirli miktarlarda stoklanabildiği, otomatik kaynak, tahribatsız muayene ve denize indirmenin yapılabildiği, deniz üzerinde akıntıya karşı kendi kendisini sabitleyebilen bir gemi bu. Gelecek bu gemi vasıtasıyla Çanakkale Deniz Geçişini 2017 yılı yaz ayları sonunda tamamlamayı planlıyoruz. 36 inç çapında, 18 km uzunluğunda ikiz bir boru hattı olacak. Avrupa’ya gaz arzı bizim tahminlerimize göre TAP Projesinin hızına bağlı olarak 2020 yılında başlayacak. Biz aslında kendi tarafımızı çok daha erken bitirmeyi ve 2019 yılının ortalarında Avrupa’ya gaz teslimine hazır hale gelmeyi planlıyoruz. Ancak Güney Gaz Koridorunun Avrupa ayağı olan TAP’ın bu tarihe yetişemeyeceğini öngörüyoruz. Biz şu anda Türkiye’nin gaz alabilmesi için gerekli Faz 0 yatırımının yüzde 75’ini tamamlamış durumdayız. Faz 1 ile birlikte ise toplamda yüzde 65 tamamlanma oranına ulaştık.

Fotoğraf: Zahidin Köşüş-Al Jazeera
"TANAP, ne Rus gazına ne de diğer arz kaynaklarına karşı"

TANAP gündeme geldiğinden bu yana hep farklı şekillerde tanımlandı. “Rus gazına alternatif” bunlar arasında en çok kullanılan tanımlama oldu. Siz nasıl tarif edersiniz bu projeyi?

TANAP aslında Türkiye ve Avrupa Birliği’nin uzunca bir süredir gündeminde olan gaz tedariğinde kaynak ve güzergah çeşitliliği yaratmaya yönelik 4. bir ana arterin açılması stratejisinin ve bu yönde gösterilen çabaların bir ürünü. Aynı strateji doğrultusunda daha önce geliştirilmeye çalışılan Nabucco Projesinin akamete uğramasıyla birlikte, bu projenin yerini TANAP ve TAP projeleri aldı. Bunda Nabucco’nun arz kaynağı sorununu bir türlü çözememesi ve kaynak ülke Azerbaycan‘ın tercihini kendisinin de içerisinde hissedar olarak yer aldığı TANAP ve TAP projelerinden yana kullanması etkili oldu. Biz, TANAP projesini hiçbir zaman diğer projelere bir alternatif veya rakip olarak konumlandırmadık. Ne Rus gazına ne de diğer arz kaynaklarına karşı. Biz TANAP’ı tamamlayıcı bir proje olarak görüyoruz. Hatta Güney Gaz Koridoru projelerinin tamamını öyle görüyoruz. Güne Doğu Avrupa ülkeleri açısından doğalgaza erişim ve tek bir kaynak ülkeye olan bağımlılık Batı Avrupa ile kıyaslandığında uzun bir süredir önemli bir problem teşkil ediyordu. Özellkle ana tedarikçi ülke Rusya Federasyonu ile transit ülkeler arasında yaşanan yapısal bazı sorunlardan ötürü bu ülkelerin arz güvenliği büyük tehdit altındaydı. Bu ülkelerde doğal gaz arzında sık sık yaşanan kesintiler bu ülkeleri ister istemez bir arayış içine sokmuştu. TANAP’ın, rakip değil ancak tamamlayıcı bir proje olarak, özellikle Güney Doğru Avrupa ülkeleri için toplamda 10 milyar m3 için de olsak kaynak ve güzergah çeşitliği yaratacak olması onu kritik öneme sahip kılıyor. Avrupa’nın Rusya’dan her yıl yaptığı doğal gaz ithalatı ile karşılaştırıldığında bizim şu anda Avrupa piyasasına arz ettiğimiz miktar oldukça mütevazı kalıyor. Bir tarafta yılda 160-180 milyar metreküpe kadar gaz ihraç eden Rusya Federasyonu var. Diğer tarafta ise şu an için taşıma kapasitesi 16 milyar metreküp olan TANAP var. Avrupa’ya taşıyacağımız gaz miktarı şu an için 10 milyar metreküp ile sınırlı. Avrupa’ya taşıyacağımız miktar şu an için küçük bir miktar, ama Güney Doğu Avrupa Ülkelerinin toplam tüketim miktarları da dikkate alındığında kaynak ve güzergah çeşitliliği yaratacak olması nedeniyle önemli. Bir yönüyle, Güneydoğu Avrupa ülkelerini tek bir kaynağa bağımlı olmaktan kurtaracak. Ama biz hiç bir zaman Rus gazı ile rekabet etmek saikiyle bu işi yapmadık.

"Gazın gazla rekabetinden tüketiciler istifade edecek"

Enerji alanındaki sıcak başlıklardan biri Türk Akımı projesi. TANAP ile Türk Akımı arasında hangi koşullarda bir rekabet olacak? İki proje birbirini nasıl etkileyecek? Ayrıca İsrail, Kıbrıs gibi projeler de tartışılıyor.

Bir doğal gaz arz zincirinin oluşması ve bunun için gerekli altyapı yatırımlarının hayata geçirilebilmesi en az 5 ila 6 yıllık bir süreyi gerektiriyor. Bir doğal gaz arz zinciri oluşturulurken, öncelikle kaynak ülkeler ile alıcı ülkelerin şirketleri arasında doğal gaz alım satım anlaşmalarının yapılması yani “throughput”un garanti altına alınması gerekiyor. Ardından ülkeler arasında transit taşımacılığa ilişkin hukuki ve teknik altyapının oluşturulması, gerekli izinlerin alınması ve taşıtanlar ile taşıyıcılar arasında gaz taşıma anlaşmalarının yapılması ve yatırımların bankalardan kredi alabilir hale getirilmesi (bankable kılınması) gerekiyor. Yatırım kararları ancak bundan sonra alınabiliyor. TANAP tüm bu şartları sağlayan bir proje olarak hayata geçiriliyor. Türk Akımı da benzer bir proje olarak bu şartları sağlamak zorunda. Rusya Federasyonunun bana tedarikçi ülke olarak bu projeyi hayata geçirmeyi bu kadar istemesinin ana nedeni halen Avrupa’ya gaz ihracatında transit ülkelerle yaşamakta olduğu problemleri bir nebze olsun azaltabilmek ve Avrupa piyasası için güvenilir tedarikçi pozisyonunu eskisi gibi sürdürebilmek . Şu an için bize bir rekabet oluşturması söz konusu değil. Zira TANAP’ın taşıyacağı gaz miktarı ve taşıma tarifesi gaz taşıtan şirketler olan BOTAŞ ve AGSC ile imzalanmış 15 yıllık bir gaz taşıma anlaşması ile garanti altına alınmış durumda. Bu süre için Türk Akımı’nın bize rekabet oluşturması söz konusu değil. Ancak satıcı şirketler yani taşıtanlar açısından bakıldığında tabii ki bir rekabet söz konusu. TANAP ile gaz taşıma anlaşması bulunan Taşıtanlar, gerek Türkiye’deki çıkış noktalarında Türk alıcılara gerekse Türkiye-Yunanistan sınırında Avrupalı alıcılara gaz satarken Türk Akımı üzerinden alıcılara ulaşacak Rus Gazıyla bir fiyat rekabetine girmek durumda kalacaklar. Gazın gazla rekabetinden ise hem Türkiye’deki hem de Avrupa’daki nihai tüketiciler istifade edecekler.

Bu daha çok Türk Akımı için bir dezavantaj niteliğinde görünüyor, çünkü zaten alıcılar belli bir miktar için angajmana girmiş durumda.

Gaz taşımacılığı ve ticaretini iki ayrı faaliyet olarak düşünmek gerekir. Burada rekabet gazın taşımacılığında değil ticaretinde olacak. TANAP ve Türk Akımı tamamen gaz taşımacılığı yapmak üzere kurulmuş iki şirket. Gaz ticareti bizim işimiz değil. Türk Akımı, Karadeniz geçişli ikiz bir boru hattı ile getireceği gazı önce Türkiye’ye ve ardından Türkiye ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya arz etmeyi planlayan bir proje. Ancak Avrupa’ya gaz satabilmesi için Avrupa sınırları içerinde bir boru hattı sistemine bağlanmak ya da kendisi bir boru hattı sistemi kurmak zorunda. Bunun için de ilave yatırım yapması ya da TAP benzeri boru hatlarının boş kapasitelerini kullanması gerekecek. Tabii bu noktada, Avrupa Birliğinin kendi sınırları içerisinde yapılacak gaz ticareti ve taşımacılığı ile ilgili yürürlükte bulunan mevzuatıyla getirdiği bazı sınırlamaları da aşması gerekecek.

İsrail’de de bir gaz potansiyeli var. Kıbrıs’tan da söz ediliyor. Ve TANAP ile Türk Akımı dahil tüm bu projelerin hedefi Avrupa. Avrupa’nın bu kadar gaza ihtiyacı var mı?

Bu konuda yapılmış farklı projeksiyonlar var. Bazı analizlere göre Avrupa’nın gaz talebinin büyüme hızı beklentilerin çok altında gerçekleşecek. Daha iyimser senaryolara, yapılan tahminlere göre ise çok daha hızlı artması bekleniyor. Sonuçta bunlar birer projeksiyon. Piyasaların hangi hızda ve ne miktarda büyüyeceği her zaman tartışma konusu olmuştur. B undan 10 yıl önce Türkiye ile ilgili doğal gaz talep projeksiyonlarımızı yaparken, 2016 yılı itibarıyla toplam kontrat miktarımızı aşan bir talep bekliyorduk. Ancak talep büyüme hızı beklentilerimizin altında kaldı. Kış ayları için günlük talep miktarı beklentilerimiz kadar arttı ama yıllık bazda Türkiye’nin elindeki kontrat portföyü halen toplam talebi karşılayabilecek miktarda. Bunda hiç kuşkusuz küresel bazda yaşanan ekonomik durgunluğun ve son on yılda mevcut ve geçmiş hükümetlerimizin yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam enerji mixi içerisindeki payını arttırma yönündeki çabalarının başarıya ulaşmasının önemli etkisi var. Sorunuz kapsamında öncelikle Türkiye’ye ele alırsak, Türkiye’nin ileriki yıllarda bu kadar gaza ihtiyacı olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’de son 10 yıllık dönemde doğalgaz çevrim santrali kurmak için yapılan lisans başvurularına baktığınız zaman rakamların söylediklerimi doğrulayacağını göreceksiniz.  Doğal gaz talep büyüme hızı geçmiş yıllara göre bir miktar yavaşlasa bile Türkiye’nin doğalgaza olan ihtiyacı miktar olarak artmaya devam edecek. Uzun vadede Dünya ekonomisi ile birlikte Türkiye ekonomisi de büyürken, artan ekonomik büyümenin enerji talebi de doğal olarak büyüyecek.  Artan enerji ihtiyacının karşılanmasında kömür, doğal gaz ve nükleer yakıt kullanan baz yük santrallerine duyulan ihtiyaç artmaya devam edecek. Baz yük elektrik santralleri içerisinde en kısa sürede işletmeye alınabilen santraller biliyorsunuz doğal gaz çevrim santralleri. Doğal gazın kömüre ve diğer hidrokarbon türevi yakıtlara göre çok daha çevreci bir yakıt olduğunu söylememize de herhalde gerek yok.

“Doğu Akdeniz gazının gelme şansı var ama...”

Doğu Akdeniz gazından söz ettiniz. Gelme şansı var tabii ama hangi takvimde? Şu anda petrol fiyatlarının nispeten düşük olduğu bir dönemdeyiz. Halen varil başına 55-60 dolarlık bir petrol fiyatından bahsediyoruz, oysa biz yakın geçmişte 137 dolarları gördük. O dönemde dünyanın her tarafında açık deniz arama ve üretim faaliyetleri hız kazanmıştı. Öncesinde çok maliyetli görünen yatırımlar bile yapılabiliyordu. Ama bugün baktığınızda yatırım ortamı o dönemin oldukça gerisinde. Yatırımcılar önlerini görmek istiyorlar, bankalar da aynı şekilde. Bu sebeple Doğu Akdeniz gazının örneğin Türkiye’ye gelmesi için üç alternatif görüyorum ben. İsrail veya Akdeniz’e komşu bir ülkede kurulacak bir LNG sıvılaştırma tesisi ve bu tesise yapılacak bağlantı hatları ile gaz LNG olarak pazarlanabilir, Türkiye’ye kadar yapılacak bir off shore boru hattı ile Türkiye’deki gaz sistemine bağlanarak yeterince büyük olan Türkiye piyasasına boru gazı olarak arz edilebilir, üçüncü seçenek olarak ise TANAP gibi bir transit boru hattı sistemine bağlantı sağlanarak Avrupa’ya satılabilir. İşin siyasi boyutu da olmakla birlikte, bu alternatiflerin hepsi yatırım kararı alınmadan önce ticari olarak değerlendirilmesi gereken konular. 2000’li yılların başlarında boru gazının tüketim merkezlerine 2 bin kilometre uzunluğa boru hatlarıyla ekonomik olarak taşınabileceği düşünülürdü. Petrol fiyatlarının ve ona bağlı olarak gaz fiyatlarını artmasıyla bu mesafe giderek arttı. Bugün Güney Gaz Koridoru olarak 3 bin 500 kilometrelik bir boru hattı sisteminden söz ediyoruz.

Türkiye’nin içinde bulunduğu bölge her zaman gergin.  Ancak bugün itibarıyla neredeyse tüm uluslararası aktörlerin içinde olduğu bir politik gerilim söz konusu görünüyor. Bu nasıl etkiliyor yatırım yapılabilirlik durumunu?

Geçtiğimiz hafta Bakü’de Güney Gaz Koridoru Danışma Konseyi Bakanlar Toplantısı gerçekleştirildi. Bu, Güney Gaz Koridoru üzerinde yer alan ülkelerin ilgili bakanlarının yanı sıra, projeye destek veren ABD ve AB ülkelerinin ve projeye ilgi duyan ve destek veren uluslararası finans kuruluşlarının katılımıyla gerçekleşen bir organizasyon. Bu yıl üçüncüsü gerçekleştirildi. TANAP’ın da içinde bulunduğu Güney Gaz Koridoru projelerinin tamamının arkasında Batı Dünyası var. Bu durum, projelerin başarıya ulaşma şansını önemli ölçüde artırıyor. Tabii ki tüm bu projelerin önünde politik riskler de var. Dikkat ederseniz bu projelerin hukuki altyapısını oluşturan anlaşmalar imzalanırken pek çok ülkenin devlet başkanları, başbakanları, bakanları bu anlaşmalara taraf olarak ya da şahit olarak imza koyuyor ya da desteklerini ifade etmek imza törenlerinde hazır bulunuyorlar. Çünkü bu projeler her ülkeye farklı katkılar sağlarken, geçtiği güzergah üzerinde bulunan ülkelerin siyasi ve ekonomik istikrarına ve bölge barışına katkı sağlıyor. Yatırımcılar, yükleniciler, tedarikçiler, alıcılar, herkes kazanıyor. Dolayısıyla ben dünya siyasetinde yaşanan politik çalkantıları bu tarz mega projeler için büyük bir risk olarak görmüyorum. Rusya’nın soğuk savaş yıllarında Batı Dünyasıyla yaşadığı en gerilimli anlarda bile Avrupa’ya doğal gaz arzını kesmediği unutmamamız gerekir. Bu tarz büyük enerji projeleri; bir taraftan katılımcı ülkeleri birbirine karşılıklı bağımlı hale getirirken, diğer taraftan bu ülkeler arasındaki siyasi gerilimleri azaltarak barışa katkı sağlar.  

"Yenilenebilir enerji uzun vadede Türkiye'nin ihtiyacını karşılayabilecek seviyede değil"

Son olarak son dönemde yenilenebilir enerjiyi, çevreyi, karbon emisyonlarını çok konuşuyoruz. Çünkü geleceğe nasıl bir dünya bırakacağımız belli değil. Siz bu ölçekte bir doğalgaz projesinin önemli yöneticilerinden biri olarak ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Tüm hidrokarbonlar çevreyi kirletir, bu bir realite. Ama hidrokarbon yakıtlar içinde en çevreci yakıt doğalgazdır. Doğal gazın Türkiye’de evsel tüketimde kullanıldığı ilk ilimizin Ankara oluğunu,. 80’li yıllarda Ankara’daki hava kirliğinin insan sağlığını tehdit eder boyutlara ulaştığını, sokağa çıkamaz hale geldiğimizi, bazı günler okulların tatil edildiğini 40 yaş üzeri kuşak gayet iyi hatırlayacaktır. Bu nedenledir ki, Türkiye Rusya Federasyonu ile ilk kez 1986 yılında bir doğal gaz alım satım anlaşması imzalamış ve 1990’lı yılların başlarından itibaren doğal gazla tanışmıştır. Yenilenebilir enerji, mevcut potansiyelimizin tamamının kullanıldığı varsayımıyla dahi, uzun vadede Türkiye’nin enerji ihtiyacının tamamını karşılayabilecek seviyede değildir. Enerji karışımımız içerisinde yenilebilir enerjinin payını artırmamız gerek ekonomik gerekse çevresel nedenlerle tabii ki gereklidir. Ama şunu unutmamak gerekir, bu kaynaklar enerji arzında sürekliliği sağlanamayan kaynaklardır. Siz ülkenin enerji ihtiyacını sadece rüzgâr, jeotermal, güneş ile karşılayamazsınız. Hiç hidrokarbon yakmayalım gibi bir opsiyona sahip değiliz maalesef. Hidrokarbon yakıtlar dünyada diğer enerji kaynaklarını uzun bir süre daha domine etmeye devam edecekler. Ancak ülkelerin çıkarı yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam enerji tüketimi içindeki payını artırmaktadır. Türkiye’de de bu konuda gerekli adımların atıldığını ve son on yıllık dönemde çok önemli ilerlemeler kaydedildiğini görüyoruz.

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;