Blog

New York'taki cenaze: BM

Amerika'nın eski başkanlarından Woodrow Wilson’u mezarında ters döndürecek bir yapı var bugün New York’ta; Birleşmiş Milletler.

BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi: ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin. [Fotoğraf: BM]

Wilson, o zamanki adı Milletler Cemiyeti olan Birleşmiş Milletler’in kurulmasına son derece hâlisane duygularla ön ayak olmuştu.

ABD'nin 'dünya işlerine’ müdahil olması 1. Dünya Savaşı'nın ertesinde başladı. O sırada ABD Başkanı Wilson idi ve neredeyse "saf " denebilecek kadar dünya işlerine müdahil olmaktan uzaktı. Ama bu konuda 'tecrübesiz' olması 'ilgisiz' olduğu anlamına da gelmiyordu. 

Bu Avrupalılar…

O zamana kadar dünyayı parmağında oynatanlar, 'üzerinde güneş batmayan imparatorluğun sahibi' olan İngilizlerdi fakat artık eski güçlerini de kaybetmekteydiler. Dünya sahnesine yeni ve güçlü bir aktör olarak girmekte olan Amerika'ya ve onun başkanı Wilson'a kafa tutacak, hayır diyecek durumda değildiler.

Bu tablonun şekillendirdiği dengelerin yansımaları ilk olarak 1919'da Paris Barış Konferansı'nda belirdi. 1.Dünya Savaşı'nın galipleri dünyaya nizam vermek üzere orada toplanmıştı. Başkan Wilson'un o konferanstaki tarihi misyonunu İngiliz Başbakanı Lloyd George ile Fransa Cumhurbaşkanı Clemencau'nun 'emperyalist hırslarını' dengelemekti. "Bu Avrupalıllar' dünyaya barış ve adalet getirmekte başarılı olamamıştı, 'dünyanın Amerika'ya ihtiyacı vardı' (O zamanlar Amerika, İngilizlerle bugünkü gibi kucak kucağa değildi)

Konferans nihayete erdiğinde Wilson memnundu.

"Uluslararası gizli anlaşmalar yapılmayacak, bundan böyle diplomasi açık olacak" diye başlayan ve ''sömürgeleştirilmiş topraklarla ilgili son derece tarafsız raporlar hazırlanacak ve o ülkelerin gelecekleri orada yaşayan insanların çıkarı gözetilerek belirlenecek" diye devam eden Wilson İlkeleri"nin hayata geçirilmesini önemli ölçüde başardığını düşünüyordu, ama dedik ya, saf biriydi.

O konferansta İngilizler de Fransızlar da esasen istedikleri neredeyse her şeyi almayı başarmışlardı. Wilson'u gerçekte avutabilecek belki de tek şey Milletler Cemiyeti'ni kurmak oldu. Ama orada da elbette sadece galiplerin sözü geçecekti. 

Wilson ilkeleri hiçbir zaman uygulanamadı ama ‘sadece galiplerin sözünün geçmesi’ kuralı hep uygulamada kaldı.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Birleşmiş Milletler adını alan teşkilata o kadar da haksızlık etmemek lazım, bazı uluslararası krizlerde aktif ve anlamlı bir katkısı olmadı değil. Ama bunlar bir elin parmak sayısını geçmez.

Bugünlere gelirsek...

Herhalde şunu söylemek yanlış olmayacak: BM bütün tarihinde şu son on yılda olduğu kadar yıpranmamıştı. Sadece 2003'te büyük bir 'yalan' üzerine inşa edilen Irak'ın işgali sırasında Birleşmiş Milletler de o yalanın uluslararası sahnesi haline dönüştürüldü. Güvenlik Konseyi'nde Saddam Hüseyin'in elindeki kimyasal silahlar şovunu yapan dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, daha sonra o günü " hayatımdaki en büyük leke" diye nitelendirmişti.

O leke asıl BM'nin alnına sürülmüştü.

Somali'de, Ruanda'da ve dünyanın pek çok yerinde yaşanan katliamlara seyirci kalmış bir Birleşmiş Milletler.

Dünya yılana kalmış

Birleşmiş Milletler ’in 2011'de Suriye'de başlayan toplu kıyımlara karşı eli kolu bağlı kalması son dönemde bunların üzerine tüy dikti. Yüz binlerce insan rejimin elinde katledilip milyonlarcası evine barkını terk etmek zorunda kalırken bu insanlar için "insani yardım" kararı çıkartmakta bile zorlanan bir Birleşmiş Milletler...

Dünyanın kaderi BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinin elinde. Bu beş ülke (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin) aynı zamanda dünyaya en fazla silah satan ülkeler. Başka söze gerek var mı?

Anadolu'da bu gibi durumlar için kullanılan muhteşem bir ifade vardır:

'Dünya yılana kalmış' derler.

Açlık ve ağır yoksulluk içinde kıvranın, katliamlara kurban giden ve yeni katliamların tehdidi altında yaşayan yüz binlerce, milyonlarca insanın BM'den bir beklentisi yok.

Bu durum uluslararası sistemin iflası anlamına geliyor.

Bugün artık Birleşmiş Milletler denilen yapı bir cenaze halindedir ama bu cenazeyi kaldıracak bir irade yok.

Gürkan Zengin

1968 yılında Ankara'da doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1989'da TRT Haber Merkezi'nde adım attı. Çeşitli televizyonların Ankara bürolarında muhabir, editör ve haber müdürü olarak çalıştı. CNN Türk televizyonunda on yıl boyunca 'Editör' programını hazırlayıp sundu. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;