Görüş

16 Nisan: Göz ardı edilmemesi gereken dinamikler

16 Nisan’daki tabloya bakıldığında özellikle üzerinde durulması gereken bazı dinamikler var. AK Parti’yi değişime zorlayacak gençler, şehirli muhafazakâr demokratlar ve endişeli memnuniyetsiz MHP’li seçmenler, bunlardan başlıcaları...

Tanju Tosun'a göre, 16 Nisan’ın seçim sosyolojisi siyasal tercihler ve kültürel fay hatları temelindeki sosyolojik bölünmüşlüğe karşılık geliyor. [Fotoğraf: Getty Images]

16 Nisan referandumunda sandıktan çıkan sonuç, partilerin Evet ve Hayır stratejileri veri alındığında, radikal siyasal tercih kırılmaları yaşanmadığı izlenimi veriyor.

Seçmenlerine istikrar, güvenlik, devletin bekası referanslarıyla Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin kabulü yönünde seslenen AK Parti ve MHP’ye karşılık, getirilmek istenen sistemin otoriterleşme, tek adamlığa kayış, parlamentonun işlevsizleşmesi, denetimsiz yürütme, cumhuriyet kazanımlarının yok olma iddialarıyla sandığa yönlendiren CHP, HDP, Saadet Partisi ve diğerleri Evet ya da Hayır yönünde aldıkları pozisyona göre seçmenleriyle irtibatlanmaya çalıştılar.

1 Kasım 2015 seçimlerinde AK Parti ve MHP’nin aldığı oy toplamının %61,4’e ulaşmasına karşılık, 16 Nisan’da sandıklardan Evet yönünde çıkan desteğin %51,4’te kalması, sonuçların çok tartışılmayan kısımlarına dair bir değerlendirme yapmayı zorunlu kılıyor.

Sonuçlar, toplumun hangi anayasal kuvvetler ilişkisine dayalı olarak yönetilmeyi kabul ettiğine dair asgari bir uzlaşıyı bile yaratmaması anlamında dikkate değer. Her iki tercihin birbirine çok yakın olması, maalesef Türkiye’de önümüzdeki dönemde değerler temelinde uzlaşma ile kurumların işleyişinin nasıl olacağına dair tartışmaların süreceğinin habercisi.

16 Nisan sonuçlarına dair çözülmesi gereken asıl denklem; 1 Kasım’da % 61,4’e ulaşan Evetçi partilerin, referandumda sandıktan ancak %51,4 Evet yönünde destek bulabilmelerinin ardındaki dinamikler. Ampirik bulgular, bu olgunun ardında iktidara ve referandum ortağı MHP’nin stratejisine karşı, politik ve sosyolojik itirazları yansıtıyor gibi.

Sosyolojik-politik tercihlerin seçmen profiline yansıması

Bu itirazların hangi sosyolojilere ait olduğu konusunda, kamuoyu araştırmaları kuruluşu IPSOS’un referandum sonrası yaptığı çalışmanın bulguları yol gösterici nitelikte.

Hayır oyu verenler içinde çalışanlar (%52’si), çalışmayanlar/işsizler (%58’i), gençler (%54’ü), eğitimliler (lise mezunlarının %58’i, üniversite mezunlarının %61’i), ilk kez oy verenler (%58'i) ile beş büyük ilde yerleşik AK Parti dışındaki seçmenlerin ağırlıkta olduğu anlaşılıyor.

Hayır oyu verenlerin gerekçelerinde; başkanlık sistemini desteklememenin (%53) öne çıkması, sistem temelinde değerlendirme yapılıp, önerilen sisteme karşı çıkılması anlamında dikkate değer. Ortalama her beş seçmenden biri ise ülkenin geleceği, barış, Cumhuriyet ve Atatürk değerlerini korumak için Hayır oyu vermiş. Çalışan ve çalışmayanlar/işsizlerin arasında Hayır oyu verenlerin ağırlıkta olması, çalışanların muhtemelen orta sınıfa mensup, eğitim yoluyla kazanılan meslek/statü sahibi seçmenden oluştuklarını varsayarsak, sisteme yönelik itirazların ardında demokrasi, çoğulculuk, özgürlük eksenli siyasal, yaşam tarzı değer temelli kültürel refleksler olabilir. Ekonominin gidişatının yol açtığı öznel refah açıklarının da özellikle çalışmayanlar açısından belirleyici olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Hayır oylarının, genelde güçlü olduğu kıyı illerinin yanı sıra, bu kez geleneksel olarak MHP’nin güçlü, tarımsal yapıların hakim olduğu İç Ege sınırındaki illere doğru gidildikçe de Evetlere göre yüksek oluşu dikkate değer. Bu sonuç; Cumhuriyetin kazanımları, demokrasi, otoriterleşme karşıtlığı, hayat tarzları farklılaşması ile ekonomi politikalarından memnuniyetsizliğe karşı geliştirilmiş refleksleri akla getiriyor.

Buna karşılık, aynı coğrafyadan içeriye doğru gidildikçe, iktidarın Evet propagandasında öne çıkan temaların seçmeni ikna ettiği belli. Bu coğrafyada milliyetçi, muhafazakâr değerler baskın olduğu kadar, Erdoğan’ın karizması tartışmasız bir referans olarak sığınılan güvenli liman. Yani, “Reis ne derse, o”. Yine bu bölgelerde yerel yönetimlerde de AK Parti iktidarda. Yerel yönetim politikaları, ulusal ekonomi politikalarındaki sıkıntılara rağmen seçmeni ayakta tutuyor. Evetçilerin ülkenin geleceği, istikrar, beka söylemi de seçmene cazip gelmiş bir söylem.

AK Parti’nin sosyolojik dokusunda kurulduğu günden bugüne kırsal tabanın kentsel tabana göre ağır basması, IPSOS’un bulgularına göre 16 Nisan’da bir kez daha tezahür etmiş görünüyor. İl ve ilçelerde Evete destek %49 iken, kırsalda %62.

Genç seçmenlerin önemli bir kısmı batıda ve büyük kentlerde yaşıyor. Bu kitle kabına sığmayan, mobilize, dünyayı tanımaya çalışan, etrafında ne olup bittiğinin farkında olan, dış dünyaya açık bir kitle. Eğitim de bunları katı ideolojik düşünmekten, partizan dünya görüşünden kurtarıyor; daha eleştirel, sorgulayıcı bakmasına fırsat veriyor. Bu kitle kanımca AK Parti’yi önümüzdeki süreçte değişime zorlayacak başlıca demografik dinamik.

AK Parti sistem değişikliği konusunda kendi seçmenini ikna etmiş görünürken, muhafazakâr kimliği, kırsalda güçlü olan muhafazakâr değerlerle bir özdeşlik ilişkisi yaratıyor.

16 Nisan sonrası AK Parti’yi değişime zorlayacak kitle: Gençler

IPSOS araştırmasında gençlerin  hatırı sayılır bir kısmının (18-24 yaş grubundakilerin %54’ü, ilk kez oy kullananların %58’i) Hayır tercihine yönelmiş görünmeleri, genç kuşaklar arasında AK Parti’nin müzmin sosyolojik temsil açığının göstergesi olarak yorumlanabilir.

Bu kitle bir anlamda AK Parti iktidarının nesilleri. AK Parti iktidarı ile siyasal toplumsallaşmalarını yaşamış olmakla birlikte, ülkelerinin AK Parti’nin çizdiği pembe tablodan farklı renklerden müteşekkül olduğunu görüyorlar. AK Parti’nin medya üzerinden takdim ettiği hatasız, büyük anlatının dayanılmaz cazibesine kapılmak yerine, AK Parti’li yıllarda yapılanların yanında yapılmayanların, iyinin yanında kötünün de var olduğunu deneyimliyorlar.

AK Parti’nin çizdiği ülke portresi dışında, sosyal medya ve sosyal çevrelerindeki diyaloglarda demokrasi, hak ve özgürlükler ekseninde standardı yüksek bir dünyanın var olduğunu görünce, Evet söylemi gençler üzerinde pek fazla etkili olmadı, denilebilir.

Genç seçmenlerin önemli bir kısmı batıda ve büyük kentlerde yaşıyor. Bu kitle kabına sığmayan, mobilize, dünyayı tanımaya çalışan, etrafında ne olup bittiğinin farkında olan, dış dünyaya açık bir kitle. Eğitim de bunları katı ideolojik düşünmekten, partizan dünya görüşünden kurtarıyor; daha eleştirel, sorgulayıcı bakmasına fırsat veriyor. Bu kitle kanımca AK Parti’yi önümüzdeki süreçte değişime zorlayacak başlıca demografik dinamik.

Şehirli muhafazakâr demokratların sahici itirazı

Hayır oyları üzerinden düşünülmesi gereken bir diğer sosyolojik itiraz da, büyük kentlerde ve kimi ilçelerinde AK Parti’nin 1 Kasım oylarına kıyasla Evet oylarındaki düşüklük.

Bu eğilim, liberal cenahtaki bazı yazarların “rahatsız şehirli muhafazakârlar” şeklinde kavramsallaştırdıkları, yeni gelişen şehirli dindar kesimlerin sosyolojik itirazı temelinde açıklanabilir. AK Parti’yi demokratik ve ekonomik taleplerini karşılaması saikiyle iktidara taşıyanlar arasında bu kesimin payı büyüktü. AK Parti marifetiyle merkeze taşınan bu kitleler, dünün merkezinin asli unsurlarının iktidar eliyle çevreye doğru itilmeye başladıklarını görünce, hak, adalet temelindeki vicdani refleksle bir rahatsızlık yaşamaya başlamış olabilirler.

Bugün 1990’lardaki Anadolu’nun muhafazakâr burjuvazisi kentlere doğru akmaya başlamış durumda. Bu kitlenin sınırlı bir kesimi kentlileştikçe, taleplerini önce kendileri, ardından kendinden farklı olanlar için de dillendirmeye başladı. Burjuvalaşma aslında tam da böyle birşey. Aslında olan; kendilerinin tanınma ve var olma talepleri karşılandıktan sonra, diğerlerinin de haklarını savunma, taleplerinin karşılanmasını isteme şeklindeki demokrat olgunluğa erişmeleri.

AK Parti’nin ulusal ya da yerel politikalardaki olumsuz dışsallıkları karşısında bu kesimin sınırlı bir kısmı rahatsızlığını Hayır oyu vererek göstermeyi tercih etmiş olabilir.

16 Nisan’ın endişeli memnuniyetsizleri: MHP’li seçmenler

16 Nisan’da sandığa yansıyan seçmen eğilimlerinden hangilerinin bıçak sırtında bir sistem değişikliği sonucunun çıkmasında etkili olduğu, merak edilen önemli bir soru. Buna yanıt bulmak adına, 1 Kasım’daki AK Parti ve MHP oylarıyla 16 Nisan’daki Evet tercihlerini salt oy oranları bağlamında karşılaştırdığımızda aslında önümüze net bir fotoğraf çıkıyor.

Sandıkta, AK Parti ve MHP üst yönetimlerinin beklentilerinin altında Evet çıkmasında, tablolarda da görüleceği üzere MHP seçmeni çok büyük ölçüde belirleyici olmuştur. Hangi tabloya bakarsak bakalım, Evet oylarının 1 Kasım AK Parti ve MHP oy toplamının puan olarak gerisinde kalmasında- MHP’nin 1 Kasım 2015 oyları da dikkate alındığında- MHP seçmeni baş aktör. IPSOS’un alan bulguları da bunu teyit ediyor.

Peki, neden böyle oldu? Bu soruya en iyi yanıtı verebilecek olanlar, yine MHP’liler.

MHP’li kimi seçmen ve aktif siyasetçilerle yaptığımız görüşmelerden edindiğimiz izlenim; MHP yönetiminin Anayasa değişikliğini bu kitlelere anlatamaması, değişikliğin kişiye özel bir değişiklik olarak algılanması, MHP kadrolarının AK Parti iktidarında bürokrasiden uzaklaştırılmış olması, tek adamlık iddialarını seçmenin ciddiye alması, partide değişimin gerekliliği, üst yönetimin MHP’deki değişim talebini ‘gardırop milliyetçiliği’ne indirgeyip, dava siyaseti yapan ülkücülerin dışlanması, Erdoğan’ın MHP’lilere yönelik geçmişteki söylemleri, sistem değişikliğinin ülkeyi dönüşü olmayan bir yola sokacağı, AK Parti’nin ekonomi politikalarından duyulan rahatsızlıklar Hayır tercihine dair önemli argümanlar. Zikredilen tüm bu gerekçeler hem parti içi hem de ülkenin gidişatından memnun olmayan MHP seçmeninin endişeli memnuniyetsizler olarak sandıkta yeni hükümet sistemine Hayır dedikleri izlenimini veriyor.

16 Nisan’ın seçim sosyolojisi kanımızca siyasal tercihler ve kültürel fay hatları temelindeki sosyolojik bölünmüşlüğe karşılık geliyor. Bir yanda Hayır bloğu içindeki Türk, Kürt milliyetçileri ile sosyal demokrat, Kemalist, Atatürkçü, liberal ve laikler, şehirli muhafazakâr demokratlar; diğer yanda muhafazakârlar.

Türk ve Kürt milliyetçilerinin bileşeni ise ilk kez ortak: O da demokrasi, özgürlük, çoğulculuk, hukuk devleti, refah talepleri. Bu verinin Türkiye siyasetinin geleceği açısından pozitif yönü; kimliklerimizin esiri olmadan, yıllarca birbirini teğet geçen kimliklerin birbirini ortak paydada kabullenmeye hazır olması ve bu birliktelikten 2019 için bir sinerji üretilme potansiyelinin mevcudiyetidir.

Bu sinerjiyi tayin edecek olan, 16 Nisan’da hedeflerine ulaşamayanların 2019 sürecini yönetebilme stratejileri ve kapasiteleridir. Aksi takdirde, sosyolojinin reel siyasete olası yansımasında tekrar tekrar duyulacak ve başarıya ulaşacak söylem, “Reis ne diyorsa, o”dur.

Prof. Dr. Tanju Tosun, Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Türkiye siyaseti, karşılaştırmalı siyaset, oy verme davranışları, seçim coğrafyası, siyasi kamuoyu araştırmaları ve CHP üzerine yoğunlaşan Tosun'un yayımlanmış sekiz kitabı vardır.

Twitter'dan takip edin: @tanjutosun1

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Tanju Tosun

Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü'nden 1988 yılında ikincilik derecesiyle mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını siyaset bilimi alanında tamamladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;