Görüş

16 Nisan’da sonucu ne belirleyecek?

Yerel ve genel seçimlerdeki partiler arası geçiş oranları, Türkiye’de özellikle büyükşehirlerde önemli oranda hareketli bir seçmen grubunun varlığına işaret ediyor. 16 Nisan’daki referandumunda bu hareketli seçmen grubunun tercihleri ve sandığa gitmeyenler belirleyici olacak.

Konular: Türkiye, Siyaset, AKP, CHP, MHP, HDP
Ünal'a göre, stratejik oy verme özelliğine sahip MHP seçmeninin blok halinde ‘Evet’ ya da ‘Hayır’ deme olasılığına şüpheyle yaklaşmak gerekiyor. [Fotoğraf: Getty Images]

16 Nisan referandumunda, genel seçimlerden farklı olarak tüm ülke tek bir seçim bölgesi olarak düşünülüyor. Bu da seçmen kitlesinin önemli bölümünü bulunduran büyükşehirlerin sonucu belirlemede daha etkili olacağı anlamına geliyor. Yerel ve genel seçimler üzerine yaptığımız çalışmalar gösteriyor ki, bu büyükşehirlerde partiler arası önemli oranlarda oy geçişleri mevcut. Bu çalışmalar ışığında referandumda da benzer bir hareketlilik olması beklenebilir.

İstanbul Üniversitesi’nden siyaset bilimci Ömer Faruk Örsün ile 7 Haziran-1 Kasım 2015 genel seçimleri için, ekolojik çıkarım[1] yoluyla mahalle düzeyinde seçim sonuçları üzerinden bireylerin davranışlarını çıkarsadığımız analizimizde, AK Parti’nin 7 Haziran’da kendisine oy veren seçmen kitlesini neredeyse kayıpsız olarak 1 Kasım seçimlerinde koruduğunu gösteriyor. Benzer bir eğilimin 2009 ve 2014 yerel seçimlerinde de görülmesi, bu parti içinde parti sadakati yüksek bir kitlenin var olduğuna işaret ediyor.

16 Nisan referandumunda, MHP seçmeninin blok halinde ‘Evet’ ya da ‘Hayır’ deme olasılığına şüpheyle yaklaşmak gerekiyor. Doktora tezim kapsamında yerel seçimlerde stratejik oy verme üzerine yaptığım çalışma, hem 2009 hem de 2014 yerel seçimlerinde MHP seçmeninin bölünmüşlüğüne işaret ediyor.

1 Kasım seçimlerinde AK Parti, oyunu sayısal olarak 4 milyon 814 bin ve oransal olarak yüzde 8,6 arttırmayı başarıyor. Kanımızca, 16 Nisan referandumunda AK Parti’nin 1 Kasım seçimlerine benzer şekilde böyle bir kitlenin desteğini alabilme konusunda ne kadar başarılı olacağı, seçimin belirleyeni olacaktır. Bu konuya dair ipucu olması açısından genel seçimler üzerine yaptığımız analizde bu oy artışının hangi seçmen gruplarından geldiğine baktığımızda, MHP, HDP ve Saadet-BBP ittifakı seçmenlerinden ve bu seçimlerde ilk kez oy kullanan kesimden geldiğini görüyoruz.

MHP’nin içinde uzun zamandır bölünmüşlük var

16 Nisan referandumunda, MHP seçmeninin blok halinde ‘Evet’ ya da ‘Hayır’ deme olasılığına şüpheyle yaklaşmak gerekiyor. Doktora tezim kapsamında yerel seçimlerde stratejik oy verme üzerine yaptığım çalışma, hem 2009 hem de 2014 yerel seçimlerinde MHP seçmeninin bölünmüşlüğüne işaret ediyor. Özellikle 2014 yerel seçimlerinde İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya ve Kocaeli de dahil olmak üzere, AK Parti ve CHP’nin güçlü olduğu 16 büyükşehirde aynı ilin sınırlarında MHP seçmeninin bir bölümü AK Parti’nin adayına yönelik stratejik oy kullanırken, bir bölümünün CHP’nin adayına yönelik stratejik oy kullandığını görülüyor. Bu illerde MHP seçmeninin stratejik oylarının kabaca 2/3'ü CHP, 1/3'ü AK Parti'ye yönelik kullanıldığı söylenebilir. Eğer MHP’li parti elitleri stratejik oy kullanmaya meyilli bu seçmen kitlesini iyi yönlendirmeyi başarabilseydi, bu illerde kazananı MHP’nin stratejik oy kullanan seçmen kitlesi belirliyor olabilirdi. Fakat seçmenlerin yaşadığı bölünme, stratejik oy kullanan iki grubunun toplam sonuçlarda birbirinin etkisini büyük ölçüde silmesine yol açmış. MHP’nin içindeki bölünmeyi 7 Haziran-1 Kasım seçimleri analizimizde de görüyoruz. Fakat bu seçimlerde oy geçişleri daha çok AK Parti’ye yönelik olmuş.

Mahalle bazında yaptığımız analizin sonuçlarını il ölçeğinde daha yakından incelediğimizde, 7 Haziran seçimlerinde MHP’ye oy vermiş seçmenin yüzde 25-35’inin 1 Kasım seçimlerinde İstanbul, Bursa, Ankara, Konya, Kayseri, Gaziantep, Manisa, Samsun, Kocaeli, Erzurum ve Antalya gibi büyükşehirlerde oyunu AK Parti’ye verdiğini görüyoruz. Şanlıurfa, Iğdır, Zonguldak’ta bu oran yüzde 40-60’lara çıkıyor; Aksaray, Kırıkkale, Elazığ illerinde ise bu oran yüzde 30-40. 1 Kasım seçimlerinde, sayıca AK Parti’ye yönelik oylar kadar olmasa da bazı illerde MHP seçmeninin bir bölümünün CHP’yi desteklediği görülüyor. MHP’den CHP’ye oransal olarak en fazla oy geçişlerinin yaşandığı iller olan Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne’de bu oran yüzde 25-28 arasında. İstanbul, İzmir, Sakarya ve Manisa gibi büyükşehirlerde ise yüzde 5-10 ile sınırlı kalmış. Bu sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde, 2014 yerel seçimleri itibariyle MHP’nin hareketli seçmen grubu daha çok CHP’ye oy verirken, son genel seçimlerde bu kitlenin daha çok AK Parti’ye yönelik oy verdiğini görüyoruz.

Yerel seçimlerde Kürt seçmenin yoğun olduğu illerde HDP/BDP seçmeninin yüzde 98-99 oranında kendi partilerine sadık kaldığı görülüyor. Fakat genel seçimler söz konusu olduğunda bu eğilim bazı illerde sağlanamamış. 1 Kasım’da İstanbul 1. ve 3. seçim bölgelerinde, Şanlıurfa, Gaziantep ve Adana’da 7 Haziran’da HDP’ye oy veren seçmenin yüzde 10-20 arası değişen oranlarda AK Parti’ye yöneldiğini görüyoruz.

AK Parti gibi 7 Haziran’dan 1 Kasım’a neredeyse seçmen kaybetmeden giden bir diğer parti de Cumhuriyet Halk Partisi. 1 Kasım’da sadece oy gücünün zayıf olduğu Siirt, Şanlıurfa, Iğdır, Van, Hakkari, Bitlis, Şırnak, Diyarbakır, Ağrı gibi doğu ve güneydoğu illerinde seçmen kaybetmiş. Buna karşılık, İstanbul’un her üç seçim bölgesinde, Ankara’nın her iki seçim bölgesinde ve Mersin’de 7 Haziran’da HDP’ye oy veren kitle, yüzde 10 ila 20 arasında değişen oranlarda 1 Kasım’da CHP’ye oy vermiş. Bu oy kayması, CHP’li olup HDP’nin seçim barajını geçmesi için 7 Haziran’da HDP’yi destekledikten sonra partinin bu barajı rahatlıkla aştığını görerek 1 Kasım’da CHP’ye geri dönen kitle olarak açıklanabilir.

Kürt seçmenin oyları nereye gider?

Yerel seçimlerde Kürt seçmenin yoğun olduğu illerde HDP/BDP seçmeninin yüzde 98-99 oranında kendi partilerine sadık kaldığı görülüyor. Fakat genel seçimler söz konusu olduğunda bu eğilim bazı illerde sağlanamamış. 1 Kasım’da İstanbul 1. ve 3. seçim bölgelerinde, Şanlıurfa, Gaziantep ve Adana’da 7 Haziran’da HDP’ye oy veren seçmenin yüzde 10-20 arası değişen oranlarda AK Parti’ye yöneldiğini görüyoruz.

1 Kasım seçimlerinde AK Parti’ye yönelen bir diğer seçmen kitlesi de 7 Haziran seçimlerine ittifakla girmiş Saadet Partisi ve BBP seçmeni. Araştırmamız İstanbul’un her üç seçim bölgesi, Bursa, Kocaeli, Ankara’nın her iki seçim bölgesi, Kayseri, Kahramanmaraş ve Konya’da bu seçmen kitlesinin yüzde 75-90 gibi yüksek oranlarda AK Parti’ye oy verdiğini gösteriyor.

Yerel ve genel seçimlerde görülen partiler arası geçiş oranları da bir kez daha gösteriyor ki, Türkiye’de özellikle büyükşehirlerde önemli oranda hareketli bir seçmen grubu var. 16 Nisan referandumunda bu hareketli seçmen grubunun nasıl mevzileneceği belirleyici olacaktır.

Son olarak, referandumun diğer belirleyeni ise sandığa gitmeyecek olan seçmen grubudur. Partilerin oylanmadığı seçimler olan referandumlarda ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde katılım oranlarının genel seçimlere göre nispeten düşük kaldığı verisiyle birlikte düşünürsek, bu seçmen grubu önemli bir kitleyi işaret ediyor. Vereceği bir oyun seçimin sonucu üzerinde etkisi olmayacağına inanan seçmen, sandığa gitmemeyi seçiyor. Daha önceki referandum oylamalarından farklı olarak, seçmenin gözünde bu referandum öncesinde ‘Evet’ ve ‘Hayır’ seçenekleri arasında bir tarafın kesinlikle diğerine baskın geleceğine dair bir inanç yok. Bu da seçmenin vereceği bir oyun etki gücüne daha fazla inanacağı anlamına geliyor. Bu sebeple hararetli geçen kampanya sürecinin de etkisiyle bu referandumda daha fazla katılımın olması beklenebilir.


[1] Ekolojik çıkarım, grup verisiden istatistiki yöntemler kullanarak birey düzeyinde veri elde etmek için yapılan çıkarımdır. Bu yolla, özellikle gizli oy uygulaması gereği, birey düzeyinde veriye ulaşmanın mümkün olmadığı seçimler konusunda seçim sandığı, mahalle ya da il gibi farklı düzeylerde gruplanmış veriden bireylerin nasıl davrandığına dair çıkarsama yapmak mümkün olur.

Dr. Betül Aydoğan Ünal, Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Devletler Hukuku Ana Bilim Dalı Araştırma Görevlisi.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Betül Aydoğan Ünal

Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Devletler Hukuku Ana Bilim Dalı Araştırma Görevlisi. 1983 yılında İzmir’de doğdu. Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde (2006) tamamladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;