Görüş

Aday belirleme yöntemi neden önemli?

Siyasi partilerin seçimlere katılacak milletvekili adaylarını tespit sürecinin siyasal hayattaki önemi ne? Aday tespit yöntemleri üzerinde hangi faktörler etkili? Bu süreçte farklı yöntemlerin kullanılması nasıl sonuçlar doğurur?

Konular: Türkiye, Siyaset
Yunus Emre'ye göre, aday tespitinin katılımcılığa dayalı olup olmaması, demokrasinin ve yasama faaliyetinin kalitesini doğrudan etkiliyor. [Fotoğraf: AA-Arşiv]

Dünyada da ülkemizde de siyasi partilerin milletvekili aday belirleme süreçleri kamuoyunun ilgisini çekmez. Aday tespiti partilerin kendi içişleri gibi düşünülür. Öyle ki, aday yoklamaları medya ilgisine bile mazhar olmaz. Ama yasamanın oluşması, yasaların yapılması ve hükümetlerin kurulmasında seçimlerdeki aday belirleme yönteminin ciddi bir etkisi vardır. Birçok siyaset bilimci aday tespit süreci için partilerin 'gizli bahçesi' tanımını kullanır. 'Gizli bahçe' evdekiler (parti üyeleri) için çok önemli, evin dışındakiler (seçmenler) için ise çok uzak ve bilinmezlerle doludur. Peki aday tespit sürecinin siyasal hayattaki önemi ne? Aday tespit yöntemleri üzerinde hangi faktörler etkili? Bu süreçte farklı yöntemlerin kullanılması nasıl sonuçlar doğurur?

ABD'li siyaset bilimci Elmer Eric Schattschneider aday tespitinin önemini şöyle açıklar: "Aday tespiti partilerin en önemli sürecidir. Aday tespit sürecinin doğası partinin doğasını belirler. Partinin adaylarını belirleyen kişi partinin gerçek sahibidir." Gerçekten de böyledir. Partilerin en önemli işlevi, seçimlerde aday göstermek ve bu adaylarını da kamusal görevlere seçtirmek olduğuna göre, aday tespiti partilerin işleyişinde kritik bir öneme sahiptir.

Bu kadar önemli bir konu olan aday tespitinde farklı ülkeler arasında çok farklı deneyimler mevcuttur. Hatta aynı ülke içinde çok farklı aday tespit yöntemleri kullanan partiler bulunur. Ülkemizde de gerek farklı tarihsel dönemler, gerekse de farklı partiler arasında ciddi yöntem farkları göze çarpar.

Yöntem belirlemede etkili faktörler

Parti sosyolojisinde aday tespit yöntemini etkileyen çok farklı faktörlere işaret edilir. Partilerin ideolojik farkları, yaşları, büyüklükleri gibi özelliklerine vurgu yapan çalışmalar olduğu gibi, ülkedeki parti sayısı, seçim çevresi büyüklüğü, tercihli oyun varlığı gibi hususları temel alarak parti sistemi ya da seçim sisteminin belirleyici olduğunu iddia eden araştırmalar da vardır. Bunların yanında ülkenin rejimi (başkanlık/parlamenter), devletin örgütlenme biçimi (federal/üniter) gibi siyasal sistem düzeyinde belirleyicilerin önemli olduğunu vurgulayan araştırmalar da bulunmaktadır.

Türkiye'de siyasi partilerin aday tespitlerinin demokratik ve kapsayıcı olmaktan uzak olduğu herkesin malumu. Burada iki belirleyici öne çıkıyor: Aday tespiti hakkındaki hukuki düzenlemeler ile partilerin kendi içindeki güç ilişkileri ve rekabeti.

Görüldüğü gibi, aday tespit süreci tek tek partilerin tercihlerinden çok, karmaşık toplumsal ve siyasal belirleyicilerin sonucu olarak gündeme gelmektedir.

Ülkemizde siyasi partilerin aday tespit sürecini belirleyen faktörlere geçmeden önce, bu sürece ilişkin tartışmanın sadece listeleri kimlerin yaptığı (lider, yönetim, delegeler, üyeler ya da seçmenler) sorusuyla sınırlı olmadığını hatırlatmak gerekiyor. Bu alandaki araştırmalar, adayları belirleyenlerin yanında başka etkenlere de işaret ediyor. Örneğin, kimlerin aday olabildikleri, aday belirlemenin ne derecede merkezi olarak gerçekleştiği, aday belirleme yönteminin kaç aşamalı olduğu, atama ve oy verme sürecinin karmaşıklık düzeyi gibi sorular da büyük önem taşıyor. İlişkili soruları çoğaltmak mümkün. Adaylar sadece belirli bir toplumsal kesimden mi gelebiliyorlar? Adayların tespitine ulusal düzeyde mi yerel düzeyde mi karar veriliyor? Farklı toplumsal kesimlerin ve örgütlerin (sendikalar, işveren kuruluşları) ne derecede oy ve söz hakkı oluyor? Parti içinde birden fazla düzeyde eleme ya da sıralama yapma imkânı bulunuyor mu? Yani adayları kimlerin belirlediği sorunundan öteye bütün bu sorulara verilen yanıtlar çerçevesinde aday belirme sürecinin demokratik ve kapsayıcı olup olmadığını tartışmak gerekiyor.

Türkiye'de hangi faktörler etkili?

Bu bilgiler ışığında gelelim ülkemizin deneyimine. Türkiye'de siyasi partilerin aday tespitlerinin demokratik ve kapsayıcı olmaktan uzak olduğu herkesin malumu. Peki bu durumun arkasında hangi nedenler var? Tarihsel bir yaklaşımla düşünüldüğünde ülkemizde iki belirleyici öne çıkıyor. Bunlardan ilki, aday tespiti hakkındaki hukuki düzenlemeler. Yani seçim ve siyasal partiler mevzuatı temel bir belirleyici olarak öne çıkıyor. Mevzuat aday tespitinde önseçim yoluyla katılımı mecbur kılmazsa partiler (istisnai dönemler dışında) kendiliğinden aday tespitini demokratikleştirip daha katılımcı kılmıyor. Diğer bir deyişle, yasal zorlamalar belirleyici oluyor.

Bunun yanında, partilerin kendi içindeki güç ilişkileri ve rekabeti de önemli bir faktör. Parti içinde rekabetin varlığı, aday tespitinde demokrasi ve katılımın önünü açarken, rekabetin olmaması merkezin aday tespitindeki gücünü arttırarak demokrasi ve katılımı sınırlıyor. Bunların dışında partilerin ideolojik tercihleri, örgütlenme anlayışları, ülkenin üniter yapısı gibi birçok etkenden bahsetmek mümkün. Ancak bu etkilerin belirleyiciliğinin çok sınırlı olduğunu ve yukarıda vurguladığımız iki etkenin öne çıktığını not edelim.

Mevzuatın evrimi

Bu iki etkenden ilki olan mevzuatın belirleyiciliğini daha açık gösterebilmek için ülkemizde mevzuatın nasıl evrildiğini açıklamak gerekiyor. Demokrasiye geçişle birlikte siyasi partilerin adaylarını nasıl tespit edecekleri kendi tercihlerine bırakılmıştı. Demokrasinin bu kuruluş evresinde Cumhuriyet Halk Partisi ve Demokrat Parti, tüzüklerine koydukları hükümler çerçevesinde adaylarını önseçimle belirlediler.

Ancak ilerleyen dönemde önseçimle aday tespiti partiler için bir yasal zorunluluk haline getirildi. 1961'de kabul edilen Milletvekili Seçim Kanunu, önseçim dışında gösterilebilecek merkez adaylarının tüm adaylara oranını yüzde 10'la sınırlıyordu. 1965'te kabul edilen 648 sayılı Siyasi Partiler Kanunu ise bu sınırı yüzde 5'e çekti. Yani partiler, 450 sandalyeli Millet Meclisi'nde en fazla 22 merkez adayı gösterebiliyorlar, geri kalan tümünü önseçimle belirlemek zorunda kalıyorlardı. Aynı durumun Cumhuriyet Senatosu için de geçerli olduğunu not edelim. Önseçim zorunluluğu Kanunun 29. maddesinde şöyle açıklanmıştı: "Siyasi partilerin Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği için yapılacak seçimlerde gösterecekleri adaylar, her seçim çevresinde parti seçmen kütüğüne kayıtlı bulunan bütün parti üyelerinin katılabilecekleri bir önseçimle tespit edilir." Bu madde 1973'te değiştirildi. Yapılan değişiklik, önseçim dışında aday belirleme yöntemlerinin partiler tarafından kullanılabilmesine imkân veriyordu. Ancak 1980 darbesine kadar siyasi partiler büyük bir oranda önseçimle adaylarını belirlemeyi sürdürdüler.

Ülkemizde karşılaştığımız demokrasi sorunları da halihazırdaki aday belirleme yöntemleriyle doğrudan ilgili. Bu şartlarda yaşanacak bir başkanlık sistemi değişikliği de başkanın, partisi yoluyla parlamentoyu kontrol etmesinden başka bir sonuç üretmeyecektir.

1983'te askeri yönetim tarafından kabul edilen Siyasi Partiler Kanunu, bilinenin aksine önseçimi kaldırmamış, zorunlu hale getirmiştir. Yeni kanunun 37. maddesi şöyledir: "Milletvekilliği için yapılacak seçimlerde, siyasî partilerin bir seçim çevresindeki adaylarının listesi ve bunların listedeki sırası, o seçim çevresinde o siyasî parti üye kayıt defterine göre düzenlenen parti seçmen listesinde yer alan bütün üyelerin ilçe seçim kurullarının yönetiminde serbestçe oy kullanacakları bir önseçim ile o seçim çevresinden çıkacak milletvekili sayısının iki katı olarak, aday adaylığını koymuş olanlar arasından tespit edilir." Bu kanunda darbe sonrası yeni kurulan partiler tam olarak örgütlenemediğinden, 1983 seçimleri istisna kabul edilmiş ve adaylar partilerin kurucuları tarafından tespit edilmiştir.

1987'de siyasi yasakları kaldıran referandumun ardından, Turgut Özal liderliğindeki ANAP baskın seçim kararı almış, seçimden hemen önce de siyasi partiler ve seçim kanunlarında kapsamlı değişiklikler yapmıştır. Günümüzde de geçerli olan bu değişikliklerle eski düzenlemeye dönülerek parti yönetimleri aday tespit yöntemini belirlemekte serbest bırakılmıştır. Bu düzenlemenin verdiği imkânla da Türkiye'de siyasal partiler kimi istisnalar dışında adaylarını önseçimle değil, parti yönetiminin, çoğu durumda da genel başkanın tercihlerine göre belirlemektedir. Son seçimlerde CHP'nin kimi illerde önseçim yapması bir kenara bırakılırsa, Türkiye'de katılımcı ve demokratik bir aday belirleme süreci yaşanmamaktadır.

Aday tespitinin siyasal sonuçları

Siyasi partiler üzerine araştırmalar, aday tespitinin katılımcılığa dayalı olup olmamasının çok önemli siyasal sonuçlar doğurduğunu ortaya koyuyor. Bu sonuçlar, hem ülkedeki demokrasinin kalitesini hem de yasama faaliyetinin kalitesini doğrudan etkiliyor. Aday tespitinin katılımcı bir anlayışla yapılması, gerek seçmenlerin taleplerine daha duyarlı bir siyasal atmosferin oluşmasında, gerekse siyasal hayatın aktörleri arasında sağlıklı ve gerçek rekabetin kurulabilmesinde büyük önem taşıyor.

Ülkemizde karşılaştığımız demokrasi sorunları da halihazırdaki aday belirleme yöntemleriyle doğrudan ilgili. Bu şartlarda yaşanacak bir başkanlık sistemi değişikliği de başkanın, partisi yoluyla parlamentoyu kontrol etmesinden başka bir sonuç üretmeyecektir. Unutmamak gerekir ki, başkanlık sistemi, yönetimin parlamentodan bağımsız olması kadar parlamentonun da yönetimden bağımsız olmasını gerektirir. Bu bağımsızlık gerçekleşmeden kuvvetler ayrılığı sağlanamaz. Aday tespitinin böylesine katılımcılıktan ve demokratik olmaktan uzak olduğu bir ülkede başkanlığa geçişi bir de bu boyutuyla ele almak gerekiyor.

Doç. Dr. Yunus Emre, İstanbul Kültür Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Ayrıca Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) Üyesi, Toplumcu Düşünce Enstitüsü Kurucu Üyesi ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Gençlik Kolları Eski Genel Başkanı.

Twitter'dan takip edin: @yunusemre

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Yunus Emre

Doç. Dr. Yunus Emre İstanbul Kültür Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Ayrıca Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) Üyesi, Toplumcu Düşünce Enstitüsü Kurucu Üyesi ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Gençlik Kolları Eski Genel Başkanı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;