Görüş

Ara seçimler sonrası Obama'nın dış politikası

ABD, şu anda dünyanın hemen her yerinde siyasi ve askeri varlığını sürdürüyor; ara seçimler de bu durumu değiştirmeyecektir. Ancak Cumhuriyetçiler istediklerini yapma fırsatı bulursa, Washington'ın bu varlığı pek çok önemli meselede daha sıkı bir biçimde hissedilebilir.

Konular: ABD, Ortadoğu, ABD - Rusya ilişkileri, Barack Hüseyin Obama
ABD'de 4 Kasım'da yapılan ara seçimler sonucunda Cumhuriyetçiler, Temsilciler Meclisi'nin ardından Senato'da da çoğunluğu elde etti. [Fotoğraf: EPA]

Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) düzenlenen ara seçimler, başkanlık seçimlerinde olduğu kadar tantanalı geçmese de, dünya üzerindeki etkileri açısından hiç de daha önemsiz sayılmaz. Amerikan Başkanı, tüm anayasal yetkisine rağmen, politikalarını uygulamak ve finanse edebilmek için yine de Kongre ile çalışmak mecburiyetinde. Bu durum en çok, anlaşmaların onaylanması ve yurtdışındaki askeri eylemlerin finansmanı açısından Kongre'nin onayının elzem olduğu dış siyaset alanında öne çıkıyor. ABD Senatosu'nun Cumhuriyetçilerin eline geçmesinin ardından dünya, Barack Obama yönetiminin son iki yılında ciddi şekilde farklı bir dış politika ile karşı karşıya kalabilir. Ve bu değişikliklerin, Obama'nın başkanlığının önümüzdeki on yıllarda ne şekilde değerlendirileceği üzerinde etkili olması muhtemel.

Başkan Obama, Ortak Eylem Planı ile uluslararası itibarını önemli ölçüde riske attı. Birleşmiş Milletler sponsorluğunda geliştirilen bu plan, ABD destekli yaptırımların hafifletilmesi karşılığında, İran'ın nükleer enerji geliştirme programının dondurulmasını öngörüyor. ABD ve İran'ın anlaşmayı nihayetlendirmek için 24 Kasım'a kadar vakti var, ancak Cumhuriyetçilerin Senato'da üstünlük sağlamasıyla birlikte, Obama da anlaşmaya eskisi kadar arka çıkamayabilir.

Senato'daki 100 üye içinde zaten Obama'nın Demokratik Parti'sine mensup birçok senatör de dahil, İran'a yönelik yaptırımların artırılması konusunda şahin görüşlü 67 oy var. Demokrat liderler, şimdiye dek Tahran'a daha sert yaptırımlar uygulanmasına engel oldu, ama Ocak ayında yeni Senato'nun göreve başlaması ile birlikte, muhtemelen bu konuda daha katı bir yasa tasarısı kabul edilecektir. Bu durumda Obama, ya İran'a yaptırım uygulanmasını öngören yasa tasarısını veto etmek - ki böyle bir adım, kendisi açısından siyasi bir intihar olur - ya da Senato'daki havayı sakinleştirmek için İran ile yapılacak nükleer müzakerelerde daha sert bir tutum sergilemek zorunda kalacaktır.

ABD Senatosu'nun Cumhuriyetçilerin eline geçmesinin ardından dünya, Obama yönetiminin son iki yılında ciddi şekilde farklı bir dış politika ile karşı karşıya kalabilir. Ve bu değişikliklerin, Obama'nın başkanlığının önümüzdeki on yıllarda ne şekilde değerlendirileceği üzerinde etkili olması muhtemel.

by Jason Adam Johnson

Rusya'ya karşı daha agresif bir politika

Obama ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in birbirlerinden pek hoşlanmamaları bir yana, Rusya'nın bu yılın başında Ukrayna'da uyguladığı "yumuşak işgal" stratejisinden bu yana iki lider arasındaki ilişkiler daha da bozuldu.

Obama, başkanlık emriyle hızla Moskova'ya yaptırım uygulama kararı aldı. Zira en nihayetinde bu yaptırımlar, Ukrayna'daki durumun iyiye ya da kötüye gitmesine göre tersine çevrilebilir veya değiştirilebilirdi.

Senato artık Cumhuriyetçilerin kontrolüne geçtiğinden, Obama'nın eli güçleşecektir. ABD, Eylül ayındaki coşkulu destek vaatlerinin ardından, Kiev'e ancak 53 milyon dolar ilave yardım sözü verdi. Dış politika girişimlerinin finansmanının kontrolü Cumhuriyetçilerin elinde olunca, Obama da Ukrayna hükümetine daha fazla para yardımı sağlanması konusunda Senato'yu ikna etmekte zorluk çekecektir.

Kiev'e yapılacak para yardımlarının az olması veya hiç para yardımı yapılmamasından daha kötüsü ise, Senato Dış İlişkiler Komitesi'nin yeni başkanı Cumhuriyetçi Bob Corker'ın, Moskova'ya daha ağır yaptırımlar uygulanmasını istiyor olması; ki böyle bir adım, Obama'nın tercih etmeyeceği bir kavganın başlamasına sebep olabilir. Rusya, önümüzdeki aylarda daha agresif bir tutum içine girdiği takdirde, Cumhuriyetçiler de, Obama'ya başkanlık emirlerinden daha bağlayıcı yaptırımlara gidilmesi konusunda baskı yapacaktır.

IŞİD stratejisinde belirsizlik

Esasen ABD'nin Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) ile nasıl mücadele edileceğine dair bir planı yok, çünkü örgütün ne kadar büyük ya da güçlü olduğu hâlâ tam olarak net değil. Ancak bu durum, Cumhuriyetçileri Suriye dahil, IŞİD'in Ortadoğu'da faaliyet gösterdiği her yere "asker gönderme" çağrısında bulunmaktan alıkoymuyor.

Senato Askeri Hizmetler Komitesi'nin başkanlığını devralacak olan eski başkan adayı Cumhuriyetçi John McCain, Amerikan askerinin IŞİD ile savaşmak üzere Suriye'ye gönderilmesinden yana olduğunu son derece açık biçimde ifade ediyor. Her iki partiden de IŞİD ile savaşmak için bu kadar ileri gidilmesini isteyenlerin sayısı son derece az olmakla birlikte, Senato'dan tam destek alınabilmesi için, Başkan'ın ileriye dönük olarak öne süreceği her türlü plan kapsamında bölgeye asker gönderilmesi muhtemelen zorunlu olacaktır.

Obama'nın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ilişkisi için ise, Putin ile olan ilişkilerin durumundan ancak bir nebze daha iyi diyebiliriz. Senato'nun Cumhuriyetçilerin elinde olacağı süre zarfında, İsrail, Obama yönetiminin yeni yerleşimlerin inşaatının sınırlandırılması veya durdurulmasına yönelik baskı girişimlerini engelleme amaçlı lobi çalışmalarında kendisine daha fazla müttefik bulacaktır. Önümüzdeki iki yılda ABD'nin Ortadoğu barış sürecine katılımı, oldukça yavaş bir seyir izleyebilir.

ABD, şu anda dünyanın hemen her yerinde siyasi ve askeri varlığını sürdürmekte ve ara seçimler bu durumu değiştirmeyecektir. Ancak Cumhuriyetçiler istediklerini yapma fırsatı bulursa, Washington'ın bu varlığı pek çok önemli dış politika meselesinde daha sıkı bir biçimde hissedilebilir. Obama'yı başkanlığının son iki yılında nasıl bir mücadelenin beklediğini yakında tüm dünya görecek.

Jason Adam Johnson, ABD'li siyaset bilimi ve iletişim profesörü, siyaset yorumcusu ve yazar. "Political Consultants and Campaigns: One Day to Sell" adlı bir kitabı bulunmaktadır.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Jason Adam Johnson

ABD'li siyaset bilimi ve iletişim profesörü, siyaset yorumcusu ve yazar. "Political Consultants and Campaigns: One Day to Sell" adlı bir kitabı bulunmaktadır. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;