Görüş

Bir halk kahramanı Senna

Formula 1 spikeri Serhan Acar, 1 Mayıs 1994'te geçirdiği kaza sonucunda hayata veda eden efsane pilot Ayrton Senna'nın hayatını kaleme aldı.

Konular: Spor
Ayrton Senna 1 Mayıs 1994'te İtalya'daki yarışta geçirdiği kaza sonucunda yaşamını yitirdi. [Fotoğraf: Getty Images]

Aynasında kırmızı-beyaz otomobilin içindeki parlak sarı-yeşil kaskı gören F1 pilotlarının çoğu, ‘O, geliyor. Bırakayım da geçsin’ diye düşünerek kapıyı açarlardı. O, pistlerin en gözü kara pilotuydu. F1 pistlerinin gördüğü en hızlı, en yetenekli, en cesur sürücülerinden birisinin; hayatını, ömrünü, benliğini ve ruhunu adadığı yarış pistinde kaybetmesi, belki de kaderin bir cilvesiydi.

Belki de, böyle olması gerekiyordu. 21 sene önce bugün geçirdiği kaza sonucunda hayatını kaybeden, yarışırken zaten çok büyük bir şampiyon olan Ayrton Senna da Silva; zaman içinde adeta ölümsüz bir isme, bir efsaneye, bir kahramana dönüştü. Böyle bir günde, Senna’yı size farklı açılardan yaklaşarak anlatmak istedim.

Senna’nın Formula 1 pistlerinde zamanında kırdığı pek çok rekor, bugün geçilmiş vaziyette. Tabii ki kariyerinin zirvesindeyken, sadece 34 yaşında aramızdan ayrılması; F1’in tarihi ve rekorlar bambaşka bir şekilde yazılabilirdi. Ama ben Senna’nın, ölümünden 21 sene sonra bugün bile konuşulmasının altında, sportif başarılarının ötesinde, başka bir şey olduğunu düşünüyorum.
 

Tıpkı Michael Jordan’ın NBA ile beraber büyümeye başlaması gibi, Senna da F1 ile birlikte büyür, devleşir. Özellikle 1988-1989 sezonlarında yaşanan ve belgesellere konu olan Ayrton Senna - Alain Prost rekabeti, bugün bile otomobil sporları tarihinin en büyük takım içi savaşı olarak anılıyor.

by Serhan Acar

Formula 1’in 1980’lerde gelişen televizyon yayıncılığı ile beraber, küresel bir spor ve endüstriye, bir pazarlama mecrasına dönüştüğü döneme gelir Senna’nın F1’deki yılları. Kısacası, tıpkı Michael Jordan’ın NBA ile beraber büyümeye başlaması gibi, Senna da F1 ile birlikte büyür, devleşir. Özellikle 1988-1989 sezonlarında yaşanan ve belgesellere konu olan Ayrton Senna - Alain Prost rekabeti, bugün bile otomobil sporları tarihinin en büyük takım içi savaşı olarak anılıyor.

O, yarış sürücülerinin çalışma etiği ve anlayışına yeni bir bakış açısı getiren sporcuların başında geliyordu. Biraz Niki Lauda’nın başlattığı, Alain Prost’un devam ettirdiği ‘detaylara önem veren, tam profesyonel sürücü’ portesini; tüm benliğini %100 olarak spora ve kazanmaya adayarak, ikinciliği mutlak başarısızlık sayarak, fiziksel ve zihinsel olarak her alanda kendisini geliştirmeye çalışarak bir adım daha ileriye götüren bir sporcuydu. Bir bakıma, son döneminde kafa kafaya yarıştığı Schumacher de, bu ekolün en uç noktasıdır.

Zaman zaman anlaşılması güç olan düşünce yapısı içinde, kazanmaktan başka bir yol ve seçenek yoktu Senna için. Dolayısıyla kazanmak için, pist üstünde sportif anlamda, pist dışında yarıştığı takımın yönetilmesi adına ne gerekiyorsa yapmaya, hatta kaza yapmayı göze almaya hazırdı. Bazı noktalarda, aşırıya kaçan bu hırsı; sporun tüm dallarındaki diğer büyük şampiyonlar gibi, Senna’nın da sevenleri kadar, ondan nefret eden insanların da olmasına yol açtı.

Brezilya’nın ulusal kahramanı…

1980’lerde hiper enflasyon, yolsuzluk, yoksulluk ve şiddet gibi büyük sorunları olan Brezilya halkı için Senna, ölmeden önce de bir kahramandı, bir umuttu, bir idoldü. Senna, Brezilyalılar’ın futbol dışında bir arenada dünya çapında başarılı olabileceğini gösteren bir adamdı.

Sportif başarılarına paralel olarak artan ünü ve serveti, bir süre sonra Senna’yı farklı arayışlara itti. Ününü, ülke üzerindeki etkisini, pazarlama anlamındaki değerini, ülkedeki sorunların bir nebze olsun çözülebilmesi için kullanabileceğini düşünmeye başladı. Ölmeden önce, adını taşıyan Ayrton Senna Vakfı ve Enstitüsü’nü kurma hazırlıklarında son aşamaya gelmişti.

Senna, özellikle yoksul çocuklara ulaşabilmeyi, onlara bir şans verebilmeyi çok istiyordu. Nitekim bugün, ablası Vivian tarafından işletilen vakıf, her sene 1300 farklı bölgede eğittiği 75.000 öğretmen vasıtasıyla, 2 milyon çocuğun eğitimine katkıda bulunarak adeta onun vasiyetini yerine getiriyor. Brezilya’ya gittiğinizde, taksiciden kasiyere kadar kime sorarsanız sorun; size Senna ile ilgili bir şeyler söylüyor. Yani o, büyük bir sporcunun ötesinde, bir ulusa mal olmuş bir halk kahramanı.
 

1980’lerde hiper enflasyon, yolsuzluk, yoksulluk ve şiddet gibi büyük sorunları olan Brezilya halkı için Senna, ölmeden önce de bir kahramandı, bir umuttu, bir idoldü. Senna, Brezilyalılar’ın futbol dışında bir arenada dünya çapında başarılı olabileceğini gösteren bir adamdı.

by Serhan Acar

Karmaşık bir karakter…

Çok dindar bir adam olan Senna’nın, dini inançları, özellikle rakipleri tarafından ‘ölümsüz olduğuna ve Tanrı tarafından korunduğuna inandığına’ dair eleştirilmesine neden olmuştu. Senna’nın karmaşık karakteri içinde, acımasız bir sporcu ve insan sevgisi dolu bir adam aynı anda yaşıyordu. Pistte kazanmak için kazaya zorlayabileceği rakiplerinden birisi, ciddi bir kaza yaptığında; onun yanına ilk koşan adam Senna idi.

1988 Monako yarışının sıralama turlarında takım arkadaşı Prost’a 1.4, üçüncü Ferrari sürücüsü Berger’e 2.6 saniye fark attığı turun sonunda ‘sanki farklı bir boyuta geçtiğini, otomobili bilinçsiz şekilde adeta içgüdüleri ile kullandığını, sanki tüm pistin kendisinin de içinde olduğu bir tünele dönüştüğünü, insan olarak limitinin çok üstüne çıkmasına rağmen devam ettiğini’ söyleyen Senna, pite döndükten sonra kendi kendisinden korkarak, o gün bir daha piste çıkmamıştı.

Serhan Acar’ın Senna takıntısı…

Ayrton Senna’yı neden bu kadar çok sevdiğimi, İstanbul’dan 11.000 kilometre uzakta bir yerde doğan hayatımda hiç görmediğim bir kişi, başka bir ülkenin vatandaşı öldüğünde neden ağladığımı anlamak ve anlatmak zor. Galiba Senna, içimdeki Formula 1 tutkusu ve aşkının, gerçek hayatıma yansıyan en kuvvetli göstergesi.

Senna’yı otomobil üstündeki inanılmaz yeteneği, hayatını tamamen işine adaması, kendine olan çok büyük güveni, başkalarının düşünmeye bile cesaret edemediği atakları yapması, yağmur altında tüm rakiplerini ezip geçmesi, pistte acımasız olsa bile pist dışındaki insancıllığı, devamlı kendisi ile mücadele dolayı sevdim sanırım.

Senna’nın bazı yarışlarını televizyondan canlı izledim. Bana göre F1’in altın çağı olan 1988–1993 arasında, hiçbir suni önlem olmadan, şimdikinden çok daha güvensiz ve basit otomobillerle, pilotların dişe diş mücadelesini izlemek, gerçekten de çok heyecan verici. İşte o efsanevi dönemin, en başarılı ismiydi bana göre Senna. O, hayatını kaybettikten sonra, spora olan ilgim, garip bir şekilde daha da çok arttı. Hala her yılın 1 Mayıs günü, içime bir hüzün çöker.

2006’da ilk kez Brezilya’ya gidip mezarını ziyaret ettiğimde, sanki yapmam gereken bir görevi yerine getirmiş gibi huzur dolmuştum. Bu kadar çok sevdiğim, her gün bir şekilde andığım ve belki de şu an, F1 işinde olmamı sağlayan adamın başında olmak gerçekten çok tuhaf bir duyguydu. Saygı, sevgi, keder; hepsini aynı anda hissediyorsunuz. O’nu canlı görmeyi, seyretmeyi ya da anlatmayı çok isterdim; ama yetişemedik büyük ustaya.

Her son, yeni bir başlangıçtır…

‘Eğer bir kaza yapacaksam her şeyin bir anda olup bitmesini isterim. Tekerlekli sandalyeye bağlı yarım bir insan olarak hayatımın geri kalan kısmını devam ettirmek istemem.’ diyen Senna’nın, bir bakıma onun istediği şekilde bir ölüm ile gözlerini yumduğunu düşünmek, tüm hayranlarına bir çeşit teselli oluyor. 2014’te ölümünün 20. yılı anısına yapılan organizasyonda, on binlerce fan, dünyanın her yerinden hayatını kaybettiği Imola pistine giderek onu andı.

Belki de kendisini otomobil sporlarına bu kadar adayan birisinin, bir yarış esnasında ölmesinin bile bir anlamı olduğu düşünülebilir. Senna’nın hayatını kaybetmesinin ardından, geçen 20 yılda alınan pek çok güvenlik önlemi sayesinde, bugün pistlerde yaşanan bir çok kazada, bir çok genç sporcunun hayatı kurtuluyor.

Onun ardından, bana göre F1 pistlerinde hep bir şeyler eksik kaldı. Biliyorum ve eminim ki, motorsporları dünyası O’nu hiçbir zaman unutmayacak. Seni hala her gün saygıyla anıyoruz büyük şampiyon!

Formula 1 spikeri Serhan Acar, 1979 yılında Bursa'da doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü'nden mezun. 2000-2013 yılları arasında Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu’nda çalıştı. Formula 1 Türkiye Grand Prix’inde yedi sene boyunca direktör yardımcılığı görevini yürüttü. 2005 yılından bu yana sırasıyla CNN Türk, TRT ve Smart Spor kanallarındaki Formula 1 yayınlarında spikerlik ve yorumculuk yaptı.

Twitter'dan takip edin: @serhanacar

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: Al Jazeera

Serhan Acar

Formula 1 spikeri Serhan Acar, 1979 yılında Bursa'da doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü'nden mezun. 2000-2013 yılları arasında Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu’nda çalıştı. Formula 1 Türkiye Grand Prix’inde yedi sene boyunca direktör yardımcılığı görevini yürüttü. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;