Görüş

Çerkeslerin 150 yıllık acısı

Her yıl 21 Mayıs’ta başta İstanbul olmak üzere dünyanın pek çok yerinde sürgünün ve soykırımın anıldığı günlerde Çerkes ulusal kimliği yeniden inşa edilmektedir.

Konular: Kafkasya, Türkiye
Türkiye'de yaşayan Çerkesler, Soçi Olimpiyatları'nı İstanbul'daki Rus Konsolosluğu önünde böyle protesto etmişti. [Fotoğraf: Reuters]

Çerkesler 19. yüzyıldaki Rus yayılmacılığı sonucunda, ‘Sürgün’ olarak nitelendirdikleri göçlerle anavatanlarını terk etmek zorunda kaldılar. O dönemde Osmanlı’ya sığınan Çerkes nüfusunun 1 milyonun üzerinde olduğu sanılıyor. Ayrıca meşakkatli yolculuk sırasında pek çok Çerkes de hayatını kaybetti. Göç sırasında ölenlerin oranının toplam göç eden nüfusun yaklaşık yüzde 25’ini teşkil ettiği tahmin ediliyor. 19. yüzyıl sonu itibarıyla Kuzey Kafkasya’da kalan ve göç etmeyen Çerkeslerin sayısının ise 150-200 bin olduğu ifade edilmektedir.

Zorunlu göçe tabi tutulan Çerkesler klasik bir diaspora özelliği taşırlar. Klasik diasporaların en belirgin özelliği, anavatana yönelik özlemin ve geri dönüş eğiliminin daima varlığını sürdürmesidir.

Çerkesler Anadolu topraklarına geldiklerinde, İstanbul Hükümeti tarafından on yıl süreyle askeri yükümlülük ve vergiden muaf sayıldılar; ev yapımı için gerekli olan bedel kendilerine hükümet tarafından verilirken aile başına ayrıca iki adet öküz verildi. Göçmenler zorunlu bir iskân politikasına tabi tutulmuşlardır. Balkan milliyetçiliğinin yaşandığı Balkanlar, Arap milliyetçiliğinin yaşandığı Ortadoğu, Rum ve Ermeni milliyetçiliğinin yaşandığı Anadolu toprakları Çerkeslerin yoğun olarak yerleştirildikleri bölgeler olmuştur. Çerkesler, ayrıca Kürtler, Dürziler, Türkmenler ve Bedeviler gibi bazı Müslüman unsurlara karşı da Osmanlı’nın yanında bir denge unsuru olarak kullanılmıştır.

Çerkeslerin günümüz Türkiye’sindeki nüfuslarının yaklaşık 2,5 milyon dolayında olduğu söylenebilir. Bu sayı, bugünkü Rusya’da yaklaşık 1 milyonluk Çerkes nüfus olduğu düşünüldüğünde hiç de azımsanamaz. Öte yandan, bugün kesin rakamlar bilinmemekle beraber Ürdün’de çoğunluğu Şapsığ ve Kabardey 60 bin, Suriye’de savaş öncesinde çoğunluğu Abzeh, Kabardey ve Abaza olan 80 bin ve İsrail’de ise çoğunluğu Şapsığ ve Abaza olan 3 bin kadar Çerkes bulunmaktadır. Avrupa, ABD, Kanada ve Avusturalya’da yaşayan Çerkes diasporik grupların yaşadıklarını da gözden kaçırmamak gerekmektedir.

Kendilerini özellikle siyasal süreçlerden dışlanmış hisseden Çerkesler gibi grupların, kültür ve etnisite söylemlerine sıklıkla yatırım yaptıkları görülmektedir. Bu bağlamda, kimlik politikaları bir tür alternatif siyaset yapma biçimi olarak karşımıza çıkar.

by Ayhan Kaya

Çerkeslerin diasporada toplumsal, siyasal ve kültürel halleri

Anavatandan uzakta birtakım yerlerde yaşamlarını sürdüren grupların kendilerini diaspora olarak tanımlıyor olmalarının asıl nedeni büyük ölçüde ev sahibi toplum ve devlet tarafından toplumsal, siyasal ve kültürel açıdan dışlanıyor olmalarıdır. Türkiye’de Çerkes kimliğine zaman içinde artarak yapılan vurgu aslında, Türkiye’deki uluslaşma sürecinin ne denli dışlayıcı ilkeler üzerine inşa edildiğini göstermektedir. Osmanlı ‘millet’ geleneğinin bir uzantısı niteliğindeki ‘modern Türk milleti’ kurgusu, değişmeyen bir önkabul ile ‘Sünni-Müslüman-Türk’ kutsal üçlemesi üzerinden giden ve etno-kültürel açıdan farklı olan Müslümanları bu üçlemenin içine asimile etmeye çalışan ve gayri-Müslimleri ise dışarıda tutmayı amaçlayan bir kurgu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kurtuluş Savaşı yıllarında kurucu unsurlardan biri olma sıfatına haiz görülen Çerkeslerin sonraki yıllarda siyasal karar alma süreçlerinden dışlandıkları bilinir. Kendilerini özellikle ülke içindeki siyasal süreçlerden dışlanmış hisseden Çerkesler gibi grupların, kültür ve etnisite söylemlerine sıklıkla yatırım yaptıkları görülmektedir.

Ancak, etno-kültürel kimliklere vurgu, onların muhafazakârlıklarından veya gelenekselliklerinden kaynaklanmayıp, daha çok parlamento, siyasal partiler ve sendikal örgütlenme gibi meşru siyasal mekanizmalar üzerinden siyasete katılamama kaygılarından kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda, kimlik politikaları pek çok farklı grup tarafından da başvurulan bir tür alternatif siyaset yapma biçimi olarak karşımıza çıkar.

Diasporada yaşayan Çerkesler, farklı ülkelerde farklı siyasal katılım stratejileri geliştirmişlerdir. Sözgelimi, kendisi de bir Çerkes olan antropolog Seteney Shami’nin çalışmalarından da görüleceği üzere, Ürdün kabileler ölçeğinde örgütlenen bir siyasal yapıya sahip olduğundan, bu ülkede yaşayan Çerkesler bir kabile şeklinde örgütlenmeyi tercih etmişlerdir. Bu amaçla 1980 yılında kurulan Çerkes-Çeçen Kabile Konseyi diğer kabile konseyleri gibi siyasal iktidar tarafından tanınmış ve ülkedeki kaynakların paylaşım sürecinde kendi üyelerini temsil etme hakkına sahip olmuştur.

Türkiye’de ise ulus-devlet projesinin ilk yıllarından itibaren yaygınlaştırılan asimilasyonist Türk milliyetçiliği söylemine paralel olarak Çerkeslerin de varlıklarını sürdürebilmek için var olan homojenleştirme projesine angaje olmayı tercih ettikleri ve bu nedenle etnik kimliklerini kamusal alanda pek dışa vurmadıkları gözlemlenmiştir. Ancak öte yandan, kimliklerini sürdürebilmek için diğer grupların yaptığı gibi kentsel alanda hemşehrilik ağları üzerinden varlıklarını sürdürdükleri de bilinmektedir.

Anavatanlarında yaşayan Çerkesler, geleneklerini sürdürmeye çalışıyor. [Fotoğraf: EPA]

1970’li yılların ideolojik kutuplaşma sürecinde siyasal yapının değişimiyle birlikte Çerkeslerin de ‘devrimci’ ve ‘dönüşçü’ kutuplaşması içinde örgütlendiklerini görüyoruz. Her iki grup da çoğunlukla sol eğilimli insanlardan oluşurken, ‘devrimciler’ Çerkes toplumunun sorunlarının Türkiye’de yapılacak bir devrimle çözümleneceğini, ‘dönüşçüler’ ise asıl sorumluluklarının Kafkasya’ya yönelik olduğunu dile getirmişler, bu nedenle geri dönüş tezini savunmuşlardır.

1980 yılında yaşanan askeri darbe, Çerkes diasporasında örgütlenme konusunda bir sessizliğin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Etnik siyasetin yaygınlaştığı 1990’lı yılların Türkiye’sinde ise Çerkes diasporasının, azınlık söylemine dayalı bir siyasal katılım stratejisi geliştirdiği görülmüştür.

Etno-kültürel siyasetin 2000’li yılların başlangıcında hızlı bir değişim sürecine girdiği görülmüştür. Özellikle son yıllarda Avrupa Birliği düzleminde yer alan etnik grupların tabi oldukları ulus-devletlerin yer yer baskıcı hegemonyalarından kendilerini kurtarabilmek için Avrupa Birliği’nin sunduğu ulus-ötesi mekanizmaları kullandıkları görülmektedir.

Türkiye’de yaşayan Çerkesler arasındaki etnik ve kültürel hareketliliğin son yirmi yıldır dünyanın farklı yerlerinde boy gösteren etno-kültürel siyaset ile paralel olarak ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Son yıllarda özellikle kentsel alanda yaşayan Çerkes diasporası içinde 1864 yılından sonra yaşanan sürgün deneyimine, kültürel ritüellerin ve geleneklerin (zekes-düğün, haynape-ayıp, semerko-kaşenlik vb.) yeniden canlandırılmasına, etnik bazlı dernek ve vakıfların sayıca çoğalmasına, dil öğrenimine, anavatan ile ilişkilerin geliştirilmesine, folklorik zenginliğin yeniden üretilmesine ilişkin faaliyetlerin kentsel alanda yoğun olarak gerçekleştiği görülmektedir.

Çerkesler, Soçi Olimpiyatları'na karşı İstanbul'da düzenlenen gösterilere yerel kıyafetleriyle katıldı. [Fotoğraf: Mustafa Değirmenci /AJT]

Günümüzde 'Çerkes Soykırımı' tartışmaları

Dünyanın pek çok yerine yayılmış milyonlarca Çerkes, özellikle Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle birlikte anavatanlarıyla daha yakın bir ilişki geliştirmeye başlamışlardır.

Küreselleşmenin sağladığı ucuz ve hızlı iletişim ve ulaşım araçları, sosyal medyanın yarattığı sınırları aşan ağlar, Nosochi2014.com adlı sitenin Soçi Olimpiyatları öncesinde ve sonrasında gerçekleştirdiği Rusya karşıtı kamuoyu oluşturma çabaları, diaspora ile anavatan arasında giderek yoğunlaşan ticari, kültürel, siyasal ve toplumsal bağların varlığı ve ayrıca Gürcistan gibi bazı ülkelerin 1864 yılında Çerkeslerin Ruslar tarafından soykırıma tabi tutuldukları şeklinde aldıkları parlamento kararları 1990’lı yıllardan bu yana farklı bir Çerkes ulusal kimliğinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Milliyetçiliğin teritoryal (ülkesel/coğrafi) özelliğini yitirdiği ve giderek diasporik ve ulusaşırı bir nitelik kazandığı günümüzde, Çerkes ulusal kimliği de yeniden tanımlanmakta ve diaspora ile anavatanda yaşayan Çerkeslerin birlikte göndermeler yaptığı ortak bir anlatıya dönüşmektedir.

Diasporik milliyetçiliğin giderek yükseliyor olması, farklı ülkelerde ve özellikle Türkiye’de yaşayan Çerkeslerin tabi bulundukları devletler karşısında daha belirgin taleplerde bulunmasına da zemin hazırladığı görülmektedir. Sözgelimi, 2000’lerin başından bu yana, Türkiye’de AB bütünleşme sürecinin derinleşmesi ile birlikte Çerkesler anadilde eğitim hakkının tanınması, etno-kültürel kimliklerinin tanınması, Rus Federasyonu ile çifte vatandaşlık hakkı, Kafkas kökenli siyasetçilerin, askeri görevlilerin ve bürokratların Cumhuriyetin kurulması sürecinde sağladıkları katkıların tanınması ve okul kitaplarından Çerkes Ethem’in “hain” olduğu şeklindeki ifadelerin çıkarılması ile ilgili talepleri dile getirirken seslerini daha çok duyurur oldular. 

Unutulmaması gereken nokta, küreselleşme araçlarıyla daha sıkı bağlar kuran diasporik oluşumların içinde bulundukları ülkelerin siyasal otoritelerine karşı yeri geldiğinde kendilerini daha güçlü hissettikleri gerçeğidir.

Öte yandan, 2010 nüfus sayımına göre Rusya’da 723 bin kadar Çerkes yaşamaktadır. Bu sayının önemli bir kısmı anavatanları dışında yaşarken, Çerkesler Kabartey-Balkar Cumhuriyeti’nde çoğunluğu oluşturmakta ve Adige Cumhuriyeti ile Karaçay-Çerkesk Cumhuriyeti’nde ise azınlığı oluşturmaktadırlar. Anavatanlarında yaşayan Çerkesler, son yıllarda giderek yükselen hegemonik Rus milliyetçiliğinden maalesef kendi paylarına düşeni almaktadırlar.

Belgesel: No Soçi

1991 yılında Nalçik’te kurulan Dünya Çerkes Örgütü, günümüzde daha çok Putinci bir çizgiyi benimsemek zorunda kalmış, öte yandan daha özgürlükçü ve Putin karşıtı söylemler geliştirmeye çalışan aydınlar ise sindirilmişlerdir. Rus gizli haberalma teşkilatı özellikle Soçi Olimpiyatları öncesinde ve sırasında Çerkes diasporasıyla birlikte hareket etmeye çalışan Çerkesler üzerinde sert baskılar kurmuş ve Çerkes Soykırımını tanıyan Gürcistan Parlamentosu ile yakın temaslar kuran Çerkes aydınları üzerindeki baskıyı giderek artırmıştır. Bugün Çerkes cumhuriyetlerinde korku hakimdir. Çerkes diasporasında dile gelen Çerkes Soykırımı söylemlerinin Çerkes cumhuriyetlerinde korku nedeniyle gereken karşılığı bulmadığı görülmektedir.

Çerkes ulusal kimliği yeniden inşa ediliyor

Çerkes diasporası son yıllarda 1864 Çerkes Soykırımının uluslararası kamuoyu tarafından tanınması konusunda önemli adımlar atmıştır. 2014 Soçi Olimpiyatlarının batılı bazı devlet yetkilileri tarafından boykot edilmesi, Çerkes diasporasının bu konuda Batı’da ne denli başarılı lobi faaliyetleri yürüttüğünü göstermektedir.

Her yıl Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen Çerkes Günü bu çabalardan sadece bir tanesidir. Yine, her yıl 21 Mayıs’ta başta İstanbul olmak üzere dünyanın pek çok yerinde sürgünün ve soykırımın anıldığı günlerde hiç şüphe yok ki, Çerkes ulusal kimliği yeniden inşa edilmektedir. İşte bu günler, Çerkeslerin Çerkes kimliklerini bir kez daha anımsadıkları ve sürgün sırasında ölen yüzbinlerce insanın anısına Karadeniz’e karanfiller bıraktığı günler olarak yaşanmaya devam edecektir.

Ayhan Kaya, İstanbul Bilgi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi. Aynı üniversitede Avrupa Birliği Enstitüsü Direktörü görevini yürütüyor ve 2011 yılı itibarıyla Avrupa Birliği Komisyonu tarafından Jean Monnet Profesörü olarak ödüllendirildi. Bilim Akademisi üyesi olan Kaya'nın, diasporalar, kimlik, uluslararası göç, etnisite, milliyetçilik, çokkültürcülük, yurttaşlık, ulusaşırı alan ve sürdürülebilir kalkınma gibi konular hakkında da kitap, makale ve tercümeleri bulunuyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Ayhan Kaya

İstanbul Bilgi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;