Görüş

Cumhurbaşkanı Erdoğan 7 Haziran seçimini nasıl okumalı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan kavşak noktasında bir karar alma sürecinde: Ya partiler üstü ve tüm ülkenin Cumhurbaşkanı olarak, icracılığını ve aktifliğini tarafsızlık ilkesi temelinde ve Türkiye’nin bir bütün olarak yararına yaşama geçirecek ya da AK Partili Cumhurbaşkanı olarak partisinin gücünü tekrar kazanması yönünde hareket edecek.

Erdoğan, 7 Haziran seçimleri öncesinde meydanlara inerek AK Parti ve başkanlık sistemi lehine çok sayıda konuşma yaptı. [Fotoğraf: AP]

7 Haziran 2015 Genel Seçimi, hiç şüphe yok, Türkiye siyasetinde tektonik taşları yerinden oynattı.  Siyasi güç dengeleri değişti, bazı söylemler geçerliliğini kaybetti, kimlikler-modernleşme ilişkisinde yeni pencereler açıldı.

Beş önemli gelişme

Bir, AK Parti, seçimlerin birinci partisi oldu ama çoğunluk hükümeti kuracak 276 milletvekili sayısına ulaşamadı. Nasıl bir koalisyon hükümeti? Erken seçim olur mu? Bu iki soru, siyasi gündemin merkezine oturdu.

İki, HDP yüzde 13,2 oy oranı, 80 milletvekili ve 6 milyon oy ile büyük bir başarı elde etti. Bu başarıyla da yanıtı zor bir soru tartışılmaya başlandı. Bu başarı, Türkiye’yi ve Orta Doğu’yu nasıl etkileyecek?

Üç, söylem düzeyinde, seçim sonuçları, siyasi partilere “Uzlaşın” mesajını verdi.  AK Parti’nin tek başına Türkiye’yi yönetmek dönemi bugün için bitti. “Uzlaşarak karar alma” dönemi başladı. 

Dört, “çoğunlukçuluk”  ya da “majoritarianizm” dediğimiz, çoğunluğa dayanarak meşruiyet arama dönemi bitti. “Millet”, “Benim Milletim”, v.b. referanslar, muhalefet partilerinin oy toplamının yüzde 60 olmasıyla geçerliliğini kaybetti. 

Beş, seçim sonuçları başkanlık sistemi, güçlü yürütme, vb. iddiaları en azından bugün için bitirdi. Onun yerine, üç ciddi meydan okuma koalisyon hükümeti çalışmalarını ve müzakerelerini şekillendiriyor: Ekonomik riskler, dış politika ve sınırlarımızdaki güvenlik sorunları, Çözüm Süreci’nin geleceği.

Seçim sonucunda, AK Parti’nin oy kaybı, buna karşın seçmenin “Uzlaşın” mesajı ve toplumun yüzde 97’sinin temsil edildiği Meclis yapısının ortaya çıkması, seçmenin korkulmak değil adillik istediğini ortaya koydu. Diğer bir değişle, seçmen Erdoğan’a “adillik ilkesi temelinde toplumu yönet” demiş oldu.

by E. Fuat Keyman


Bir taraftan, Türkiye ekonomisi kırılgan durumda, hızla iyi yönetime dönülmesi gerekiyor. Diğer taraftansa sınırlarımızdaki IŞİD’in genişleme ve yayılma sorunu; PYD’nin ve YPG’nin IŞİD’i Tel Ebyad’dan çıkarmasından sonra, acaba sınırlarımız da “Kürt ekseni” mi oluşuyor sorusu; sayıları 2 milyonu aşan mülteciler… Hepsi ivedilikle dış politika da yeniden yapılanmayı, tekrardan yapıcı, etkin ve aktif döneme geri dönülmeyi gerekli kılıyor.

Bu nedenle, koalisyon tartışmalarının ve yeni hükümetin ivedi yapması gerekenler, ekonomi ve dış politika alanında olacak.  Bu iki alan, yeni dönemin ana eksenini oluşturuyorlar. Çözüm Süreci ise, ekonomi ve dış politika alanında başarının ya da başarısızlığın kilit referansı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve 7 Haziran genel seçimi

Bu beş noktayı sıraladıktan sonra, seçim sonuçlarını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın penceresinden değerlendirmeye geçebiliriz. Seçim sonuçları, Erdoğan için ne anlama geliyor, ne anlama gelmeli? Objektif bir değerlendirmeyle, ne söyleyebiliriz?

Dört noktasının altını çizelim.

Bir, Erdoğan’ın başkanlık sistemi geçiş isteği ve arayışına, AK Parti seçmeni dahil seçmen olumsuz yanıt verdi. Başkanlık sistemi tartışması bugün için bitti. Seçim sonuçlarından koalisyon ve uzlaşın mesajının çıkması, başkanlık tartışmasını fiili olarak bitirdi.

İki, Erdoğan’ın seçim döneminde Çözüm Süreci’ni durdurmasının, milliyetçi söyleme yönelmesinin ve HDP’ye ve ona oy veren Kürt vatandaşlarımıza karşı çok olumsuz bir tavır takınmasının, sadece kendisi için büyük bir hata olmadığını, daha önemlisi, Türkiye için risk doğurduğunu, seçim sonuçları ortaya çıkarttı.

AK Parti, Güney ve Doğu Anadolu’da marjinal oy alan bir parti durumuna düştü. Tüm bu coğrafyada, CHP ve MHP’den sonra, AK Parti de çok zayıfladı. HDP, artık tek, ana ve egemen parti-aktör konumunda. 14 ilde birinci parti durumunda, 60 milletvekili bu bölgeden geliyor. 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde 11 ili HDP’nin kazandığını düşünürsek, HDP’nin gücünü anlarız.  

Üç, Erdoğan, eski Cumhurbaşkanlarından farklı olarak,  “icracı” ve “aktif” Cumhurbaşkanı olacağını söylüyor. Fakat, icracı ve aktif olmak ne anlama geliyor?

Bu soruya yanıtı, Erdoğan 7 Haziran seçimlerine giderken, meydanlara inerek, AK Parti ve başkanlık sistemi lehine çok sayıda konuşma yaparak ve böylece seçim sürecine bir “aktör” olarak dahil olunca verdi. 400 milletvekili istedi kendisini dinleyenlerden.

Seçim sonuçlarında, AK Parti’nin aldığı yüzde 41 oy oranı ve 258 milletvekili Erdoğan’ın, bu tarz icracılığını ve aktifliğini, AK Parti seçmeni dahil Türkiye halkı kabul etmedi.

Dört, Machiavelli Prens’de, “yönetici nasıl yönetmelidir” sorusuna yanıt ararken, “sevilmek” ile “korkulmak” arasında bir ayrım yapar ve yöneticinin sevilmek yerine kendisinden korkulmasını tercih etmesi gerektiğini söyler. Sevilmek, toplumun yöneticiye bağlılığını ve rızasını her zaman getirmez ama korkulmak getirebilir.

Bu ikiliği Adillik Olarak Adalet kitabında, John Rawls eleştirir ve toplum yönetimi için, bu ikiliğin gerisinde, “adillik” (fairness) ilkesini önerir. Sevilmek ya da korkulmak değil, adil olmak, toplum yönetiminde tercih edilmelidir. Adillik, lidere toplumun rızasını yaratır.

Erdoğan, gerek son dönemlerdeki toplum yönetim tarzıyla, gerekse de seçim dönemindeki tavrıyla Machiavelli’ye “Evet” diyen, kendisinden korkulmasını sevilmenin önüne koyan bir söylem ve hareket tarzı içinde oldu. Kutuplaşmayı derinleştirerek oy tabanını konsolide etmek istedi; Rawls’un “liderin adil olması gerekir” ilkesine hiç yanaşmadı.

Erdoğan, AK Partili bir koalisyon, yani AK Parti-MHP ya da AK Parti-CHP koalisyonunun hızla kurulmasını istiyor. Olmazsa, erken ya da “tekrar seçim”e ülkeyi götürecek, böyle bir seçimde AK Parti’nin tekrardan çoğunluk hükümeti kuracak oy almasını isteyecek.

by E. Fuat Keyman


Seçim sonucunda, AK Parti’nin oy kaybı, buna karşın seçmenin “Uzlaşın” mesajı ve toplumun yüzde 97’sinin temsil edildiği Meclis yapısının ortaya çıkması, seçmenin korkulmak değil adillik istediğini ortaya koydu. Diğer bir değişle, seçmen Erdoğan’a “adillik ilkesi temelinde toplumu yönet” demiş oldu.

Seçim sonrası dönemde Erdoğan ne yapmalı?

Seçim sonuçlarını, özellikle kendisine dönük olarak, Erdoğan’ın nasıl okuduğunu bilmiyoruz. Bu konuda Erdoğan, beklenen ve gerekli olduğunu düşündüğüm etraflı bir açıklama yapmadı.

Ama seçim sonuçlarının yorumu kadar önemli olan soru şu: Erdoğan, Cumhurbaşkanı olarak, seçim sonrası hükümet kurma çalışmalarına nasıl yaklaşacak, nasıl bir tavır alacak?

Erdoğan, TİM Genel Kurulu’nda konuşurken, bu sorulara yanıt olabilecek şunları söyledi:

Türkiye'nin… zaman kaybına tahammülü olmadığına inanıyorum. Bunun için koalisyonun mümkün olan en kısa zamanda kurulmasını temenni ediyorum. Eğer egolar öne geçerse bu süreç uzayacaktır. O zaman da Cumhurbaşkanı olarak üzerimize düşen görev, siyasiler çözemiyorsa millet çözecek tek merciidir… Kimsenin seçimlerin ortaya çıkardığı konumunu, sistemi kilitlemek için kullanmaya hakkı yoktur. Türkiye’yi hükümet kurulamayan bir ülke durumuna düşürmenin vebali ağırdır… Cumhurbaşkanı olarak bu süreçte ben, milletimin arzusu konusunda yeni hükümetin bir an önce kurulmasını teşvik edeceğim”. (Hürriyet, 21 Haziran)

Erdoğan, buna benzer bir açıklamayı, 21 Haziran gecesi MUSİAD İftar yemeğinde da yaptı.

Erdoğan, AK Partili bir koalisyon, yani AK Parti-MHP ya da AK Parti-CHP koalisyonunun hızla kurulmasını istiyor. Olmazsa, erken ya da “tekrar seçim”e ülkeyi götürecek, böyle bir seçimde AK Parti’nin tekrardan çoğunluk hükümeti kuracak oy almasını isteyecek.

Bu bize, Erdoğan’ın seçim sonuçlarından hiç hoşlanmadığını da gösteriyor. Seçimlerin, belki de en önemli kaybedeni, yukarıdaki dört madde temelinde, Erdoğan ve kendisinin başkanlık sistemine geçiş isteği oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kavşak noktasında bir karar alma sürecinde: Ya partiler üstü ve tüm ülkenin Cumhurbaşkanı olarak, icracılığını ve aktifliğini tarafsızlık ilkesi temelinde ve Türkiye’nin bir bütün olarak yararına yaşama geçirecek ya da, AK Partili Cumhurbaşkanı olarak partisinin gücünü tekrar kazanması yönünde hareket edecek.

Zor ama alınması artık gerekli olan bir karar…

Prof. Dr. E. Fuat Keyman, Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi ve İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü. Demokratikleşme, küreselleşme, uluslararası ilişkiler, Türkiye-AB ilişkileri, Türk dış politikası ve sivil toplumun gelişimi konularında uzmanlaşan Keyman'ın yayınlanmış çok sayıda kitabı ve makalesi mevcuttur.

Twitter'dan takip edin: @keymanfuat 

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

E. Fuat Keyman

Sabancı Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü ve İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü. Lisans ve yüksek lisans derecelerini Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden, doktora derecesini ise Uluslararası İlişkiler ve Karşılaştırmalı Siyaset üzerine Carleton Üniversitesi’nden aldı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;