Görüş

Hillary'nin sicili umut vermiyor

Gazeteci-yazar Belen Fernandez'e göre ABD'de başkanlık için adaylığını açıklayan Hillary Clinton'ın geçmişte yaptıkları, oluşturmak istediği özgürlükçü imajın gerçeği yansıtmadığının kanıtı.

Konular: Hillary Clinton, ABD, Amerika, Dünya

Barack Obama 2008 yılında ilk kez başkanlık koltuğuna oturduğunda, dünya genelinde pek çok kişi, bu dönüşüm sayesinde ABD'nin dış politikasının da daha anlayışlı bir hâle geleceğini umut etmişti. Sonuçta Obama, ülke tarihi boyunca zulme uğramış bir topluluğun mensubuydu ve dolayısıyla da ister istemez dünyanın ezilen toplumlarının acılarına ortak olacaktı. 

Ne var ki Obama'nın insan hayatına saygısızlık konusunda George W. Bush'u aratmayan tavırları bu umutları hızla suya düşürdü.

Obama, ABD'nin nicedir sürdürdüğü sivil katletme alışkanlığından kurtulamaması bir yana, sağcı darbelerin destekçisi, kâr odaklı, her işe burnunu sokan ülke imajını korumak için de elinden geleni ardına koymadı. Obama, göreve geldikten kısa bir süre sonra, 2009 yılında hafif sol eğilimli Honduras Devlet Başkanı Manuel Zelaya'yı deviren darbeyi destekleyerek Latin Amerika'ya patronun kim olduğunu gösterme fırsatı buldu. 

Clinton'ın sicilini düşününce, dünya kamuoyunun tarih boyunca bastırılmış bir cinsiyete mensup bir Amerikan başkanının insanlığa karşı daha nazik olacağı fikri çevresinde toplanmaktan kaçınması muhtemel.

by Belen Fernandez

Hillary sahnede

ABD, olayla ilgisi olduğunu defalarca inkâr etse de, Obama yönetiminin o dönemki dışişleri bakanı, geçen yıl yayınlanan anı kitabında Zelaya'nın (meşru şekilde) görevine dönmesini önlemeye yönelik bir strateji oluşturduğunu kabul ederek, geç de olsa gerçeği ağzından kaçırdı.

Darbenin ardından Honduras dünyanın cinayet başkentine dönüşürken, ABD'den yardım alan devlet güvenlik yetkilileri de karıştıkları ölümcül suçlardan ceza almadan paçayı kurtarabilir hâle geldi.

Yukarıda bahsi geçen dışişleri bakanı elbette kısa bir süre önce ABD başkanlığına adaylığını açıklayan Hillary Clinton'dan başkası değildi.

Clinton'ın sicilini düşününce, dünya kamuoyunun tarih boyunca bastırılmış bir cinsiyete mensup bir Amerikan başkanının insanlığa karşı daha nazik olacağı fikri çevresinde toplanmaktan kaçınması muhtemel.

Fakat bu demek değil ki destekçileri Clinton'ın sözde diğer ilerici yönleri dışında, kadın haklarının yılmaz bir savunucusu olduğu imajını da satmak için ellerinden geleni yapmayacak.

Gazeteci Rania Khalek, bir süre önce bana gönderdiği bir e-postada bu yanlış fikirlerin bazılarını şöyle çürütüyordu:

"Clinton, eşinin imzasını taşıyan o korkunç refah reformu tasarısı için oy toplamaktan tutun, senatörlüğü döneminde Irak'ı ve Iraklı kadınları harap eden Amerikan işgalinin lehine oy vermesine varıncaya dek, tüm kariyerini sayısız kadın ve çocuğun hayatını mahveden politikaları dayatmaya çalışarak geçirdi."

İran'a gözdağı

Clinton'ın 2014 yılında The Atlantic'ten Jeffrey Goldberg'e verdiği röportajda genel hatlarıyla açıkladığı cihatla mücadele planları da dünyaya pek bir teselli olmasa gerek. Söz konusu söyleşide İslamcı teröristlere karşı yürütülen mücadeleyi Sovyetler Birliği karşısında verilen savaşa benzeten Clinton, Soğuk Savaş döneminde "[ABD'nin] Latin Amerika'dan Güneydoğu Asya'ya son derece pis adamları desteklediğini, pek de gurur duyulamayacak şeyler yaptığını" kabul etti. 

Fakat sonunda komünizmin çökmüş, "[ABD] başarmıştı." Yabancı ülkelerde dökülen onca kanın ya da Sovyetler'e karşı verilen savaş ile şimdiki cihat arasındaki bağlantının ne önemi var?

Aynı röportajda Clinton günümüzün objektif kriterlere göre "pis" diyebileceğimiz belli bazı isimleriyle ilgili ise hep olumlu şeyler söylüyordu. Başkan adayı, İsrail'in Gazze Şeridi'nde düzenlediği ve çoğu sivil 2 binden fazla Filistinlinin hayatını kaybettiği son saldırı ile ilgili olarak Goldberg'in yönelttiği soruyu şöyle yanıtladı: "Bence İsrail yapması gerekeni yaptı."  

Hatta işi daha da ileri götürerek, İsrail'in eylemlerine muhalefet edilmesinin ardında Yahudi karşıtlığının olabileceğini öne sürdü.

Bu sözleri işiten, Clinton'ın ABD değil de İsrail seçimlerinde aday olduğunu sanır. Üstelik bu kendisinin benzer meyandaki ilk yorum da değil. 2008 yılındaki seçim kampanyasında Clinton, Yahudi devletine saldırı durumunda İran'ı "tamamen yok edebilecekleri" konusunda uyarıda bulunmuştu.

Clinton, işi daha da ileri götürerek, İsrail'in eylemlerine muhalefet edilmesinin ardında Yahudi karşıtlığının olabileceğini öne sürdü. Bu sözleri işiten, Clinton'ın ABD değil de İsrail seçimlerinde aday olduğunu sanır.

by Belen Fernandez

"Hayır" oyu

Doug Henwood, Kasım ayında Harper's dergisi için kaleme aldığı "Hillary'i durdurun!" başlıklı makalede, liberallerin [Clinton'ı] bir ilericilik timsali olarak hayal ediyor oluşuna ne denli şaşırdığını dile getiriyor. Zira bu imajın, Clinton'ın saldırganlıkta 'şahin' kesimi bile geride bırakan tavrıyla pek de örtüştüğü söylenemez. Henwood, yazısında "Clinton'ın Afganistan'da savaşın tırmanmasına yardımcı olduğunu, Irak'ta askerî varlığın sürdürülmesi yönünde lobi yaptığını, Obama'yı Suriye'nin bombalanması konusunda doldurduğunu ve Libya'ya müdahaleye destek verdiğini" de ifade ediyor.   

Henwood, makalede TIME dergisi yazarı Michael Crowley'nin "Clinton'ın -biri Afganistan, biri Libya ve diğeri de Bin Ladin baskını olmak üzere- en az üç önemli meselede, Bush tarafından atanmış bir Cumhuriyetçi olan [Savunma Bakanı Robert] Gates'ten daha agresif bir tavır sergilediği" yönündeki gözlemine de yer veriyor.

Yani Demokrat ve Cumhuriyetçi kamplar arasında, partizan fanatiklerin suçu sistemin kendisi yerine karşı tarafa atabilmesine zemin hazırlayan, aşılmaz bir gedik olduğu sanrısı buraya kadarmış.

Henwood'un makalesinin alt başlığı "Clinton hanedanına hayır deyin" idi. Ben de öyle yapacağım, ama hazır başlamışken, aralarında sanki büyük bir fikir ayrılığı varmış gibi davranan, ama iş dış ülkelerde felaket tohumları ekme konusuna gelince tam bir birlik sergileyen bu yozlaşmış ikili tekele de "hayır" diyelim. 

Belen Fernandez, gazeteci-yazar. ‘The Imperial Messenger: Thomas Friedman at Work’ adlı kitabı 2011'de Verso tarafından yayınlandı. Jacobin dergisinde editör.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Belen Fernandez

Belen Fernandez, gazeteci-yazar. ‘The Imperial Messenger: Thomas Friedman at Work’ adlı kitabı 2011'de Verso tarafından yayınlandı. Jacobin dergisinde editör. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;