Görüş

Irak, Türkiye ve bölgesel oyunun kuralları

Petrol fiyatlarının düştüğü, Irak'ın büyük ekonomik kriz tüneline girdiği ve Türkiye'nin Irak pazarlarına çok ihtiyaç duyduğu bir ortamda, Irak-Türkiye geriliminin sürmesi mümkün değil. Irak, Türk pazarlarının bir uzantısı ve Türk malları için en büyük ikinci pazar konumunda.

Konular: Ortadoğu, Irak, Haydar İbadi, Ahmet Davutoğlu, Recep Tayyip Erdoğan, İran
Irak Başbakanı Haydar İbadi'nin 27 Aralık 2014'teki Türkiye ziyaretinde, güvenlik ve ticaret konuları öncelikli olarak ele alındı. [Fotoğraf: AA/Getty]

Irak Başbakanı Haydar İbadi'nin 25 Aralık 2014'te gerçekleştirdiği Ankara ziyareti, onun (selefi Nuri Maliki'nin 8 yıla uzanan sert ve bazen saldırgan dönemi sonrası) bölge ülkelerine yönelik açılımı ve reform sürecinin bir parçası gibi göründü. Maliki'nin bu sert dönemi, Irak'ın yönetiminde tekelleşmesinin sonucuydu. İbadi'nin ziyareti öncesi, sırası ve sonrasında yapılan açıklamalar ve ziyaretin sonuçları, bu yaklaşımı pekiştirdi. İki komşu ülke Türkiye ve Irak'ın geleceğini ilgilendirecek stratejik, ekonomik ve güvenlik konularında ilerleme kaydeden etkin bir hava kattı.

Türkiye, asıl tehlikenin Irak'taki ulusal irade yokluğunda saklı olduğu kanaatinde. Çünkü Irak'ın mevcut iradesi, sürekli büyüyen bölgesel güç İran'ın doğrudan desteğine dayanıyor.

by Faris El Hattab

Irak'ın tek kaygısı, Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütüyle savaşıp ilerleyişi ve silahlanmasını engelleyerek üzerinde baskı kurmak için komşu ülkelerle koordinasyonun seviyesini artırmaktır. Bu koordinasyon, örgütü küçültüp askeri yolla bitirilmesine zemin hazırlayabilir.

Buradan hareketle Türkiye, İbadi'nin Ankara ziyaretinde ortadan kaldırmaya çalıştığı birçok sebepten ötürü, şu ana kadar tüm ağırlığını koymadığı bu savaşın temel ayağını oluşturuyor. Bu sebeplerin en önemlisi, İran'ın bölgede ve özellikle Irak'taki nüfuzunun (Türkiye'nin yakın ve uzun vadedeki ulusal ve stratejik güvenliğini tehdit edecek şekilde) artmasından Ankara'nın duyduğu endişe.

Şöyle ki, Halk Topluluğu Güçleri isimli ve İran Devrim Muhafızları bağlantılı [Şii gönüllülerden oluşan] milisler, Türkiye sınırına bitişik Ninova Eyaleti'nin yakınlarına konuşlanıyor. Ninova, normalde İran yayılmacılığına karşı doğal demografik engel olarak görülüyor. Keza Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin iki komşusu (Türkiye ve Irak) ile değişken çıkarlara dayanan rollerinden bahsediliyor. Bu gelişmeler, Türkiye'nin çıkarları aleyhine Erbil'in ittifaklarını her an değiştirme olasılığına karşı, Ankara'yı sürekli teyakkuzda tutuyor.

İbadi yönetiminin Ankara'dan talepleri

Ankara, (İbadi'nin ziyareti sonrası görüldüğü üzere) yatırım ve nüfuz açısından artan ölçüde Irak pazarlarına muhtaç. Bağdat da ekonomi, ticaret, su, enerji, inşaat, petrol ihracatı ve başka konularda Türkiye'ye ihtiyaç duyuyor. Taraflardan her biri, tüm bu konuları diğer tarafın ağzını sulandırmak ve ortak çıkarlar yaklaşımı doğrultusunda birbirlerinin politikalarına nüfuz etmek için kullanmaya çalıştı. Ancak Irak ile Türkiye arasındaki ticaret hacminin yıllık 16 milyar doların üstüne çıkması ve son ziyaretin bu rakamı büyütme çabasına rağmen İbadi'nin Ankara'ya gidişinin tek sebebi ticaret değildi.

İbadi, özellikle IŞİD ile savaş trafiğinin hızlandırılması amacıyla gittiği Ankara'dan bu konuda kesin bir yanıt alamadı. Türk hükümetinin yanıtı, bazen "Ankara, IŞİD ile savaşta Irak hükümetinin yanında durmaya çok önem veriyor." gibi diplomatik bazen de Türkiye'nin Irak'ın kuzeyindeki stratejik çıkarlarıyla ilişkiliydi.

Nitekim, Türkiye Başbakanı Ahmed Davutoğlu, ülkesinin silahlanma, eğitim ve bilgi alış-verisi alanlarında istenen desteği sunmaya hazır olduğunu Iraklı mevkidaşına vurguladı. Daha da önemlisi Davutoğlu, 'Irak'ın Sünni eyaletlerindeki gönüllülerden oluşturulması planlanan Ulusal Muhafız Teşkilatlarını Türkiye'nin eğitme olasılığı' üzerinde durdu.

İbadi, IŞİD tehlikesinin Irak ve Türkiye için ortak düşman olduğundan dem vurmaya çalıştı. Basına yaptığı açıklamalarda, IŞİD ile savaştaki koordinasyon ve katılımı, üzerinde hemfikir olunan tartışması bitmiş bir konu haline getirdi. Fakat Ankara şu ana kadar örgütün kendi ulusal güvenliği için büyük bir tehlike oluşturduğunu düşünmüyor. Aksine Türkiye, asıl tehlikenin Irak'taki ulusal irade yokluğunda saklı olduğu kanaatini taşıyor. Irak'ın mevcut iradesi, sürekli büyüyen bölgesel güç İran'ın doğrudan desteğine dayanıyor.

İran'ın Irak'ta artan nüfuzu endişe doğuruyor

İran desteği, Irak'taki IŞİD olgusuyla birlikte daha da netleşti. Şöyle ki Tahran, gün geçtikçe Ankara'nın aktif stratejik güvenlik sahasına yakınlaşmaya çalışıyor. Türkiye, büyük ve köklü bir devlet olduğu için diplomatik uygulamaları en ince noktasına kadar biliyor ve bazı sebeplere atfediyor.

Elbette Ankara, Irak'ı 8 yıl boyunca yöneten Maliki'nin siyasette ve uluslararası ilişkilerin idaresinde saf olduğunu biliyordu ama bu durum İbadi’nin, denklemi altüst edebilecek ve Irak'ı şeffaf şekilde bölgesel konumuna tekrar götürecek sihirli bir anahtar olduğu anlamına gelmez. Türkiye, özetle (görünürde olumlu bir imaj çizen) İbadi'nin politikaları üzerinde İran'ın kurduğu doğrudan tahakkümü gözlemliyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Irak hükümetinin politikalarının mezhepçi temellere dayandığını belirtti ancak İran'ın Irak yönetimi üzerinde tahakküm kurma noktasındaki rolüne diplomatik sebeplerden ötürü değinmedi.

Bizler, Irak'ın Türkiye ile ilişkilerini düzeltmesi için İbadi'nin İran abasından kurtulmasını umut ediyoruz. Petrol fiyatlarının düştüğü, Irak'ın (şartlarını iyice zorlaştıracak ve sıkıntılarını artıracak) büyük ekonomik kriz tüneline girdiği ve Türkiye'nin Irak pazarlarına yoğun gereksinim duyduğu bir ortamda, Irak-Türkiye geriliminin sürmesi hiçbir şekilde mümkün değil. Irak, Türk pazarlarının bir uzantısı ve Türk malları için en büyük ikinci pazar konumunda.

Ayrıca Irak, ülkenin kuzeyindeki Arap topraklarının çoğunu ele geçiren IŞİD örgütü meselesinin çözümünde askeri-güvenlik açısından iki büyük başarısızlık yaşıyor. O yüzden, Türkiye'nin bu çetrefilli dosyadaki gücüne çok ihtiyaç duyuyor. Zira Ankara, o dosya konusunda yararlı olabilecek birçok tedaviye sahip.

Irak Başbakanı Haydar İbadi'ye yönelik umut hala var lakin bu umudun boyutu çok sınırlı. 

by Faris El Hattab

Irak Başbakanı'nın Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Ürdün, Kuveyt ve ardından Türkiye'ye yaptığı ziyaretler, dört yıllık görevinin başında aldığı net bir diplomatik atılımdır. Ayrıca bu ziyaretler, Irak'ın gerek ulusal gerekse de bölgesel doğal kucağına dönmesi yönündeki Arap ve bölge temennilerini karşılıyordu. Tabi ziyaret trafiği, gerçekten de Irak'ın özgür iradesini temsil ediyorsa...

Yukarıda sayılan ülkelerin liderleri nezdinde, İbadi'nin ziyaret trafiğinin, İran yönetimiyle tam koordinasyonla yürütüldüğü ve birçok hedef taşıdığı şeklinde endişe ve soru işaretleri bulunuyor. Hatta İran'ın, Arap Irak'ını tüm grupları ve mezhepleriyle destekleme yoğunluğunu hafifleteceğine dair o ülkelere güvence verilmesi bu hedeflerden. Gözlemcilerden birinin bu güvenceyi, "uyuşturucu iğnesine" benzetmesi unutulmamalı.

Bu şartlar, İran'a, Irak'ın tüm eyaletlerini ele geçirme yönündeki büyük projesini tamamlama imkanı sağlıyor. Daha önce Bağdat ve ülkenin güneyi, bu projenin temelini oluşturmuştu. İbadi'nin ziyaretleri, aynı ülkelerin Suriye'deki rejim üzerinde kurdukları baskıyı hafifletmelerini ve İbadi yönetimindeki Irak'ın Suriye dosyasına yönelik tarafsızlığını açıklamayı amaçlayan (Irak örtüsüne bürünmüş) bir İran girişimidir.

Irak Başbakanı Haydar İbadi'ye yönelik umut hala var lakin bu umudun boyutu çok sınırlı. Bu umut, İbadi'nin kimliğini taşıdığı İslami Dava Partisi'nin fikri, ideolojik ve siyasi haritasını, keza Irak'ta olan bitenin içyüzünü ve İran'ın rolünü bilmeyenler için yüksek olabilir. Tahran'ın etkilerinden ve dolduruşlarından uzak bir şekilde ulusal reforma dair açıklamalar ve vaatler duyanlarda da bazen umutlar çoğalıyor. Hayatım üzerine yemin ederim ki tüm bu açıklamalar ve sözler bir 'aldatmacadan' ibarettir. Uzak değil yakın bir zaman sonra, çoğu iyimser kişi umut besledikleri için pişmanlık duyacaklar. 

Faris El Hattab, Iraklı akademisyen ve iletişimci. 1961 yılında Bağdat'ta dünyaya geldi. Çeşitli Arap gazete ve dergilerinde güncel uluslararası politik gelişmeler üzerine makaleler kaleme alıyor. Irak ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde birçok radyo ve televizyon programı hazırlayan Hattab’ın medya alanında yayınlanmış birçok kitap ve araştırması bulunuyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Faris El Hattab

Faris El Hattab, Iraklı akademisyen ve iletişimci. 1961 yılında Bağdat'ta dünyaya geldi. Çeşitli Arap gazete ve dergilerinde güncel uluslararası politik gelişmeler üzerine makaleler kaleme alıyor. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;