Görüş

Kanserle mücadele için örgütlenmek şart

4 Şubat Dünya Kanser Günü, ancak herkes kanserle mücadele etmek için sorumululuk üstlenir ve sivil toplum örgütleri tanı alanların sesini duyurmak için çalışırsa 4 Şubat Kansersiz Dünya Günü olabilir!

Konular: Sağlık, Türkiye

Üç yıldır meme kanseriyle mücadele eden Reyhan Abla’yla tanıştığımızda tedavisi sürüyordu. Kendi tedavisi bitmemişken, bir de diğer tanı alanlara destek olmak amacıyla derneğimizle çalışmak istemesinin sebebini sorduğumda verdiği yanıt çok çarpıcıydı: "Ben tanı almadan 6 yıl önce, oğlum henüz 8 yaşındayken kan kanserine yakalandı. Hastalığını öğrendiğim günü hâlâ unutamıyorum; halsiz bir şekilde oğlumla doktor odasına gitmek için bindiğimiz asansörde maskeli bir çocukla karşılaşmıştık. Refleks olarak, oğlumu arkama sakladım, sanki çocuktan bir hastalık bulaşacakmış gibi... O günün sonunda oğlum da maske takmaya başladı. Hâlâ o günün utancını yaşıyorum; toplumda hemen herkesin kanser hastasıyla karşılaştığında verdiği o tepki var ya, işte onu değiştirmeden, biz bu hastalığı yenemeyiz!"

Her yıl 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde Uluslararası Kanser Kontrol Örgütü (UICC) ve ortak kuruluşlar, kanser konusunda toplumsal bilinci artırmak için tüm dünyada eşzamanlı kampanyalar düzenliyor. Bu aktivitelerin başlıca hedefleri ise şu üç ana başlıkta vurgulanıyor:

Milyonlarca ölüme neden olan bu hastalık aslında önlenebilir.

Kanser erken tanı imkanlarıyla başarıyla tedavi edilebilir.

Hastalık ancak tanı alanlara destek olarak ve birlikte mücadeleyle yenilebilir.

Kanserle mücadeleyi yeterince önemsememek

Gerçekten kanser nedeniyle ölümlerin azaltılmasının en etkili yolu, bu mesajları toplumu harekete geçirebilecek kadar çok kişiye ulaştırmak ve onları motive etmekten geçiyor. Politikacılardan bilgisayar mühendislerine, bilim insanlarından sokaktaki vatandaşa kadar... Aksi takdirde, sadece kanser hücrelerini öldürecek kısıtlı bilimsel çalışmalarla bu zorlu hastalıkla mücadele etmek pek mümkün görünmüyor.

 

Kırk yıldır kan kanserleriyle ilgili araştırmalar yapan, hemato-onkolojinin annesi olarak tanınan Prof. Dr. Azra Raza: “Kanser araştırmalarına en çok yatırım yapan ülke olan ABD’de bile kanser araştırmaları için yılda sadece 4 milyar dolar harcanıyor. Çok yüksek mi? Aynı ülkede sadece ayakkabılara harcanan para ne kadar biliyor musunuz? 358 milyar dolar!”

Son yıllarda yayımlanan kanser istatistiklerine bakınca, konunun uzmanları bile dünyada bilgi çağının en hızlı ve yoğun günleri yaşanırken insanlığın kansere karşı tam bir zafer sağlayamadığını itiraf etmek zorunda kalıyor. "Son 50 yılda kanserden ölüm hızında bir değişim yok. Kronik myelositer lösemi gibi hastalıklarda küçük başarılarımız var, bir hapla insanları yüzde yüz remisyona (iyileşme dönemi) sokabiliyoruz. Ama genel anlamda, kanser karşısında bir başarı kazanmış değiliz" diyor ünlü onkolog Prof. Dr. David Agus Hastalıkların Sonu isimli kitabında. Bunun tek bir nedeni var. Maalesef kanserle mücadeleyi yeterince önemsemiyoruz ve hükümetlerden vatandaşlara tüm dünya var gücüyle bu hastalıkla mücadele etmiyor.

Kırk yıldır kan kanserleriyle ilgili araştırmalar yapan, hemato-onkolojinin annesi olarak tanınan Prof. Dr. Azra Raza kansere karşı savaşta neden yenik düştüğümüzü şöyle anlatıyor ünlü TED konuşmasında: “Kanser araştırmalarına en çok yatırım yapan ülke olan ABD’de bile bu araştırmalar için yılda sadece 4 milyar dolar harcanıyor. Çok yüksek mi? Aynı ülkede sadece ayakkabılara harcanan para ne kadar biliyor musunuz? 358 milyar dolar!”

Tanı alanların tek sıkıntısı kanser tedavisi değil, onların da bir hayatı var!

Kanser araştırmaları için harcanan para bir yana kanser tanısı alanların deneyimlerini, isteklerini dinleyen de pek yok. Zira bu araştırmaların çoğu yeni tedaviler, ilaçlar geliştirmek için. Peki ya bu tedaviler kanser tanısı alanların yaşam kalitesini nasıl etkiliyor? Sadece kanser hücreleriyle savaşıyor diye hayatının çoğunu ağrı ve sıkıntı içinde geçirmesine yol açan bir tedavi, kanser tanısı alan genç bir insan için bulunmaz nimet mi sahiden? Örneğin ellerinde kalıcı titremeye sebep olan kanser ilacı, bir piyanistin hayatını mı kurtarır yoksa yaşama amacını mı alır elinden?

İşte bu noktada sivil toplum örgütlerine, kanser alanında çalışan derneklere, inisiyatiflere çok görev düşüyor. Kanserle mücadele edenlerin sesini duyurmak, derneklerin işi. Ama öncesinde bu sesi duymaları, dinlemeleri gerekiyor.

Birlik olunca hem kanser hücrelerini öldürüp, hem de hastanın yaşam kalitesini yükselten tedaviler geliştirmek de mümkün olabilir. Örneğin meme kanseri tanısı alan genç kadınlar, hastalığın tekrar etmemesi için mevcut tedavilere göre hormon baskılayıcı ilaçlar kullanmak zorunda kalıyor. Bu da erken menapozu tetikleyebiliyor ve üreme problemlerine yol açıyor. ABD menşeli Hope For Two organizasyonu, uzun süredir tanı alan ve tedavisini tamamlamış kadınların çocuk sahibi olması için mevcut tedavi standartlarının değiştirilmesine uğraşıyordu. Çabalarıyla yapılan araştırmalar gösterdi ki, genç kadınların 2 yıl tedaviye ara verip çocuk yapabilmeleri mümkün. Benzer hasta organizasyonları sayesinde, meme kanseri tanısı alan kadınların da çocuk sahibi olabilmesine yönelik çalışmaların sayısı her geçen gün artıyor.

Tabii bu sadece bir örnek. Günümüzde tanının hastayla paylaşılmasından tedavi seçimine, hatta sonrasında bebek sahibi olup olamayacağına, aile kurup kuramayacağına kadar pek çok karar çoğu zaman hastadan bağımsız olarak alınıyor.

Yeni kanser ilaçları geliştirmek için yapılan klinik deneylere bakalım; hemen hepsinde hastalar kan değerlerinden, CA marker’larından, proteinlerden, MR raporlarından oluşan birer dosya sadece. Tanı alanın, tedavinin fiziksel yan etkileri nedeniyle yaşadığı bunalım, tedaviye ulaşmak için köyünden başka bir şehre taşınmak zorunda kaldığı gibi detayları o dosyalarda bulmak imkansız.

 

Hukukçulardan matematikçilere, bilgisayar mühendislerinden öğretmenlere, ev hanımlarına kadar toplumdaki herkesin kanser hastası gördüklerinde yüzlerini çevirmek yerine bu alandaki derneklere gönüllü olması, bağışta bulunması gerekiyor. Hiç bir şey yapamıyorlarsa bile tanı alanları gördüklerinde gözlerini kaçırıp, onlara acımasınlar yeter.

Gelişmiş Avrupa ülkelerinde ve ABD’de yavaş yavaş klinik araştırma komitelerinde hasta derneklerine, hasta temsilcilerine de yer veriliyor artık. Ama Türkiye’de hasta derneğinin bir klinik araştırmaya dahil edilmesi, hatta derneğin bu konuda bir çalışma başlatması ne teknik ne de ekonomik olarak pek mümkün görünmüyor. Türkiye’de tanı ve tedaviyle ilgili araştırmalar zaten çoğunlukla ilaç firmaları sponsorluğunda gerçekleşiyor ve akademisyenler tarafından yürütülüyor. Doğrusu hasta derneklerine danışmak her iki grubun da aklına bile gelmiyordur. Zaten derneklerin çoğunun da böyle bir organizasyona dahil olmak için mecali yok.

Kanser Daire Başkanlığı’nın websitesinde ülkede 46 kanserle mücadele derneği olduğu belirtiliyor. Bu derneklerin hemen hepsi tanı alanların ve yakınlarının kurduğu, çalıştığı, uğraştığı organizasyonlar. Yani bir yandan kendi zorlu tedavi süreçleriyle boğuşurken, diğer yandan mevcut sistemi iyileştirmeye çalışıyorlar. Reyhan Abla’nın yaptığı gibi.

Yıllarını kanserle mücadeleye vakfeden, kendi eşini de kanserden kaybeden Prof. Dr. Raza kanserle gerçekten mücadele etmenin tek yolu olduğunu söylüyor: “Bu hastalığı yenmek için her birey üzerine düşeni yapmalı!”

Hukukçulardan matematikçilere, bilgisayar mühendislerinden öğretmenlere, ev hanımlarına kadar toplumdaki herkesin kanser hastası gördüklerinde yüzlerini çevirmek yerine bu alandaki derneklere gönüllü olması, bağışta bulunması gerekiyor. Hiç birşey yapamıyorlarsa bile tanı alanları gördüklerinde gözlerini kaçırıp onlara acımasınlar yeter. Hem de bunu başkalarına yardım amacıyla değil, kendileri ve sevdikleri için bir an önce yapmalılar. Zira Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı mevcut veriler ışığında tüm dünyada her 5 erkekten ve 6 kadından birinin 75 yaşından önce kanserle tanışacağını ve 8 erkekten/12 kadından birinin de bu sebeple yaşamını kaybedeceğini öngörüyor.

Aslı Ortakmaç, Kanser Savaşçıları Derneği Başkanı.

Twitter'dan takip edin: @asliortak

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Aslı Ortakmaç

Kanser Savaşçıları Derneği Başkanı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;