Görüş

Medya ve terör

Ülkemizin günümüzde karşı karşıya kaldığı terörizm tehdidi göz önüne alındığında, medya temsilcileri, iletişim ve güvenlik uzmanları, karar vericilerle birlikte bir medya stratejisinin hazırlanması ve üzerinde uzlaşılan yayın ilkelerinin belirlenmesi artık bir zorunluluk.

Konular: Medya, Türkiye
İlhan'a göre, medya, haberleri verirken terör eylemi sonrasında toplumda abartılı bir korku, panik ve belirsizlik hali oluşmamasına dikkat etmeli. [Fotoğraf: Getty Images]

Medya, modern demokratik toplumlarda toplum ve karar vericiler arasında iletişim kurulmasında önemli rol oynar, toplumun ve karar vericilerin tutum ve kanaatlerinin şekillendirilmesinde de kullanılabilir. Medyaya böyle bir güç biçilmesi, teröristlerin stratejisinde medyanın önemli bir rol oynamasını sağlamıştır.

Terör eyleminin kendisi saldırının yapıldığı yerin görüntüsü ile sınırlı iken, eylem aynı zamanda saldırının ilk kurbanlarının da ötesinde başka bir hedef grup üzerinde etki bırakmayı amaçlar. Terör örgütleri mesajlarını daha geniş kitlelere, farklı hedef gruplarına ulaştırmak, yaymak için medyayı kullanır. Medya bu anlamda adeta bir büyüteç görevi görür ve terörizmi etkili bir araca dönüştürür. Terörizm, medya olmadan sadece diğer ölüm nedenlerinden birisidir.

El-Kaide liderlerinden Eymen Zevahiri, Şiilere ve özellikle de sivillere yönelik saldırıları ile adını duyuran Irak El-Kaidesi lideri Zerkavi’ye bir mektup yazıp, Zerkavi’nin medyaya yansıttığı infaz görüntülerine, Samarra'da Şiilerin kutsal camisinin bombalanmasına, sivillerin öldürülmesi gibi konulara değinerek medyanın örgüt stratejisindeki önemini şöyle vurgulamıştı:

“…Biz bir savaştayız ve bu savaşın yarısından çoğu medyada gerçekleşiyor. Ümmetin kalbini kazanmak için bir medya savaşındayız ve gücümüz ne kadar artarsa artsın, bizimle savaşan 'Şeytan Krallığı'nın gücünün binde birine bile eşit değildir.”

Terörizmin iletişim üçgeni

Terörizmin iletişim üçgeni, terör örgütlerinin politik kazanım elde etmek için benimsedikleri hareket tarzını yansıtır. Terör örgütü öncelikle gerçekleştirdiği eylemle medyanın dikkatini çeker, kendini tanıtır ve böylelikle daha geniş kitlelere ulaşır. Kamuoyu ve karar vericilerin terörizmle ilişkili düşünceleri de medya aracılığı ile duyurulur. Bu yolla kamuoyu ve karar vericiler hem terör eyleminden haberdar olur, hem de eylemi anlamlandırıp yorumlar. Kamuoyu ve karar vericiler karşılıklı olarak birbirlerini etkiler, yönlendirir, birbirleri ile iletişim kurar ya da en azından bunları yapmaya çalışır.

Terör eylemi sonrasında kamuoyu, hükümet ve karar vericileri terör örgütüne karşı harekete geçmeye zorlamaya çalışabileceği gibi, terör örgütünün taleplerinin kabul edilmesi için baskı kurmaya da çalışabilir.

Terör eyleminin kendisi saldırının yapıldığı yerin görüntüsü ile sınırlı iken, eylem aynı zamanda saldırının ilk kurbanlarının da ötesinde başka bir hedef grup üzerinde etki bırakmayı amaçlar. Terör örgütleri mesajlarını daha geniş kitlelere, farklı hedef gruplarına ulaştırmak, yaymak için medyayı kullanır.

Terörizmin başarı kazanmasında medyanın çok önemli bir rolü olduğu görüşü, hükümetlerin medya üzerinde baskı kurmasına ve terörizmle ilgili yayınlara sınırlamalar getirilmesine neden olur. Terör eylemleri sonrası medyaya hükümetler tarafından yasaklar getirilmesi esasında dünyadaki pek çok devletin zaman zaman başvurduğu bir yöntem. Liberal demokratik Batılı devletlerde dahi medyaya yönelik baskılar, yasaklar ve cezalar kamuoyunda tepki ve eleştirilerin konusu oluyor.

Bu tür yasakların ne kadar yararlı olduğu konusu ise tartışmalı. Her şeyden önce terör örgütlerinin ilk amaçlarından biri, devletlerin demokratik imajını zedelemek ve uluslararası alandaki seviyesini düşürmektir. Dolayısıyla yasaklar, öncelikle terör örgütlerinin bu amacına ulaşmasına yardımcı olur.

Ayrıca 21. yüzyılın iletişim doğası, karar vericinin medyaya yönelik kısıtlamalardan beklediği sonuçların ortaya çıkmasını önlüyor. Karar verici, yasaklar aracılığı ile bilgi kirliliğinin, kara propagandanın önüne geçmek istese de, günümüz teknolojisinin sunduğu alternatif iletişim imkânları buna mani. Zira terör eylemleri ulusal düzeyde gerçekleşse bile, eylem ile ilgili haberler yabancı medya organlarında da yer buluyor. Ulusal medya ve kamuoyu da bu anlamda uluslararası medya ya da isimsiz kaynaklar tarafından olduğundan farklı yayınlanan bilgileri dikkate almaya başlıyor. Dedikodular gerçeklerin yerini alıyor.

Günümüz ortamında yasak ve sınırlamalarla bilgi akışını kontrol etmeye çalışmak, insanların bilgi talebini karşılayacak pek çok güvenilmez kaynağın da ortaya çıkmasına yol açmış olur.

Öte yandan, günümüzde teröristlerin mesajlarını iletmek için artık ana akım medya kuruluşlarına da ihtiyacı yok. Kendi kaydettikleri görüntüleri kendi medyaları aracılığı ile uluslararası dolaşıma kolaylıkla verebiliyorlar. Örneğin, DEAŞ vahşice gerçekleştirdiği infaz görüntülerini kendi medyası aracılığı ile uluslararası dolaşıma sokuyor. Karar vericilerin ve hükümetlerin bu bilgi akışı üzerinde etkisi bu nedenle sınırlı.

Yasaklar, kısıtlamalar kabaca terörle mücadelenin medya ayağında pek işe yaramıyor, hatta zararı oluyor demek yanlış olmaz. En önemli zararı ise, kamuoyunun ve gazetecilerin hükümete, resmi yetkililere olan güveninin azalmasına ve bilgi kirliliğine zemin hazırlanmış olması.

Medyanın çelişkisi

Medya, özellikle de liberal demokratik ülkelerde insanların haber alma özgürlüğü ve güncel olayları bilme hakkı prensibiyle hareket eder. Ayrıca terörizm reytinglerin artmasını sağlar.

Ancak medyanın mesleki sorumluluklarının yanı sıra sivil topluma karşı da sorumluluğu bulunur. Bu sorumluluk bazı haberlerin sınırlı bir şekilde aktarılmasını ya da aktarılmamasını gerektirir. Medya, bu anlamda mesleki ve sivil topluma karşı olan sorumlulukları arasında - özellikle de terörizm ile ilişkili durumlarda - çelişki yaşar.

Medyanın sivil topluma karşı sorumluluğunun dayanağı ise sıklıkla gözden kaçan bir konudur. Kamuoyunun güncel bilgi edinme hakkı olduğu gibi, “bilmeme, haberdar olmama hakkı” da vardır[1]. Terör kurbanlarının parçalanmış bedenleri gibi, kurbana ve ailesine saygısızlık niteliğindeki görüntüler ile toplumun sosyal dokusunu bozacak şekilde korku ve kaos havasını yaygınlaştıracak görüntülerden haberdar olmaması, kamuoyunun bilmeme hakkıdır. Ülkemizde medyanın bu konuda büyük bir yol kat ettiğini, tecrübe kazandığını, bu tarz görüntülerin kamuoyuna yansıtılmamasında oldukça hassas ve sorumlulukla hareket ettiğini söyleyebiliriz.

Halkın güvenlik ve çıkarını ilgilendiren devletin ulusal güvenlik sırlarının medya tarafından ifşa edilmemesi, ulusal güvenlikle ilgili gizli bilgilerin korunması da toplumun bilmeme hakkıdır.

Terör haberleri nasıl verilmeli?

Özellikle sivilleri ve gündelik yaşamı hedef alan terör eylemleri sonrasında “terörizmin  kişiselleştirilmesi” adı verilen bir durum ortaya çıkar. Bu durumda, terör eylemi ile ilgili haberi izleyen kişi, “Ölen kişi ben de olabilirdim, yakınlarım da olabilirdi. Gelecekte ben de bu şekilde ölebilirim, bugün o caddeden geçsem şu an hayatta değildim, hayatta oluşum tamamen tesadüf” gibi düşünce ve söylemler geliştirmeye başlar. Terör eylemi böylece kurbanların ötesinde geniş bir kitlede etki oluşturur. Kişiselleştirme, toplumu oluşturan bireylerin her birinin sadece kendisinin ve ailesinin can güvenliğini düşünmeye başlamasına, insanların evlerine çekilmesine, içe kapanmalarına eğilim yaratır. Toplumsal öncelikler yerine bireysel öncelikler ön plana çıkar. Terörizme karşı en etkili silah olan toplumsal birlik hali değil, bireysel güvenlik duygusu ağırlık kazanmaya başlar.

Türkiye’de özellikle görsel medyanın yaptığı en büyük hata, bu tip terör olaylarından sonra ‘yayında kalma’ refleksi. Nispeten etkisi sınırlı eylemlerde bile bu refleks yüzünden terör örgütleri eylemin üretebileceğinden çok daha büyük kazanım elde edebiliyor. Medya stratejisini devlet aygıtı tek başına değil, belki de günler süren arama toplantılarıyla, medya mensuplarıyla birlikte kararlaştırmalı.

Medya, haberleri verirken terör eylemi sonrasında toplumda abartılı bir korku, panik ve belirsizlik hali oluşmamasına özellikle dikkat etmelidir.

Haberin veriliş şekli ve süresi de önemlidir. Medyanın terör eylemleri ile ilgili haberlerde sansasyondan, haberin sık tekrarından, ölen ve yaralıların görüntülerini ekrana taşımaktan kaçınması gerekir.

Ayrıca terör eylemleri sonrası kurbanların yakınlarının feryatlarının medya tarafından ön plana çıkarılması da tartışılması gereken bir husus. Zira teröristlerin hedef aldıkları topluma acı çektirdiklerini görmeleri motivasyonlarını arttırır ve gelecekte de eylemlerine devam etmelerinde onları cesaretlendirir.

Türkiye’de özellikle görsel medyanın yaptığı en büyük hata, bu tip terör olaylarından sonra  ‘yayında kalma’ refleksi. Nispeten etkisi sınırlı eylemlerde bile bu refleks yüzünden terör örgütleri eylemin üretebileceğinden çok daha büyük kazanım elde edebiliyor.

Ülkemizin günümüzde karşı karşıya kaldığı terörizm tehdidi de göz önüne alındığında, medya temsilcileri, iletişim ve güvenlik uzmanları, karar vericilerle birlikte bir medya stratejisinin hazırlanması ve üzerinde uzlaşılan yayın ilkelerinin belirlenmesi artık bir zorunluluk.

Medya stratejisini devlet aygıtı tek başına değil, belki de günler süren arama toplantılarıyla, medya mensuplarıyla birlikte kararlaştırmalı. İsrail’de devletin düzenlediği, terörle mücadele uzmanları ile medya personelinin bir araya geldiği “Shefayim Konferansı” ve burada alınan kararlar incelenmeye değer bir örnek teşkil eder. Esasen yayın mantığı açısından uygulanabilirliği de olmayan, tam tersine istenmeyen sonuçlar doğurabilecek tek taraflı idari yasal düzenleme ve kararlar yerine gerçekçi ve işlevsel formüller ancak bu yolla çıkabilir. Çünkü en başarılı ve kalıcı sonuçlar, medyanın terörizmle ilişkili yayın ilkelerini gönüllülükle benimsemesi sonucu ortaya çıkıyor[2]. Örneğin BBC ve Reuters, 11 Eylül terör saldırıları sonrası yeni bir yayın politikası geliştirdi ve terörizmle ilişkili haberlerin nasıl sunulacağı konusunda kendi kılavuzlarını hazırladı.

Meşruiyet kazanma arayışı

Teröristlerin medyayı kullanma amaçlarından biri de meşruiyet veya yarı meşruiyet kazanmaktır. Örgütler, en azından resmi otoriteyle eşit muamele görmeyi amaçlar. Ana akım medya genellikle bilmeden de olsa terör örgütlerinin bu amacına ulaşmasında kolaylık sağlayabiliyor. Teröristler medyada kendileri hakkında konuşulmasını ister. Özellikle de eylemin politik amacının ne olduğunun medyada konuşulması, örgüt için önemli bir kazanımdır.

Terörün arkasında yatan nedenlerin, örgüt tezlerini de içerecek şekilde medyada tartışma konusu olması, gündem haline gelmesi, ister istemez örgütün siyasi ya da yarı siyasi dolaylı bir meşruiyet kazanmasına neden olur. Medya dünyanın pek çok ülkesinde bu tuzağa düşer. Teröristler de eylemleriyle olabildiğince sansasyon yaratmaya çalışır. Böylece medya, toplum ve siyaset üçgeni içerisindeki iletişim ağına angaje olmuş olur.

Sansasyonel terör eylemlerinin toplumun birinci gündemi haline gelmesini engellemek neredeyse imkânsızdır. Bu nedenle sansasyonel terör eylemlerine kriz ve afet durumlarına benzer şekilde yaklaşılmalıdır. Panik, belirsizlik ve merak içerisindeki kamuoyunu sakinleştirmek, güvenlik duygusunu korumak için medyada kamuoyu tarafından güvenilen medya temsilcilerinin, güvenlik uzmanlarının ilk anda yer almaları ve topluma ne yapmaları, ne yapmamaları gerektiği hakkında bilinçli bir şekilde bilgi vermeleri önemlidir. Bu konuda da Türk medyasının önemli bir yol kat etmiş olduğunu söylemek gerekir. Esas önemli olan nokta, teröristlere, terör örgütlerine meşruiyet zemini oluşturacak, onları bir sonraki eylemleri için cesaretlendirecek, motive edecek yayınlara karşı medyanın daha kapsamlı yayın ilkeleri benimsemesi gerektiğidir.


[1] (Gabriel Weimann and Conrad Winn, The Theater of Terror: The Mass Media and International Terrorism, Longman, Publishing/Addison-Wesley, New York, 1993, s. 295)

[2] (Ganor, B., The Counter-Terrorism Puzzle: A Guide for Decision Makers, Transaction Publishers, 2011)

Dr. Rifat S. İlhan, Politik Psikoloji Derneği Genel Sekreteri. 1982'de Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamladı. 2007'de Tıp Fakültesinden mezun oldu. 2008'de Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniğinde başladığı uzmanlık eğitimini 2014'te tamamladı. Halen Ankara Üniversitesi Politik Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi danışma kurulu üyesi olarak görev yapıyor. Politik psikoloji, terörist ve terörizmin psikolojisi, terörizmle mücadele alanlarında araştırma ve çalışmalarına devam ediyor. Terörizmle mücadelede stratejik iletişim faaliyetleri ve faaliyet alanları ile ilgili olarak Dr. Rıza Güler ile birlikte yaptıkları "Terörizmle Mücadelede Stratejik İletişim ve Politik Psikoloji: Yöntem ve Uygulamalar" isimli bir çalışması ve terörle mücadelede stratejik iletişim faaliyetleri ile ilgili rapor ve analizleri mevcut.

Twitter'dan takip edin: @rifatilhan

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Rifat Serav İlhan

Politik Psikoloji Derneği Genel Sekreteri. 1982'de Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamladı. 2007'de Tıp Fakültesinden mezun oldu. 2008'de Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniğinde başladığı uzmanlık eğitimini 2014'te tamamladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;