Görüş

NATO neden Karadağ’ı üyeliğe davet etti?

NATO Rusya ile uçak krizinin ardından Karadağ’ı üyeliğe davet etti. Ancak Balkanların küçük ama güç dengelerini çok iyi kollayan ve uluslararası güç mücadelesinden istifade etmeyi bilen ülkesi için bu davet bir sürpriz değil. 2012 – 2015 arası Türkiye’nin Karadağ Büyükelçisi Mehmet Niyazi Tanılır Al Jazeera için yazdı.

Karadağ Savunma Bakanı Milica Pejanovic ve Karadağ Dışişleri Bakanı Igor Luksic ile NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg. [Fotoğraf: Reuters]

02 Aralık 2015’de Brüksel’de yapılan NATO Dışişleri Bakanları toplantısında Balkanların küçük ve güzel ülkesi Karadağ, NATO üyeliğine davet edildi. Katılım sürecinin tamamlanması ile Karadağ NATO’nun 29. üyesi olacak. Arnavutluk ve Hırvatistan’ın 2009 yılındaki üyeliğinden sonra bu İttifak’ın ilk genişlemesi olacak.

2009’da Üyelik Eylem Planı ile üyelik perspektifi verilen Karadağ böylece 6 yıllık bir sürecin en zorlu aşamasını geçmiş oldu. Katılım müzakereleri sonunda imzalanacak Katılım Protokolü’nü NATO üyesi 28 ülkenin parlamentoları onaylayınca, katılım süreci tamamlanmış olacak. Bu sürecin de bir yıl sürmesi bekleniyor. 

Yugoslavya Sosyalist Federasyonu’nun en küçük devleti olan ve Yugoslavya’nın dağılma sürecinde en son bağımsızlığına kavuşan Cumhuriyet, Karadağ idi. 2006’da gerçekleştirilen referandum ile bağımsızlığına kavuşan Karadağ, önüne iki önemli politik hedef koymuştu: NATO ve AB üyelikleri. Karadağ şimdi iki büyük hedefinden birine ulaşmış oldu. Bu sebeple 02 Aralık 2015’i Karadağ için tarihî bir gün olarak nitelemek yanlış olmaz.

625 bin nüfuslu ve 13 bin 812 km2 yüzölçümlü bu küçük ülkenin ulaştığı bu hedefi kendisi açısından büyük bir başarı olarak nitelendirmek gerekir. Esasen Karadağ’ın bağımsız bir aktör olarak tarih sahnesine çıkışı da şaşırtıcı bir başarı öyküsüdür.

Bugün Karadağ’ı yöneten siyasal kadrolar yaklaşık 25 yıldır iktidarda. Miloşeviç’in milliyetçi-yayılmacı politikalarının ağır sonuçlarını gören bu yönetici elit, zaman içinde, çatışmaya meydan vermeden Sırbistan ile barışçı bir şekilde yollarını ayırdı ve ülkeyi bağımsızlığa taşıdı. 

Kimliğinin temelini, 15. yüzyılda bugünkü Karadağ topraklarının daha küçük bir kısmında (eski kraliyet başkenti Çetinye ve civarında) hüküm süren Zeta/Karadağ Prensliği’ne dayandıran ülke, 15.-19. yüzyıllar arasındaki yaklaşık 400 yıllık Osmanlı hâkimiyeti boyunca fiili bir özerkliğe sahip olmuştu. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşını takiben toplanan Berlin Kongresi kararı ile de Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılarak bağımsız bir ülke haline gelmişti.

128 yıl sonra aynı başarı

Bugünkünden daha küçük bir toprak parçası üzerinde ve daha az nüfusla, 26 bağımsız ülkenin bulunduğu bir dünyada Karadağ şaşırtıcı bir şekilde 27. bağımsız ülke olarak tarih sahnesine çıkmayı başarmıştı. Zamanın büyük devletleri arasındaki güç dengelerini çok iyi kollayan ve uluslararası güç mücadelesinden istifade etmeyi bilen bir siyasal liderliğin diplomatik başarısıydı bu. Bu başarı benzer şekilde 1878’den tam 128 yıl sonra 2006’da tekrar edildi ve Karadağ yeniden bağımsız bir devlet olarak bir kez daha tarih sahnesine çıkacaktı.

Bugün Karadağ’ı yöneten siyasal kadrolar yaklaşık 25 yıldır iktidarda. Yugoslavya’nın kanlı parçalanma sürecini yakından yaşayan ve Miloşeviç’in milliyetçi-yayılmacı politikalarının ağır sonuçlarını gören bu yönetici elit, zaman içinde, çatışmaya meydan vermeden Sırbistan ile barışçı bir şekilde yollarını ayırmayı ve akabinde ülkeyi bağımsızlığa taşımayı başarmıştı. Karadağ’ın NATO’ya üyelik davetini de bu yönetici elitin uzun erimli mücadelesinde önemli bir aşamanın geçilmesi olarak görmek doğru olacaktır.

Balkanizasyon kavramının da ima ettiği üzere; etnik ve dini açıdan çok parçalı ve geçmişten bugüne yaşadığı kanlı etnik/dini karakterli savaşlar nedeniyle de netameli bir bölgede bulunan Karadağ, esasında tüm etnik ve dini toplulukları kucaklayan ve bu anlayışı Anayasasına da yansıtan bir devlet olarak çok kültürlülüğü toplumsal barışının temeline yerleştirmiştir. Bu anlayış dış politikaya da tüm komşuları ile barışçı ve dostane ilişkiler içinde olma şeklinde yansımıştır. İzlediği çok yönlü aktif politika ile Karadağ, ayrıldığı Sırbistan ile de dostluk ilişkileri geliştirmeyi başarmıştır.

Henüz hafızalarda taze olan Yugoslavya’nın kanlı parçalanma sürecinin de yansıttığı bölgenin etnik ve dini çatışma potansiyelini dikkate aldığımızda NATO üyeliğinin Karadağ açısından yaşamsal önemini daha iyi anlayabiliriz. Bu bağlamda üyeliğin sadece Karadağ’ın değil bölgenin de güvenlik ve istikrarı açısından büyük önem taşıdığını, Karadağ’dan sonra çok fazla zaman kaybetmeden Bosna-Hersek ve Makedonya’nın da NATO’nun güvenlik şemsiyesi altına girmesinin hem Balkanlar hem de Avrupa açısından rahatlama sağlayacağı söylenebilir.

Üyelik daveti sürpriz değil

Üyelik yolundaki önemli dönemeçlerden biri NATO’nun 2014 Galler Zirvesi’ydi. Zirve sonunda yayınlanan Deklarasyon ile Karadağ ile yoğunlaştırılmış ve odaklı müzakerelere başlanacağı, bu bağlamda hukuk devletine saygı, güvenlik sektörü reformunun tamamlanması ve NATO üyeliğine kamuoyu desteğinin artırılması hususlarında Karadağ’ın gayretlerinin izleneceği ve buna göre 2015 sonuna kadar Karadağ’a üyelik daveti yapılıp yapılmayacağına karar verileceği ilan edilmişti.

Bu Deklarasyon ile izleneceği vurgulanan üç önemli konuda ilerleme sağlanmasına yönelik Karadağ hükümetinin son bir yıl içinde sarf ettiği ciddi gayretle aldığı mesafenin yanı sıra, Rusya’nın 2014’te Kırım’ı ilhakının ve Ukrayna ile bugüne kadar devam eden krizin doğurduğu tedirginliğin de Karadağ’ın üyelik daveti almasında pozitif bir rol oynadığı söylenebilir.

Rusya’nın Karadağ’ın üyeliğine karşı olduğunu her fırsatta ifade etmesi ve Bosna-Hersek’teki özerk siyasal entite olan Republika Sırpska liderlerinin Kırım örneğini çağrıştıracak şekilde bağımsızlık için referandum iddialarını dillendirmeleri bu tedirginliğin çok da temelsiz olmadığının göstergeleriydi.

Karadağ’ın üyelik yolunda aldığı bu önemli mesafeye rağmen konunun ülke içinde hâlâ sıcak bir tartışma gündemi oluşturduğunu ve üyelik konusunda henüz toplumsal bir konsensüs sağlanmadığını da not etmek lazım. Hiçbir etnik topluluğun çoğunluk oluşturmadığı, kendilerini Sırp olarak niteleyen ve Sırbistan’dan ayrılarak bağımsız devlet olmayı hâlâ kabullenemeyen ve NATO üyeliğine de kategorik olarak karşı çıkan kitlenin nüfusun üçte biri civarında olduğunu dikkate alırsak, bu tartışmanın daha uzunca bir süre Karadağ’ın gündemini işgal edeceğini öngörmek yanlış olmayacaktır.

Karadağ’ın üyelik yolunda aldığı bu önemli mesafeye rağmen konunun ülke içinde hâlâ sıcak bir tartışma gündemi oluşturduğunu ve üyelik konusunda henüz toplumsal bir konsensüs sağlanmadığını da not etmek lazım.

1999 Kosova krizi sırasında NATO’nun Sırbistan ile birlikte Karadağ’ı da bombalamasının hâlâ ülkede canlı olan ve bu kesim tarafından da kullanılan psikolojik etkisi, üyelik konusunda kamuoyunda konsensüs sağlanmasını negatif yönde etkilemeye devam ediyor. Ancak davetin önümüzdeki süreçte NATO üyeliğine verilen kamuoyu desteğini artıracağını söyleyebiliriz.

Rusya’dan karşı hamle gelebilir mi?

Tarihi Ortodoks-Slav bağlantısı nedeniyle Karadağ ile yakın kültürel ve ekonomik bağları bulunan, 2006 sonrasındaki özelleştirmelerle emlak sektörüne önemli finansman aktaran ve Karadağ’ın turizm geliri itibarı ile de birinci kaynak ülke olan Rusya’nın, NATO’nun davetini Avrupa güvenliğine ve Rusya-NATO ilişkilerine bir darbe olarak görmesi ve provokasyon olarak niteleyerek buna misillemede bulunacağı tehdidinde bulunması da, önümüze zaman içinde Rusya’nın nasıl bir karşı hamle yapacağı sorusunu çıkarmaktadır.

Sonuç olarak, coğrafi, tarihi ve kültürel olarak bizim de bir parçası olduğumuz Balkanlarda barış ve istikrarın kalıcı hale gelmesi açısından, NATO üyeliğine aktif destek verdiğimiz Karadağ, üyelik daveti almakla politik-stratejik hedeflerinden birine ulaşma konusunda önemli bir başarıyı yakalamış ve bağımsızlığı hiçbir zaman içlerine sindiremeyen Sırp milliyetçilerinin gönlünde yatan Sırbistan ile birleşme opsiyonunu tamamen devre dışı bırakmış olup, etnik/dini kimlik temelli bölgesel çatışma risklerine karşı da kendisine güçlü bir güvenlik şemsiyesi sağlamıştır.

Üyelik daveti ile NATO, Kırım’ın ilhakı ve Ukrayna krizinden sonra Rusya’ya karşı önemli bir hamle gerçekleştirerek açık kapı politikasına devam edeceği ve çıkarları gerektirdikçe genişlemekte engel tanımayacağı mesajını vermiştir. Davetin ülkemizle Rusya arasında meydana gelen son uçak düşürme krizinin hemen akabinde vaki olması da NATO’nun bu mesajına simgesel bir görünürlük kazandırmıştır.

Mehmet Niyazi Tanılır, 2012-2015 yılları arasında da Karadağ nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi, 2004-2007 yılları arası Van Valisi, 2007-2011 yılları arasında Kahramanmaraş Valisi, 2011 yılında Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşar Vekili.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Mehmet Niyazi Tanılır

1981 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset ve İdare Bölümü’nden mezun olmuştur. Yüksek Lisans çalışmasını Londra’da Middlesex Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;