Görüş

Obama'nın Hamaney'e mektubu: Çıkarlar-hesaplar

Obama yönetiminin Suriye ve Irak’ta en güçlü nüfuza sahip İran’la koordinasyon kurmaya mecbur kaldığı görülüyor. Tahran da bir dizi amaca ulaşmak için IŞİD karşıtı koalisyona katılmanın yollarını aramayı sürdürüyor. Bu hedeflerin başında bölgesel ittifakları, kamplaşmaları yeniden oluşturmak ve uluslararası ilişkilerini onarmak var.

Wall Street Journal gazetesi, Obama’nın Hamaney'e yazdığı mektupta IŞİD ile savaşta ortak hareket etme teklifinde bulunduğunu öne sürdü. [Fotoğraf: EPA]

ABD Başkanı Barack Obama’nın İran devriminin rehberi Seyid Ali Hamaney’e geçen ay gizli bir mektup gönderdiğine dair Amerikan Wall Street Journal gazetesinde yer alan haber birkaç açıdan okunabilir. Obama mektupta Hamaney’den İran’ın Irak Şam İslam Devleti'ne (IŞİD) karşı savaşta işbirliği yapmasını ve nükleer müzakerelerde nihai ve memnuniyet verici bir anlaşma sağlanması yolunda esneklik göstermesini istiyordu.

Amerikan oyalaması

ABD’nin genelde İran’la ilişkilerine ve özelde Tahran’ın IŞİD savaşına katılımıyla ilgili tutumuna tam bir belirsizlik hâkim. Obama yönetimi, IŞİD’le savaş için bölgesel ve uluslararası koalisyon kurma çabaları sürecinde (Dışişleri Bakanı John Kerry’nin iddia ettiği üzere) İran’ın Esed rejimine arka çıkması ve birçok bölgede terörü desteklemesi gerekçesiyle ittifaka katılması ihtimalini yalanladı. Sonrasında Kerry, Irak’taki güvenlik gelişmelerini ele almak üzere BM Güvenlik Konseyi'ndeki oturuma başkanlık ettiği sırada farklı bir açıklamayla herkesi şaşırttı. Kerry açıklamasında "IŞİD'le savaşta İran da dahil dünyadaki neredeyse her devlete görev düşüyor" dedi.

Bu açıklamaları, Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nın bir bilgilendirmesi izledi. Buna göre ABD ve İran, New York’ta başlayan Tahran'ın nükleer programı görüşmelerinde IŞİD'le mücadele konusunu ele aldılar.

Obama yönetimi, Tahran’ı koalisyondan uzak tutma ısrarının İran’ı Rusya ve Esed Suriye’si ile birlikte bir tür karşı koalisyon kurmaya sevk etmesinden endişe ediyor. 

by Beşir Abdulfettah

Birçok faktör Washington’u İran’ın IŞİD’le savaş koalisyonuna katılımı konusunda geri adım atmaya sevk etti. Bu faktörlerin başlıcaları şunlar:

1) Obama yönetimi, Tahran’ı koalisyondan uzak tutma ısrarının İran’ı Rusya ve Esed Suriye’si ile birlikte bir tür karşı koalisyon kurmaya sevk etmesinden endişe ediyor. Özellikle de Tahran, Rusya ve Esed Suriye’sinin tezlerini benimsemeye başlamışken... Bu iki ülke (Rusya ve Esed Suriye’si), Irak ve Suriye’de uluslararası hukuk şemsiyesi dışında oluşacak bir askeri hareketlenmeyi Bağdat ve Şam'ın egemenliğine saldırı ve 'terörle savaş' gerekçesiyle uluslararası hukukun açıkça ihlali olarak görüyorlar.

2) Güvenlik uzmanlarının, İran’ın, yoğun askeri operasyonların etkisiyle Irak veya Suriye’den kaçabilecek IŞİD örgütü kalıntılarına kucak açan güvenli bir sığınağa dönüşme ihtimaline dair uyarıları bu endişeleri daha da güçlendirdi. İran, 1990'lı yılların başında Ruslarla savaşın bitmesinin ardından El Kaide'ye kucak açmıştı. İran aynı şekilde davranırsa örgüte, ihtiyaç duyduğunda farklı isimler altında yeniden toparlanma ve harekete geçmesi için barınma imkânı sağlayabilir.

3) İran, Irak'la olan yüzlerce kilometreye uzanan kara sınırı sebebiyle Suriye ve Irak açısından ayrıcalıklı jeostratejik bir konumu sahip. Bu özel konumuyla birlikte Tahran ve destekçilerinin IŞİD’le savaş koalisyonuna katılımının önemi, şu günlerde bölgesel ve uluslararası alanda hedef alınan IŞİD, Nusra ve başka örgütlerin kalesi konumundaki Suriye ve Irak'ta İran'ın güvenlik ve askeri düzlemdeki güçlü ve belirgin rolünden kaynaklanıyor.

4) İran’ın Esed rejimi üzerinde dikkat çekici bir nüfuzu bulunuyor. Şam rejimi, devasa askeri ve lojistik desteğin yanı sıra İran askeri güçlerinin ve komutanlarının Suriye’de konumlanması sebebiyle şu ana kadar hayatta kalmasını ve direnmesini Tahran’a borçludur. İran, Nuri Maliki ve hükümetinin gitmesine rağmen Irak’ta da etkin bir nüfuza sahip. Irak'ta cumhurbaşkanı, parlamento başkanı ve başbakan İran yörüngesinden uzakta hareket edemezler. Yeni cumhurbaşkanı, yıllarca Tahran’ın desteğini ve onayını alan selefi Celal Talabani’nin ekibindendir. Hâl böyleyken yeni parlamento başkanının Tahran’la uyuşmadığını iddia etmek mümkün değil. Obama, Irak içinde IŞİD’e karşı beklenen uluslararası koalisyonun harekete geçmesini yeni Irak hükümetinin kurulmasına bağladı. Yeni hükümetin başbakanı Haydar İbadi’nin İran rejimine yakınlık derecesi, Maliki’yle neredeyse aynı.

Washington, IŞİD’in askeri mevzilerine yönelik hava ve füze saldırılarıyla yetinerek Suriye veya Irak’ta kara harekâtına girmemekte ısrarcı; ancak stratejistler, hava saldırılarının tek başına IŞİD’i bitiremeyeceğinde hemfikirler. Durum karadan bir harekâtı kaçınılmaz kılmaktadır. Hava saldırıları IŞİD güçlerinin ilerleyişini geçici olarak durdurmakla sınırlı kalacak, Tahran tarafından desteklenen ve şu an gerek Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nde gerekse de Suriye’nin Aynul Arap (Kobani) kentinde IŞİD saldırılarına karşı koyan Kürt Peşmerge güçlerinin yeniden silahlandırılması için Washington’a zaman kazandıracaktır. Ayrıca bu hava saldırıları, Özgür Suriye Ordusu'ndaki (ÖSO) ‘ılımlı’ unsurların yanı sıra geçen Haziran ayında neredeyse tamamen çöken Irak ordu güçlerinin yeniden yapılandırılması, silahlandırılması ve eğitilmesine imkân tanır sadece.

Mezhepçi endişeler 

Görünen o ki, İsrail ve kendi çıkarlarını korumayı ve İslam ülkeleri ile halkları arasında anlayış veya koordinasyonun sağlanmasını engellemek için bölgede Sünniler ile Şiiler arasındaki uçurumu derinleştirmeyi amaçlayan kronik Batı zihniyetinin, Washington’ın IŞİD’le savaş koalisyonunun başarılı olması için gösterdiği bitmek bilmeyen çabaları boşa çıkacaktır.

Araplar, Suriye’deki IŞİD savaşının (ardından gelecek dönemde Esed’e rol verilmesine imkân hazırlayacak) bir Amerikan-İran yakınlaşmasına yol açmasına yönelik endişelerini gizlemiyorlar.

by Beşir Abdulfettah

Washington, şu an IŞİD’in Suriye ve Irak’ta ezilen Sünnilerin sözcüsü olduğu iddiasını çürütmek ve Sünni radikal İslam karşıtı koalisyonun ABD’nin bölgede Sünnilere karşı Şiilerin yanında yer alması olarak yorumlanmasının önüne geçmek için bu savaşa bir Sünni Arap kılıfı arıyor. Aynı zamanda Obama yönetiminin Suriye ve Irak’ta en güçlü nüfuza sahip İran’la koordinasyon kurmaya mecbur kaldığı da görülüyor.

Washington'ın Tahran ve Esed rejimiyle ilişkilerine hâkim olan belirsizlik, bölgedeki Sünni ülkelerdeki mezhepçi endişeleri körükleyen sebepler barındırıyor. Özellikle de İran’ın Yemen’e açıktan müdahalesi ve ABD’nin İran'la haksız işbirliği ortasında ülkede gerginliğin artması ve istikrarsızlıkla birlikte…

Batı'nın ve İran’ın Sünni İslam’ı şeytanlaştırma eğiliminde olduğuna yönelik bir Sünni endişesi söz konusu. Bu endişe, Sünni İslam’ın El Kaide, IŞİD ve Nusra çizgisinde Batı karşıtı radikal hareketlerin kuluçka makinesi olduğu düşüncesine dayanıyor. Terörle savaşın sadece Sünni aşırı örgütleri hedef alması da bu Sünni endişeyi güçlendirdi. Zira Batı, Suriye ve Irak’ta faaliyet gösteren ve Esed rejiminin halk devrimiyle mücadelede desteklerine başvurmakta tereddüt etmediği Hizbullah ve 'Ehl-i Hak' grubu gibi sayıları 28’e varan aşırı Şii İslamcı örgütleri göz ardı ediyor.

Araplar, Suriye’deki IŞİD savaşının (ardından gelecek dönemde Esed’e rol verilmesine imkân hazırlayacak) bir Amerikan-İran yakınlaşmasına yol açmasına yönelik endişelerini gizlemiyorlar. Şöyle ki Batı, Esed rejiminin işbirliğine ihtiyaç duyuyor. Özellikle de stratejilerini, NATO veya kendi güçlerinin sahaya müdahalesinin imkânsızlığı üzerine inşa etmiş ve Irak'la Suriye’deki yerel güçlere bel bağlamışken... Bu yerel güçlerin Irak ve Suriye’ye karadan girerek koalisyon içindeki esaslı güçler adına bir vekâlet savaşı yürütmesi bekleniyor. Kerry’in acilen rehabilite edileceğini açıkladığı Irak ordusu, Britanya ve ABD’nin askeri mühimmatla desteklemekte ve donatmakta tereddüt etmediği organize ve mezhepçi olmayan Kürt Peşmerge güçleri ve ÖSO’nun bazı birlikleri bu vekâlet savaşını yürütmeye aday.

Obama’nın Hamaney’e mektubunun dördüncü mektup olduğunu Amerikan resmi çevrelerinin doğrulaması, Sünni Arapların endişesini daha da artırdı. Bu durum ABD’nin Tahran’la teması sürdürme, gizli veya aleni koordinasyon kurma noktasındaki arzusuna işaret ediyor.

Ayrıca Sünni Arap çevreleri, bu durumu ABD’nin tüm Arap halk devrimlerinde pervasız bir şekilde Şii Arap azınlıklarının yanında yer alması olarak yorumluyor. Bu Şii gruplardan bazıları (özellikle Irak’ta) Amerikan ordusu tarafından eğitilirken ABD yönetimi ılımlı Suriye muhalefetine desteği erteliyor ve Sünni ÖSO’nun silahlandırılmasını geçiştiriyor. ABD ayrıca bir kısmını terörist örgütler sınıfına aldığı Hizbullah, Ehl-i Hak grubu ve İran devrim muhafızlarıyla işbirliği halindeki diğer silahlı Şii örgütlerin Suriye’deki suçlarını görmezden geliyor. Hatta Washington, Suriye rejiminin Sünni halkından muhaliflere karşı yasak silahları kullanmasını dahi görmüyor.

Dolayısıyla bugün Sünni çoğunluğa sahip Arap halkları içindeki önemli kesimler, ABD’nin İran’ı uluslararası koalisyona katma (gizli veya kısmen de olsa) çabasını, Arap Şii azınlıkları Sünni çoğunluğa karşı güçlendirme projesini tamamlama amaçlı bir ABD-İran işbirliği olarak görüyorlar. Ayrıca bu kesimler, söz konusu işbirliğinin Iraklı Sünni aşiretlerin devrim ilerleyişini durdurmayı amaçladığını düşünüyorlar. Zira bu devrim, ABD’nin bölgenin jeostratejik ve etnik açıdan yeniden şekillendirilmesi projesini tehdit ediyor. Proje 12 yılı sürdü ve milyarlarca dolara mal oldu.

İran fırsatı

Tahran bir dizi amaca ulaşmak için IŞİD karşıtı koalisyona katılmanın yollarını aramayı sürdürüyor. Bu hedeflerin başında ise bir yandan bölgesel ittifakları ve kamplaşmaları yeniden oluşturmak, diğer yandan uluslararası ilişkilerini onarmak var. Bu katılım ayrıca, nükleer programıyla ilgili (yeni yaptırımlar getirecek) Batı'yla olası çatışmadan kurtulmasını da sağlayacaktır.

IŞİD savaşının başarısı, uluslararası ve bölgesel çevrelerin, hedefe ulaşana kadar Şii-Sünni çekişmesini askıya alma noktasındaki uyumuna bağlı olduğu için Washington, İran’ın IŞİD savaşındaki olası rolünün parametrelerini belirleyebilir. 

by Beşir Abdulfettah

Tahran, IŞİD ve Nusra’ya karşı ‘mezhepçi boyut alan’ savaşta, müttefiki Beşşar Esed’i  (‘Sünni terörle’ savaşan Şii-Alevi rejim sıfatıyla) bir şekilde koalisyonun parçası kılmak için çaba harcıyor. Bu ‘Sünni terör’ denilen güç ise kendisini, başarısız ve otoriter mezhepçi bir rejimi devirmeyi amaçlayan bir devrim olarak görmektedir.

IŞİD savaşının başarısı, uluslararası ve bölgesel çevrelerin, hedefe ulaşana kadar Şii-Sünni çekişmesini askıya alma noktasındaki uyumuna bağlı olduğu için Washington, İran’ın IŞİD savaşındaki olası rolünün parametrelerini belirleyebilir. Tıpkı Türkiye’nin hassasiyetini göz önüne alması ve Ankara’nın IŞİD’le savaş koalisyonu kapsamındaki rolünü yabancı savaşçıların geçişine izin vermemesi, silah ve mühimmat akışını durdurmasıyla sınırlı tutması gibi. Tahran, tüm İran güçlerini, milislerini, Şii ve Sünni bütün örgütlerini iki felaketzede ülkeden (Irak ve Suriye) çekmeyi taahhüt edebilir.

Tahran ayrıca bölgede kendisine komşu ve yakın ülkelerdeki kolları Lübnan Hizbullah’ı, Irak Bedir güçleri, Ebu Fadıl Abbas Tugayları, Yemen’de Husiler gibi silahlı grup ve milisleri yaratmayı ve desteklemeyi durdurabilir. 

Bunu ABD’nin, Tahran’ın IŞİD’le savaşa katılmasının hiçbir taviz vermeyi gerektirmeyeceği veya nükleer program dosyasının hafife alınmasına yol açmayacağı konusunda uluslararası toplumu rahatlatacak mesajlar vermesi izleyecektir. Hiç kuşkusuz, nükleer müzakerelerde sonuç alınması için belirlenen 24 Kasım tarihinin bu hususta anlamlı göstergeleri olacak ve ABD-İran ilişkilerinin geleceğinde belirleyici bir durağı oluşturacaktır.

Buna ilaveten Sünni ülkeler başka mesajlara da ihtiyaç duymaktadır. Bu mesajlar ABD’nin IŞİD karşıtı koalisyondan Esed’in uzak tutulacağı yönündeki güvencelerini içermektedir. Ki böylelikle Esed, IŞİD'le savaş koalisyonunu dünyaya kendini masum göstermek için kullanmasın, IŞİD savaşçılarına ve Suriye içindeki mevzilerine yönelik askeri operasyonlardan istifade edemesin ve zorba askeri kapasitesinin bitirilmesi için sıkı önlemler alınsın. Ayrıca Suriye hava sahasında uçuşa yasak bölgeler oluşturulması ve ılımlı Suriye muhalefetinin silahlandırılma seviyesinin yükseltilmesi suretiyle kendi halkına karşı işlediği suçlar durdurulsun. Eş zamanlı olarak Suriye içinde Esed’in Irak’ta Maliki örneğindeki gibi iktidardan uzaklaştırmasına zemin hazırlayacak siyasi değişim planı belirlensin.  

Beşir Abdulfettah, Mısır El Ehram Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde Asya uzmanı akademisyen ve araştırmacı. Aynı zamanda El Ehram bünyesinde yayımlanan 'Demokrasi' dergisinin de yazı işleri müdürlüğü görevini yürütüyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Beşir Abdulfettah

Mısır El Ehram Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde Asya uzmanı akademisyen ve araştırmacı. Aynı zamanda El Ehram bünyesinde yayımlanan 'Demokrasi' dergisinin de yazı işleri müdürlüğü görevini yürütüyor. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;