Görüş

Putin'in ziyareti Ankara-Moskova hattına nasıl yansır?

Putin’in Türkiye ziyareti, ikili ilişkilere katkısı anlamında önemli. Fakat uluslararası arenada sıkışan Moskova için Ankara ile ilişkilerin hiç olmadığı kadar değerli hale geldiğini unutmamalı. Putin, bu ziyaretini Batı’ya karşı bir gövde gösterisi olarak kullanacak.

Rusya Devlet Başkanı Putin, en son 3 Aralık 2012'de Türkiye'ye gelmiş ve o sırada Başbakan olan Erdoğan ile görüşmüştü. [Fotoğraf: AA-Arşiv]

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, resmi bir ziyaret için Türkiye’ye geliyor. 1 Aralık’ta gerçekleşecek ziyaretin sebebi ise 5. Üst Düzey İşbirliği Konseyi (ÜDİK) Toplantısı. 2010 yılında faaliyete geçirilen ÜDİK, iki ülke arasındaki üst düzey siyasi diyaloğa seviyeli bir katkı sağlayan ve yapısı itibarıyla adeta ortak Bakanlar Kurulu gibi çalışan bir oluşum. ÜDİK sayesinde ilişkiler, farklı alanlarıyla birlikte, doğrudan her yıl masaya yatırılabiliyor.

Türkiye ve Rusya arasındaki bazı bölgesel konulardaki farklı yaklaşımlara rağmen ÜDİK toplantılarının düzenli şekilde devam ettirilmesi, benzer oluşumların Suriye, Mısır, Irak gibi ülkelerle de bir zamanlar hayata geçirilmesine rağmen artık yapılamadığı dikkate alındığında, kendi başına Türk-Rus ilişkileri açısından önemli bir başarı sayılabilir.

Batı'nın siyasi izolasyon, Moskova’yı yeni ortaklıklar kurma veya mevcutları güçlendirmeye itiyor. Rusya’nın son zamanlarda Çin, Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerle ilişkilerindeki dikkat çekici gelişmelere, Türkiye’yi de katabiliriz. Putin’in ziyareti, o çerçeveden bakıldığında, kesinlikle rutinin ötesine geçiyor diyebiliriz.

by Fatih Özbay

Putin en son 3 Aralık 2012'de, 3. ÜDİK Toplantısı'na katılmak için Türkiye’ye gelmişti. Hatta 10 Ekim 2012 günü Moskova’dan kalkıp Şam’a giden bir Suriye yolcu uçağının Ankara Esenboğa Havalimanı’na indirtilmesi ve taşıdığı askeri amaçlı yüke el konması sebebiyle Putin’in gelip gelmeyeceği tartışılmış, gelmeyebileceği yönünde spekülasyonlar yapılmıştı. Tartışmalara rağmen Putin Türkiye’ye gelmişti.

Bu ziyaretin üzerinden çok uzun zaman geçmedi, şimdi Putin yine Türkiye’de. Bu kez Rus liderin gelip gelmeyeceğine dair spekülasyonlar da olmadı. Uluslararası ilişkilerde 2 yıl çok uzun bir zaman sayılabilir. Geçen sürede Türkiye’nin politikalarında bir değişiklik olmadı ama Rusya açısından bakıldığında çok önemli gelişmeler yaşandı. Peki ne oldu da Aralık 2012’de Putin için “Acaba Türkiye’ye gelir mi?” diye tartışılırken Aralık 2014’te sanki “Bu kez kendisini gelmek zorunda hissedecek!” durumuna gelindi?

Putin’in ziyaretinin anlamı

Bu sorunun cevabını, Rusya’nın 2014 yılı başından itibaren Ukrayna ve Kırım etrafında sürdürdüğü dış politikasında bulabiliriz. 1954’te Ukrayna’ya bağlanan özerk bir cumhuriyet olan Kırım’daki Rus nüfusun yoğunluğunun avantajını Moskova 2014'te kullanmaya yöneldi. Önce referandum yapılıp ardından Rusya’ya katılma kararı alınarak Kırım’ın Rusya Federasyonu toprağı haline getirilmesi, bu durumu kabul etmeyen uluslararası kamuoyu karşısında Moskova’yı zor durumda bıraktı. Ukrayna’nın doğusundaki Rusya yanlısı ayrılıkçı güçlerin Kiev’e isyan etmeleriyle başlayan süreç, bu gerilimi daha da artırdı.

ABD ve Avrupa Birliği öncülüğünde Rusya’ya karşı ilan edilen ekonomik yaptırımlar ve 15-16 Kasım 2014’te Avustralya’da yapılan son G-20 Liderler Zirvesi’nde iyice belirginleşen siyasi izolasyon, Moskova’yı yeni ortaklıklar kurma veya mevcutları güçlendirmeye iten faktörler haline geldi. Rusya’nın son zamanlarda Çin, Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerle ilişkilerindeki dikkat çekici gelişmelere, bu anlamda Türkiye’yi de katabiliriz. Dolayısıyla Putin’in ziyareti, o çerçeveden bakıldığında, kesinlikle rutinin ötesine geçiyor diyebiliriz.

Ekonomi yine birinci planda

Türkiye-Rusya ilişkilerinin siyasi ve ekonomik olmak üzere iki yönü bulunuyor. İlişkilerin ekonomik yönüne baktığımızda, karşımızda gayet memnun edici bir tablo duruyor diyebiliriz. İki ülke arasındaki toplam ticaret hacmi geçen yıl 33 milyar doları buldu. Çok ciddi sayılabilecek bir rakam olmasına rağmen, Avro Bölgesi'ndeki ekonomik kriz öncesi, 2008 yılında bu rakamın 37 milyar dolar civarında olduğu hatırlanmalı. Ayrıca 2010 yılından beri iki ülke aralarındaki ticaret hacmini 100 milyar dolara çıkartma hedefi belirlendi.

Enerji, ekonomik ilişkilerin önemli bir boyutunu oluşturuyor. 2013 yılında Türkiye, Rusya’dan 26 milyar metreküp doğalgaz aldı. Bu oran Türkiye’nin doğalgaz tüketiminin yüzde 59’una denk geliyor. Almanya’dan sonra Gazprom’un Avrupa pazarındaki ikinci büyük müşterisi Türkiye. Ayrıca Rusya’dan yüzde 30’u bulan petrol ithalatımız da var. Nükleer enerji alanında da iki ülke arasında yakın ilişki başladı. Rusya, Türkiye’nin ilk nükleer enerji santralini Mersin Akkuyu’da inşaya hazırlanıyor.

İki ülke arasında vizeler birkaç yıl önce kaldırıldı. Geçen yıl 4,3 milyon Rusya vatandaşı, tatilini Türkiye’de geçirmeyi tercih etti. Rusya’da faaliyet gösteren onlarca Türk inşaat şirketinde binlerce Türk işçi çalışıyor. Rus bankacılık sektörü, Türkiye’de Denizbank’ı satın alarak ciddi bir adım attı. Rusya 2014'te Ankara’da Rus Kültür Merkezi açtı. Tüm bunlar, ilişkilerin ekonomik ve kültürel taraflarının öne çıkan memnun edici yönleri.

Madalyonun öteki yüzü

Madalyonun bir de öteki yüzü var. Ekonomik ilişkilere kıyasla siyasi ilişkilerin geldiği noktayı memnun edici olarak tarif etmek çok kolay değil. 1990’larda Soğuk Savaş atmosferinden yeni çıkan iki ülke arasında Balkanlar’dan Karadeniz’e, Orta Asya’dan Kafkasya’ya kıyasıya bir siyasi rekabet yaşanırken, tam aksine ekonomik ilişkiler rekor üstüne rekor kırılıyordu.

Türkiye ve Rusya, ekonomik ilişkilerin zorlamasıyla 2000’lerin başında siyasi ilişkilerini de düzenleme ihtiyacı hissettiler. Bunda epey de başarı sağlandı. İki ülke arasında üst düzey siyasi diyalog kanalları açıldı, güven ilişkisini artırma yönünde ciddi adımlar atıldı. Ancak geçen süre zarfında Ankara ile Moskova'nın ekonomik ilişkilerindeki yakınlaşmayı siyasi ilişkilerine yansıtmayı başaramadıklarını görmekteyiz.

Evet, iki ülke liderleri çok sık görüşüyorlar; üst düzey ziyaretler artarak devam ediyor; ÜDİK ve Türk-Rus Ortak Forumu gibi fonksiyonel oluşumlar var artık. Üstelik onlarca anlaşma imzalandı şimdiye kadar ama olması gereken seviye bir türlü yakalanamadı. Sanki iki ülke ilişkilerinde doğal bir sınır, bir çerçeve bulunuyor ve bir türlü bu sınırın ya da çerçevenin dışına çıkılamıyor. Daha 2009 yılında ilişkilerdeki bu durumu gözlemlemiş ve acaba "Türkiye ilişkileri doğal sınırlarına mı ulaştı?" diye yazmıştım.

Türkiye ile Rusya arasında onlarca anlaşma imzalandı ama ilişkilerde olması gereken seviye bir türlü yakalanamadı. Sanki iki ülke ilişkilerinde doğal bir sınır, bir çerçeve bulunuyor ve bir türlü bu sınırın ya da çerçevenin dışına çıkılamıyor.

by Fatih Özbay

Siyasi ilişkilere bakıldığında, her ne kadar taraflarca açıkça dile getirilmemeye çalışılsa da, bir takım bölgesel konularda ciddi sayılabilecek görüş ayrılıkları var. Ankara ve Moskova, ekonomik ilişkilerindeki ilerlemeyi Dağlık Karabağ, Kıbrıs, Suriye ve son olarak Kırım gibi hayati konulara yansıtamadılar. Bu konularda iki ülkenin pozisyonları ve politikaları değişmedi.

Ukrayna krizi başladığından beri, Montrö Boğazlar Sözleşmesi (1936) kuralları gereğince Karadeniz’e giriş yapan ABD ve NATO savaş gemilerinden dolayı Rusya tarafından Türkiye’ye iletilen memnuniyetsizlik belirtileri buna örnek verilebilir. Malatya Kürecik’te 2012'de faaliyete geçen NATO Radar İstasyonu ve Türkiye’ye yerleştirilen Patriot füzelerinin Rusya’da doğurduğu rahatsızlık bunlara eklenebilir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Putin ile her görüşmesinde, Türkiye’nin Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) üyeliğini gündeme getirmesinin; Rus siyasi çevrelerinde anlamlı bir sessizlik, akademik çevrelerinde ise anlaşılır bir temkinle karşılanması önemli bir konu. 

Aslında ciddi pazarlıklara konu olması beklenen sorunlu noktalar masada bekliyor. Avrupa, Rus doğalgazına 1000 metreküp için 350 dolar öderken; Türkiye, Rusya'nın en iyi müşteri olmasına rağmen, hâlâ 420 doların üzerinde bir ücret ödüyor. Bu konudaki görüşmeler, henüz Ankara açısından olumlu bir netice vermiş değil.

Rusya’ya yaptırım uygulayan ülkelere Moskova’nın gıda ve tüketim ürünleri ihracatı ambargosu koyması üzerine Türkiye’nin Rusya’ya ihracatının artacağı beklentisi, hayalden öteye geçemedi. Aksine, Türkiye'nin Rusya'ya ihracat rakamı 2014 yılında yüzde 13 düştü. Sadece 2014 yılı içerisinde Rus gümrüklerinden geri dönen Türk sebze, meyve ve beyaz eti miktarı yüzlerce tonu boldu. Tüm bunlar, Batı’nın yaptırımlarına katılmadığı için Türkiye’nin pozisyonunun Putin tarafından "uzak görüşlü" şeklinde övüldüğü bir dönemde yaşanıyor.

Sonuç olarak, Putin’in Türkiye ziyareti, ikili ilişkilere önemli katkı yapması anlamında şüphesiz çok önemli. Fakat uluslararası arenada sıkışan Moskova için bugünlerde Ankara ile ilişkilerin hiç olmadığı kadar değerli hale geldiğini unutmamalı. Putin, bu ziyaretini Batı’ya karşı bir gövde gösterisi, bir güven tazeleme olarak kullanacak. Peki Türkiye ne yapacak? Türkiye ne yazık ki avantajlı bu durumdan kendi adına büyük kazanımlar elde etmeyi henüz başaramadı. İlişkiler bir türlü istenilen seviyeye çıkamıyor.

Burada belki de Türkiye’nin bir NATO üyesi ve Batı ile yakın ilişkileri olan bir ülke olarak Rusya için ifade ettiği anlamı hep hatırlamak ve "realist" olmak gerekiyor. Diğer taraftan, etrafımızdaki bölgesel krizlerin doğurduğu belirsizlik ve istikrasızlık ortamında iki ülke arasındaki üst düzey işbirliğinin devam ediyor olması kritik derecede önemli. Rus liderin ziyareti işte böyle bir atmosferde gerçekleşecek. Neticelerini ise hep birlikte göreceğiz.

Doç. Dr. Fatih Özbay, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Fen Edebiyat Fakültesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi. Hacettepe Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını, Rusya'daki Nizhny Novgorod Devlet Üniversitesi'nde tamamladı. Rusya'nın dış politikası ve Türk-Rus ilişkileri üzerine çalışmalarını sürdürüyor. TASAM tarafından yayımlanan Çağdaş Türk-Rus İlişkileri: Sorunlar ve İşbirliği Alanları (1992-2005) başlıklı bir kitabı bulunuyor.

Twitter'dan takip edin: @fozbay

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Fatih Özbay

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Fen Edebiyat Fakültesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi. Hacettepe Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını, Rusya'daki Nizhny Novgorod Devlet Üniversitesi'nde tamamladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;