Görüş

Rusya’nın artan bölgesel etkisi ve Türkiye

Yakın çevremizdeki birçok jeopolitik gelişme Rusya’nın arzu ettiği yönde gerçekleşiyor. Gözler Suriye’de ama Bulgaristan ve Moldova’da da Rus yanlısı liderler seçildi. Peki Türkiye Rusya’nın bölgede artan jeopolitik etkisi karşısında ne yapabilir?

Oktay Tanrısever, Rusya’nın Doğu Avrupa ve Orta Doğu’daki etkinliğinin son yıllarda gözle görünür bir şekilde arttığına dikkat çekiyor. [Fotoğraf: Reuters]

Rusya’nın Doğu Avrupa ve Orta Doğu’daki etkinliği son yıllarda gözle görünür bir şekilde artıyor. Rusya’nın 2008’de Gürcistan ve 2014’de Ukrayna’ya dönük gerçekleştirdiği askeri müdahalelerinin yanı sıra, Suriye krizinde özelikle 2015 sonrasında oynamaya başladığı askeri ve diplomatik rol Rusya’nın bölgesel etkisini büyük ölçüde artırdı. Aynı şekilde, Rusya liderliğinde 2015 başında hayata geçirilen Avrasya Ekonomik Birliği oluşumu da Moskova’nın bölgesel etkisini artıran adımlarından birisi oldu.

Geçtiğimiz Kasım ayında Bulgaristan ve Moldova’da gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Rusya yanlısı adayların kazanması da Rusya’nın bölgesel etkisini artıran dolaylı gelişmeler olarak dikkati çekiyor.

Rusya bu noktaya nasıl geldi?

Aslında Moskova, Sovyet-sonrası dönemde dünya politikasındaki eski etkinliğini büyük ölçüde kaybetmişti. Bu dönemde, Rusya’nın Güney Amerika, Afrika ve Uzak Doğu’daki etkisi neredeyse yok olmuştu. Aynı şekilde, Moskova 2000’lerin başında Doğu Avrupa ve Orta Doğu’daki etkinliğinin azalışını -biraz gönülsüzce de olsa- kabullenmek zorunda kalmıştı. Vladimir Putin liderliğindeki Rusya ise, bu durumu telafi etmek için eski Sovyet coğrafyasını kendi etki alanı olarak ilan ederken, bu bölgenin çevresindeki Doğu Avrupa ve Orta Doğu bölgeleri ile olan ilişkilerini de yeniden stratejik bir düzeyde güçlendirmeye çalışmıştı.

Doğu Avrupa’daki jeopolitik tablonun Rusya lehine değişmesinde Batılı ülkelerin Ukrayna krizinde etkisiz kalmasının büyük bir payı var.

Moskova önceleri Sovyet-sonrası coğrafyada doğrudan askeri güç kullanmamaya gayret gösterirken, daha çok dolaylı politikalar ve “barış gücü” girişimleriyle etkinliğini artırmaya çalıştı. Ancak, daha çok diplomasiye ağırlık veren bu eğilim 2008’de Rusya’nın Gürcistan’ı işgali ile son buldu. Gürcistan’ın işgalinden sonra Rusya yakın çevresinde kendisine tehdit olarak gördüğü sorun kaynaklarına karşı doğrudan askeri güç kullanmaktan çekinmeyeceğini gösterdi.

Putin 2012’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin öncesinde eski Sovyet coğrafyasındaki ülkelerle daha güçlü bir entegrasyon sürecini öngören Avrasya Ekonomik Birliğini kuracağını ilan ederek Rusya’nın bölgesel etkinliğinin artmasının en büyük önceliği olacağını da ortaya koydu. Rusya’nın bu politikası 2014 sonrasında Batılı ülke ve kurumlarla ilişkilerinde gerginliğe yol açarken, Doğu Avrupa ve Orta Doğu’daki jeopolitik tablonun da gözle görünür bir şekilde değişmesine sebep oldu.

Rusya’nın bölgesel etkinliğinin artmasında Rusya’nın son yıllarda izlediği tek yanlı politikaları kadar, Batılı ülke ve kurumların Rusya üzerindeki caydırıcı etkilerinin azalmasının da büyük payı var. Avrupa Birliği ülkelerini 2008’den itibaren sarsan ekonomik krizin yanı sıra, NATO’nun mevcut sınırlarının doğusundaki ve güneyindeki ülkelere Rusya’nın olası müdahalelerine karşı güvenlik garantileri veremeyecek durumda olması da Rusya’nın Doğu Avrupa ve Orta Doğu’daki jeopolitik konumunu büyük ölçüde güçlendirdi.

Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Kafkasya’da Rusya lehine değişen jeopolitik tablo

Doğu Avrupa’daki jeopolitik tablonun Rusya lehine değişmesinde Batılı ülkelerin Ukrayna krizinde etkisiz kalmasının büyük bir payı var. Rusya, 2014’te Ukrayna’nın Kırım bölgesini ilhak ettikten sonra, Ukrayna’nın doğusundaki Donbas ve Lugansk bölgelerindeki Rusya yanlısı ayrılıkçı gruplara askeri destek sağlamaya başladı. Rusya’nın Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) çerçevesinde kabul ettiği Avrupa’daki sınırların güç kullanılarak değiştirilemeyeceğine dair ilkeyi çiğnemesi üzerine Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB) Rusya’ya karşı bir dizi yaptırım uygulamaya başladı.

Ancak, ABD, AB ve NATO Ukrayna krizinin çözümünde çok etkili bir rol oynayamadıkları gibi, Rusya’nın politikalarını yaptırımlar yoluyla da çok fazla etkileyemediler. Ukrayna’nın doğusundaki iç savaşa diplomatik bir çözüm bulmayı amaçlayan Minsk 2 Anlaşması etkili bir şekilde uygulanamadı. Bundan dolayı tarafların aynı yaklaşımlarını sürdürmeleri sonucunda mevcut çözümsüzlük durumunun Transdinyester sorununda olduğu gibi kalıcı bir hal alması riski ortaya çıktı. ABD ve AB’nin halen izlediği yaptırım politikasının Rusya ekonomisi üzerinde gözle görünür bir etkisi olsa da, Rusya politikalarını yakın gelecekte değiştirmeyeceğini açıkça gösterdi.

Mevcut jeopolitik tablo orta ve uzun vadede Rusya’nın konumunu güçlendirirken, yakın vadede de AB üyesi olan ve AB ile yakın ilişkiler geliştiren Doğu Avrupa’daki ülkelerde Rusya’ya dönük politikaların gözden geçirilmesine ilişkin siyasi taleplerin artmasına yol açtı. Bu siyasi gelişmeler AB’nin mevcut Rusya politikasını sürdürmesini giderek güçleştiriyor.

Bu kapsamda, 13 Kasım 2016’da Bulgaristan’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Bulgaristan Sosyalist Partisi’nin dolaylı desteği ile seçime giren ve Rusya yanlısı söylemiyle dikkatleri çeken Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Rumen Radev’in oyların yüzde 60’ına yakınını alarak kazanması, Rusya’nın AB içindeki etkisini önemli ölçüde artırabilecek bir gelişme olarak değerlendirilebilir.

Yine 13 Kasım 2016’da Moldova’da gerçekleştirilen doğrudan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda, Rusya yanlısı Moldova Cumhuriyeti’nde Sosyalist Partisi’nin başkanı İgor Dodon’un oyların yarısından biraz fazlasını alarak Cumhurbaşkanı seçilmesi Rusya yanlılarını çok sevindirdi. AB yanlısı Eylem ve Dayanışma Partisi lideri Maya Sandu seçimi kaybederken ülkenin AB yanlısı grupları da güçlerini büyük ölçüde yitirdi.

Jeopolitik tablonun Rusya lehine bir görünüm almasına yol açan diğer bir gelişme de, Doğu Avrupa ile Orta Doğu arasında bir köprü konumunda olan Kafkasya bölgesinde gerçekleşti. Kasım ayında Rusya Ermenistan ile askeri entegrasyonunu bir üst düzeye taşıdı, Belarus ile arasındaki askeri işbirliğine benzer şekilde geliştirmeye başladı. Moskova böylece Ermenistan’daki askeri karar alma mekanizmalarına daha etkin katılırken, bu avantajını Kafkasya ve çevresinde askeri etkisini artırmak için daha rahat kullanabilecek.

Suriye etkisi

Rusya’nın Orta Doğu’daki çok önemli jeopolitik kazanımları da ortada. Rusya’nın bölgeye uzun yıllardan sonra oyun kurucu bir aktör olarak dönmesinde Suriye krizinin büyük rolü oldu. 2015’in sonbaharında Suriye’de askeri operasyonlara başlayarak bir yandan Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın konumunu güçlendiren Moskova bir yandan da kendisini Suriye krizinin çözümünde rol oynayabilecek en kilit aktörlerden birisi haline getirdi. Suriye’deki Rus askeri üslerinin kalıcı üs statüsünde olduğunu ilan etti, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’deki askeri ve diplomatik etkisini iyice pekiştirdi.

ABD, Rusya ve Türkiye arasında geliştirilebilecek yeni bir işbirliği vizyonu sonucunda hem Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da istikrarın sağlanması, hem de Rusya’nın bu bölgelerdeki artan etkinliğinin diplomatik yollarla dengelenmesi mümkün olabilir.

Rusya’nın İran ile kurduğu ilişkileri daha da güçlendirmesinin de bu süreçte büyük etkisi oldu. Bazı uzmanların beklentisinin aksine, İran P5+1 Grubu’ndaki ülkelerle imzaladığı nükleer anlaşma sonrasına geliştirdiği diplomatik ve ekonomik ilişkiler nedeniyle Rusya ile ilişkilerini zayıflatmadı, aksine güçlendirdi. Her iki ülkenin de Irak ve Suriye konularında benzer politikalara sahip olması aralarındaki ilişkileri iyice pekiştirdi.

ABD’de başkanlık seçimlerini Cumhuriyetçi Parti’nin adayı Donald Trump’ın kazanmış olması da dünya politikası için olduğu kadar Rusya açısından da önemli bir gelişme. Zira Trump seçim kampanyasında, Rusya’ya karşı daha sert bir politika izleyeceğini belirten Demokrat Parti adayı Hillary Clinton’ın aksine, Rusya ile birlikte bölgesel sorunlara pragmatik çözümler getirilebileceğini açıklamıştı. Trump’ın Rusya ile ilişkileri güçlendirirken, Rusya’nın mevcut tek taraflı politikalarını bırakmasını istemesi de kuvvetli bir olasılık.

Değişen jeopolitik tablonun Türkiye’ye yansımaları

Doğu Avrupa, Kafkasya ve Orta Doğu... Bu bölgelerin tümü Ankara için de çok önemli. Buralardaki jeopolitik dengenin Rusya’nın lehine değişmesinin Türkiye için de bazı önemli yansımaları elbette oluyor.

Ankara 24 Kasım 2015’te Rusya ile yaşadığı “jet krizinin” etkilerini ancak 7 ay kadar sonra normalleşme sürecini başlatarak aşmaya başlayabildi. Rusya ile ikili ilişkilerin önümüzdeki dönemde özellikle enerji projelerine ağırlık verilerek çeşitlendirilebileceği söylenebilir. Ancak ikili ilişkilerin 2015 öncesindeki seviyeye tam olarak dönebilmesi için 1-2 yıl daha zamana ihtiyaç olduğu anlaşılıyor. Normalleşme sürecini hızlandırmak için gerek cumhurbaşkanları gerek başbakanlar arasında birçok görüşme yapıldı, yapılıyor; güvenlikten ticarete, enerjiden turizme kadar değişik konularda ilişkilerin kapsamını ve hacmini geliştirmeye dönük somut adımlar atılıyor.

Türkiye, bölgesel konularda Rusya’nın artan etkisini dikkate alan bir yaklaşım sergiliyor. Ankara, hem Rusya ile Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ve Suriye’de yaşayan insanlara yerinde insani yardım sağlanması gibi ortak çıkarlarının olduğu noktalara odaklanıyor hem de Rusya ile işbirliği alanlarını artırmaya çalışıyor; diğer yandan tartışmalı olabilecek konuları gündem dışında tutmayı başarıyor. Bu yaklaşımın Karadeniz, Kafkasya ve Orta Asya bölgelerinde de sergilenmesi çok daha kolaydır. Ancak, Rusya bu bölgelerdeki etkinliğini çok artırdığından, Kırım Tatarları konusunda olduğu gibi Türkiye’nin bu bölgelerde eskiden olduğu kadar etkili olmasına sıcak bakmayacağı söylenebilir.

Sonuç olarak, Rusya’nın artan bölgesel etkinliği Türkiye’yi Rusya ile ilişkilerini her alanda geliştirmeye itiyor. 20 Ocak 2017’de ABD Başkanı olarak görevine başlayacak olan Trump’ın da Rusya ve Türkiye ile ilişkileri güçlendirmeye öncelik vereceği bekleniyor. ABD, Rusya ve Türkiye arasında geliştirilebilecek yeni bir işbirliği vizyonu sonucunda hem Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da istikrarın sağlanması, hem de Rusya’nın bu bölgelerdeki artan etkinliğinin diplomatik yollarla dengelenmesi mümkün olabilir.

Oktay F. Tanrısever, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Bölge Çalışmaları Ana Bilim Dalı Başkanı. Lisans ve Yüksek Lisans derecelerini ODTÜ’den, Doktora derecesini Londra Üniversitesi'nden aldı. 2013-2015 yılları arasında ODTÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcısı olarak görev yaptı. Bölgesel güvenlik ve enerji diplomasisi konularında araştırmalar yapıyor ve dersler veriyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Oktay F. Tanrısever

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Bölge Çalışmaları Ana Bilim Dalı Başkanı. Lisans ve Yüksek Lisans derecelerini ODTÜ’den, Doktora derecesini Londra Üniversitesi'nden aldı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;