Görüş

Siyahların hayatının Hollywood'da önemi yok

ABD'de Selma filminin konu aldığı dönemden bu yana görülmüş en büyük ırkçılık karşıtı hareketin yaşandığı şu dönemde, DuVernay'ın filminin hakir görülüp sadece beyaz aktörlerin ödüle aday gösterilmesi, her zamanki Oscar saçmalıklarından farklı. Adaylıkların yarattığı sansasyonun da gösterdiği üzere, ortada siyasi bir hareket var.

Ava DuVernay'ın (soldan ikinci) yönettiği Selma'nın sadece en iyi film dalında Oscar'a aday gösterilmesi, Amerikan kamuoyunda tartışmaya yol açtı. [Fotoğraf: Getty]

Sokaklarda bir toplumsal adalet hareketinin olmasının en güzel taraflarından biri, baştakilerin baskıcı tavırlarının kolay kolay yanlarına kâr kalmamasını sağlaması. Yönetmen Ava DuVernay'ın Selma (2014) filminin – en iyi film dalında Oscar'a aday gösterildiği halde en iyi yönetmen, en iyi görsel yönetmen, (Martin Luther King Jr. rolünde izlediğimiz David Oyelowo için) en iyi erkek oyuncu ve (Coretta Scott King'i canlandıran Carmen Ejogo için) en iyi yardımcı kadın oyuncu dahil diğer tüm dallarda es geçilerek – küstahça küçümsenmesinin ardından, medyada Oscar ödüllerinin ırkçı ve cinsiyetçi yaklaşımını ve oyunculuk kategorilerindeki 20 adayın tümünün beyaz oluşunu eleştiren birçok yazı yayımlandı. 

Selma'ya yapılan muamele özellikle kaba ve çarpıcı zira filmin Oscar'lık yapım klişesine son derece uygun olduğu aşikar. Çok sevilen bir siyasi karakterin hayatını anlatan, uzlaşıyı da öven, dünya genelinde eleştirmenlerden olumlu not almış bir dönem filmi Selma. 

by Willie Osterweil

Sosyal medyadaki aktivist ağları sayesinde Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi'nin (AMPAS) üye yapısına dair – yüzde 93'ünün beyaz, yüzde 76'sının erkek ve yüzde 86'sının 50 yaşın üzerinde olduğu gibi – bilgiler hızla yayılıyor. ABD'de bu durumu esprili bir şekilde eleştiren #OscarsSoWhite (Oscar Ödülleri Bembeyaz) hashtag'i en popüler konular listesine girerek başlı başına bir hikaye haline geldi. Oscar seçimlerinin ırkçı ve cinsiyetçi yönü her seferinde eleştiriye uğrasa da, bu yıl olay ana akım tartışmalara da konu oldu. Bu noktada #BlackLivesMatter (Siyahların Hayatı Önemlidir) kampanyasının ve kampanya ile birlikte ırksal adalet konularına daha fazla eğilmeye başlayan medyanın hakkını da teslim etmek gerek.

Ancak Selma'ya yapılan muamele özellikle kaba ve çarpıcı zira filmin Oscar'lık yapım klişesine son derece uygun olduğu aşikar. Çok sevilen bir siyasi karakterin hayatını anlatan, radikalizme atıfta bulunurken uzlaşıyı da öven, dünya genelinde eleştirmenlerden olumlu not almış ve (ABD'de) Aralık 2014'te gösterime girmesinden bu yana kapalı gişe olmasa da 2.000 gösterim yapmış bir dönem filmi Selma. Üstelik beyazların ırkçılık meselesinde ne kadar ilerleme kaydedildiğini görerek memnun olacakları, ustalıkla hazırlanmış, ortalama bir kültür seviyesine hitap eden bir film; diğer bir deyişle, ödül için ideal bir aday.

Peki Selma'da yanlış olan neydi? Belki de Oscar ödüllü The Help (Duyguların Rengi - 2011), 12 Years a Slave (12 Yıllık Esaret - 2013) ve Django Unchained (Zincirsiz - 2012) filmlerinin aksine, iyilik timsali beyaz bir kahramanı olmamasıydı. Belki meşhur beyaz liberal kahraman Başkan Lyndon Baines Johnson'ı aşağılamasıydı. Çünkü Johnson'ın filmde sivil haklar hareketine muhalif olarak gösterilmesi tartışma konusu olmuştu. (Doğrusunu söylemek gerekirse Johnson'ın Martin Luther King ile ilişkisi filmde anlatıldığı kadar hasmane değilse de, başkanlık tarihçileri, Johnson'ın sivil haklar hareketinin bastırılmasında ciddi dahli bulunduğunu öne sürüyorlar.) Ya da belki mesele, filmin ırksal politikasıdır: Django ve The Help filmlerinde çok daha basmakalıp siyah rollerine yer verilmiş; 12 Years a Slave ise ırk meselesinde muhafazakar tutumuyla bilinen bir senarist tarafından yazılmıştı. Oysa Selma da ırk konusunda çok daha ince ayrıntılara dayalı ve ilerici bir perspektif ve tanımlama var.

Belki de sorun kamera arkasındadır. Filmin kusursuz yönetmenliğinin aday gösterme sürecinde kale alınmaması, ortadaki baskının farklı biçimlerini de yansıtıyor. Oscar tarihi boyunca en iyi yönetmen ödülünü kazanan tek kadın, 2009 yılında The Hurt Locker (Ölümcül Tuzak - 2008) filmiyle Kathryn Bigelow oldu. Bugüne kadarki toplam 433 en iyi yönetmen adayından sadece dördü kadın ve üçü siyah erkek yönetmenlerdi. Bu dalda aday olmayı başarabilmiş siyah bir kadın yönetmen ise hiç olmadı. Ayrıca Akademi üyelerinin, "Geçtiğimiz yıl zaten ırkçılıkla ilgili bir filme ödül verdik, bu yıl ne gerek var?" diye düşünüyor olmaları da mümkün.

Kasım 2014'te Sony Pictures şirketinden sızan ve yapımcı Scott Rudin ile yapım yönetmeni Amy Pascal'ın, Başkan Barack Obama'nın 12 Years a Slave, Django yahut The Butler (Başkanların Hizmetkârı - 2013) filmlerini tercih edeceği şeklinde şakalaştıklarını gösteren bir dizi e-postayı düşünürsek, Hollywood seçkinleri arasında siyahları konu alan filmlere dair böyle indirgemeci bir bakış açısı yayılıyor olamaz mı? 

Bu perspektifin, Hollywood seçkinlerinin filmlerine sinmiş gibi göründüğü kesin. Amerikalı oyuncu ve yönetmen Spike Lee, konuya dair esprili bir yorum yaparak bunun bir döngü olduğunu, Akademi'nin her 10 yılda bir siyahlarla ilgili bir filme ödül verip sonra yine beyazların üstünlüğüne dayalı aday gösterme alışkanlığına geri döndüğünü söyledi.

Hollywood içi siyasi dengeler

Durum muhtemelen bu etkenler ile daha ziyade sektör içi siyasal meselelerin bir birleşiminden oluşuyor. Doreen St. Felix'in Twitter'da altını çizdiği üzere, Martin Luther King'in hayatını konu alacak biyografik filmin hakları Steven Spielberg'e ait. Selma'nın aday gösterilmemesinin nedeni de Oscar / Steven Spielberg Bloku'nun, o "en hakiki" Martin Luther King filminin Spielberg ile anılmasını istiyor olması." DuVernay'ın filminin maruz kaldığı muamele, altında yatan etkenler ne olursa olsun, gelinen bu ataerkil ve beyazların üstünlüğüne dayalı noktada genel olarak Hollywood'un ve özellikle de Oscar ödüllerinin rolünü göstermesi bakımından önem arz ediyor.

İhracata yönelik olarak tasarlanan filmlerin sayısının gittikçe arttığı, günden güne küreselleşen (ve İngilizce dışı dillerde çekilen tüm sinematik yapımların tek bir ödül başlığı altında toplandığı) film piyasasında, Oscar ödülleri her şeyin ötesinde izole bir iç mesele olarak kalıyor. Aslına bakılırsa, Oscar, ağırlıklı olarak Amerikalı zengin seçkinlerden oluşmuş belli bir kesimin siyasi tutumuna ışık tutuyor. Yani Akademi Ödülleri, film sektörünün siyasi ifadesi olarak anlaşılabilir.

Oscar, adayların ve kazananların ciddi şekilde önünü açan bir ödül. En iyi film dalında aday gösterilen filmlere ortalama 20 milyon dolarlık ilave gişe hasılatı getirmesinin yanında, bireysel dallarda ödül kazanan ya da aday olanlara da önemli kariyer kapıları açıp ücretlerini arttırma fırsatı sunuyor. Medyada büyük yer bulan Akademi Ödülleri, ABC kanalının yıl içindeki birkaç güvenilir izlenme oranı başarısından biri.

Oscar ödüllerinde takdir gören filmler, sektörün maddi menfaatlerine uygun bir bakış açısını yansıtıyor. Neticede, DuVernay'ın filmi Selma'ya yapılanlar, yönetmenin kariyeri açısından kötü bile olabilir.

by Willie Osterweil

Akademi'nin oy verenleri, kimin başarılı olacağına karar veren ve belli bazı mesajları önemli ve örnek addeden konumunda olmaları itibarıyla sektörde paranın nasıl dağılacağı üzerinde büyük güç sahibi. Oy verenlerin neredeyse tamamı beyaz ve erkek; bundan dolayı da yaşlı beyaz erkeklerin bakış açısını en iyi tatmin eden film yapımcılarının başarı şansı çok daha yüksek oluyor. Ayrıca eldeki verilere bakıldığında, söz konusu oy verenlerin büyük bölümünün güncel sinema sanatçılarından ziyade yapımcılardan, stüdyo başkanlarından ya da eski yıldızlardan oluştuğu görülüyor. Yani Oscar ödüllerinde takdir gören filmler, sektörün maddi menfaatlerine uygun bir bakış açısını yansıtıyor. Neticede, DuVernay'ın filmine yapılan muamele, yönetmenin kariyeri açısından kötü bile olabilir.

Lakin filme yönelik bu küçük gören tavrın siyasi önemi, Hollywood'un çok daha ötesinde bir şey. ABD'de Selma filminin konu aldığı dönemden bu yana görülmüş en büyük ırkçılık karşıtı toplum hareketinin yaşandığı şu dönemde, Akademi'nin DuVernay'ın filmini hakir görerek sadece beyaz aktörleri ödüle aday göstermesi, her zamanki Oscar saçmalıklarından farklı. Adaylıkların yarattığı sansasyonun da gösterdiği üzere, ortada siyasi bir hareket söz konusu. Böyle yapılarak #BlackLivesMatter kampanyası açıkça reddedilmiş; Amerika ve dünyanın diğer yerlerindeki siyahlara hakaret edilmiş oluyor.

2013 yılındaki Akademi Ödülleri töreninde First Lady Michelle Obama, subaylar eşliğinde ekrana çıkarak, en iyi film ödülünü İran karşıtı propaganda fantazisi Argo (2012) filminin kazandığını açıklamıştı. Tanık olduğumuz o sahne, film sektörünün açıkça devletin bir kolu olma sözü verdiğini ortaya koymuştu. Sektör bu yıl ise polise karşı başlatılan ırksal adalet hareketini bastırıp reddederek ve ilerleme düşmanı gibi hareket ederek devlet ile aynı safta yer alıyor. Oysa doğru olanı yapmanın, yani Selma gibi iyi, devrimci olmayan bir filme hak ettiği saygıyı göstermenin riski yok denecek kadar az. Hollywood, adaletin yanlış tarafında olduğunu bir kez daha gösterdi. Sektörün tarihin de yanlış tarafında olduğunu göstermek ise #BlackLivesMatter hareketine düşüyor.

Willie Osterweil; yazar, The New Inquiry internet sitesinin editörü ve Vulture Shit isimli punk grubunun solisti.

Twitter'dan takip edin: @WilbotOsterman

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Willie Osterweil

Yazar, The New Inquiry internet sitesinin editörü ve Vulture Shit isimli punk grubunun solisti. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;