Görüş

Tacikistan'da muhalif olmak: İslami Rönesans Partisi bilmecesi

Orta Asya’da İslami radikalizmle ilgili gerekçeli kuşkular olsa da, Orta Asyalı yöneticiler terörizmle savaşı, siyasi muhalefeti yasaklamak ve dini faaliyetler üzerinde kontrol sağlamak için kullandıkları gerekçesiyle suçlanıyorlar. İslami Rönesans Partisi’nin kapatıldığı, üyelerinin hapsedildiği Tacikistan da bunun güncel örneklerinden biri.

Konular: Orta Asya, Tacikistan
Tacikistan İslami Rönesans Partisi, Ağustos 2015'te Adalet Bakanlığı kararıyla kapatıldı. [Fotoğraf: Al Jazeera]

Orta Asya coğrafyasının stratejik ülkesi Tacikistan’da temel insan haklarının devlet tarafından ihlal edildiği iddiaları gündemdeki yerini koruyor. İslami Rönesans Partisi’nin kapatılması, üyelerinin hapsedilmesi ülkede devlet-toplum gerilimini körüklüyor.

Devletin radikal akımlarla mücadele kapsamında 13 bin Tacik Müslüman erkeğin sakallarını zorla kesmesi, Müslüman kadınların başörtülerini çıkarması için “ikna” edilmeleri gibi önlemler alması krizi derinleştirdi. Aslında bu kriz, buz dağının görünen kısmı. Kökleri için bağımsızlık sonrasında ülkede kendisini “siyasi muhalif” ve “dindar” olarak tanımlayan kesimleri iyi tanımak gerekir. En önemlisi de rejimin bu iki kesimi tanımlama biçiminin iyi anlaşılması.

Anayasaya göre Tacikistan demokratik ve laik bir hukuk devleti. Başkanlık sistemi ile yönetilen ülkede parlamento iki kanatlı bir yapıya sahip. Parlamentonun alt kanadı “Temsilciler Meclisi” olarak adlandırılıyor, beş yıllığına genel ve eşit oyla doğrudan halk tarafından seçilen 63 milletvekilinden oluşuyor. Parlamentonun üst kanadı, yani bölgelerin temsilcilerinden oluşan “Meclisi Milli” ise bölgelerden temsilciler tarafından seçiliyor.

Tacikistan iç siyasetinin oturduğu hassas dengeler 'radikal dini akım', 'terörist örgüt' ve 'muhalefet' ayrımının yapılmasını daha da zorlaştırdı.

by Gökçen Oğan

Tacikistan'da iç savaşın sona ermesinin ardından siyasal yelpazede çeşitlilik arttı. Adalet Bakanlığı'na kayıtlı sekiz siyasal partiden birisi olan İslami Rönesans Partisi, mevcut bazı tabela partilerine karşın güçlü teşkilat ağı ve sağlam söylemi ile sivrildi. Rejim tarafından yapılan tüm karalama kampanyalarına ve devlet gücünün hükümet lehine seferber edilmesine rağmen partinin 28 Şubat 2010 seçimlerinde yüzde 8,2 oranında oy almış olması, bu anlamda önemli bir gösterge olarak değerlendirildi. İşte bu nedenle, partinin Ağustos 2015’te yasaklanması ve ardından üyelerinin tutuklanması, Tacikistan Devlet Başkanı İmamali Rahman’ın yetkilerini muhalefeti bastırmak için kullanıp kullanmadığı sorusunu bir kez daha gündeme taşıdı. Zira İslami Rönesans Partisi yetkilileri daha önce de pek çok kez bu tarz tutuklama ve soruşturmalara maruz kalmışlardı.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlıklarını kazanan genç cumhuriyetlerin güvenlik sorunları, 11 Eylül saldırısından sonra gerçekleştirilen Afganistan operasyonu ile daha da dikkat çekici hale geldi. Afganistan operasyonu, Tacikistan açısından radikal İslam ve uluslararası terörizmin yayılmasını engelleyici bir operasyon olarak değerlendirildi. Duşanbe, söz konusu operasyonu aynı zamanda kendi güvenlik iklimini oluşturacak bir girişim olarak algıladı. Ancak Afganistan operasyonunun sona ermesi ve bölge devletlerine yönelik demokratikleşme taleplerinin gündeme gelmesi, İmamali Rahman’ın da aralarında bulunduğu bölge liderleri tarafından tehdit olarak yorumlandı. Bu andan itibaren kimi muhalif hareketlerin “radikal dini gruplar” olarak tanımlanması eğilimi arttı. Söz konusu ülkelerde muhalif partiler üzerindeki baskı belirgin şekilde arttı.

“Radikal dini örgüt” mü “muhalif hareket” mi?

Tacikistan iç siyasetinin oturduğu hassas dengeler “radikal dini akım”, “terörist örgüt” ve “muhalefet” ayrımının yapılmasını daha da zorlaştırdı. Orta Asya Cumhuriyetleri, özellikle bağımsızlıklarının ilk dönemlerinde İslam dinini kültürel ve millî kimliklerine bir vurgu aracı olarak kullanmışlardı. Sovyet döneminin ardından Orta Asya cumhuriyetleri İslam’ı, komünist sistemden kendilerini ayıran bir fenomen olarak değerlendirmişlerdi. Orta Asya halkları arasında İslami bilginin asgarî seviyede olması ‘geleneksel İslam’ olarak tanımlayabileceğimiz gevşek ve farklı yorumlara açık bir yapının ortaya çıkmasına neden olmuş ve İslam’ın politik bir amaç ya da araç olarak kullanılmasını engellemişti. Fakat bu yoruma açık gevşek yapı, bir taraftan da radikal unsurların bölgeye yerleşmesine ve hareket kabiliyetlerini artırmalarına imkân sağladı.

Ancak, 11 Eylül saldırılarının ardından Orta Asya’da ‘terörist örgüt' tanımının daha net ortaya konulması gerekliliği ortaya çıktı. Bu örgütler, yalnızca bölge dışı güçlerin başta güvenlik politikaları olmak üzere bölge devletlerine yön vermek amacıyla desteklediği örgütler olarak mı değerlendirilmeli yoksa Orta Asya’da varlığı inkâr edilemeyecek, baskıcı rejimlerin sistem dışına ittiği, halk desteği peşinde ve iktidara talip örgütler olarak mı değerlendirilmeli?

Orta Asya’da faaliyet gösteren örgütler için bu iki yanıtı da vermek mümkün görünüyor. Bölgede tek adam kontrolünün hayatın her alanına yayılmış olduğu rejimler içerisinde, radikal örgütlerin dış destekten yoksun halde bu denli gelişmesi oldukça zor bir ihtimal.

Kesin sayıları belli olmamakla birlikte IŞİD saflarında savaşmak üzere Suriye’ye ve dünyanın diğer coğrafyalarına giden çok sayıda Tacik vatandaşının olduğu biliniyor.

Diğer taraftan Orta Asya bölgesinde sistem tarafından dışlanan muhalif grupların da ‘radikal İslami terörist örgütler’ olarak tanımlanabildiği görülüyor. Bunun en belirgin ve yakın örneği Tacikistan’da yaşandı. 80’li ve 90’lı yılların dalgasıyla oluşan ‘ihtilalci’ muhalefet; halkı, Rusya’yı ve dünyayı ‘Vahhabilerin’ yayılacağı tehdidiyle korkutarak bastırılmaya çalışıldı. Neticede muhalefet silahlanarak, ‘demokratik’ sloganlarını ‘köktendinci’ amaçlarla değiştirdi ve Tacikistan’da iç savaş başladı. Fakat 1998’de iktidar, radikal sloganlardan ve intikamdan vazgeçen muhalefete devlet yönetiminin yüzde 30’unu adeta devretti. Sonuçta eski ‘radikal örgütler’ devlet adamlarına dönüştü, “köktendinci fikirler” ise yok olmuş gibi göründü.

Görüldüğü gibi Orta Asya’da İslami radikalizmle ilgili gerekçeli kuşkular olsa da, Orta Asyalı yöneticiler terörizmle savaşı, siyasi muhalefeti yasaklamak ve dini faaliyetler üzerinde kontrol sağlamak için kullandıkları gerekçesiyle suçlanıyorlar.

Özellikle 11 Eylül saldırısının ve akabinde gelen Afganistan operasyonun ardından, Orta Asya’da radikal İslami hareketler ve uluslararası terörizm birlikte anılmaya başlandı. Orta Asya liderleri açısından ise, zaman zaman muhalif hareketlerin bu iki kavramla bağlantısı oluşturulmaya çalışıldı ve muhalif hareketler bu iddia vasıtası ile politik sistemin dışında tutuldu.

Tacikistan’da ise bu sürecin çok daha önce başladığını söylemek mümkün. Ülkedeki ana İslami siyasi aktör İslami Rönesans Partisi. Aslınsa İslami Rönesans Partisi, Gorbaçov döneminin bir sonucu olarak da değerlendirilebilir. İslami Rönesans Partisi’nin resmi kuruluş tarihi 1991. 1980’lerde genel itibariyle Sovyetler Birliği içerisindeki Müslümanların kimliklerini korumaya hizmet etme düşüncesi etrafında bir araya gelen parti, Said Abdullah Nuri’nin önderliğini yaptığı bir yer altı gençlik hareketinden doğdu. Eylül 1991’de Tacikistan’ın bağımsızlığını kazanması ile birlikte hareket, Tacikistan İslami Rönesans Partisi ismini aldı ve hükümete karşı direnişe geçti.

Tacikistan, 1999’da ve 2000’nin başlarında yapılan parlamento ve başkanlık seçimleri, Barış Anlaşması’nın yürürlüğe konulması ve uluslararası güçlerin bölgesel çekilmesi ile çoğu eski Sovyet cumhuriyetinin de tecrübe ettiği iki önemli süreç ile karşı karşıya kaldı: barışı koruma ve yeniden yapılandırma. İç savaşın yarattığı ekonomik ve sosyal sıkıntılar bir tarafa, Tacik yönetiminin en önemli sorunlarından birisi İslami taleplere sahip olan İslami Rönesans Partisi’nin taleplerinin seküler yapıya nasıl yansıyacağı veya nasıl kontrol altına alınabileceği idi. Zaten İslami Rönesans Partisi, silahlarını bırakma ve ülkenin seküler yasalarına bağlılığı şartları ile yasal statüye kavuşmuştu. Yani İslami Rönesans Partisi yasallaşırken, Tacikistan anayasası seküler çizgisini devam ettirmişti. İslami Rönesans Partisi’nin ülke içerisinde sağladığı popülarite, Rahman’ın bu girişimlerinin nedeni olarak görülebilir. Sivil savaş sonrası bu popülarite, ülkede yaşanan ekonomik sorunların da etkisi ile son derece yükseldi.

Aslına bakılacak olursa beş Orta Asya ülkesinde var olan İslam faktörü konusunda iki temel mevcut. Bunlardan birincisi, modern ya da aşırı uçlarda her türlü politik İslam anlayışını kontrol etmek. İkinci önemli amaç ise kendi ideolojilerini ve kampanyalarını geliştirmek için dini bir temel yapı taşı olarak kullanmak.

Orta Asya muhalefetleri için tehdit ise bu noktadan sonra başlıyor. Zira sistem dışına itilen muhalif grupların radikal akımlarla kurdukları ilişkiler muhalefetin yasallığını tartışmaya açıyor ve iktidar tarafından siyasi muhalefet de “yasa dışı radikal unsurlar” olarak değerlendirilebiliyor. Tacikistan’da demokratikleşme sürecinin en önemli çıkmazını da bu konu oluşturuyor.

Ancak tehlike algısının tamamen yersiz olduğunu söylemek mümkün değil. Zira kesin sayıları belli olmamakla birlikte IŞİD saflarında savaşmak üzere Suriye’ye ve dünyanın diğer coğrafyalarına giden çok sayıda Tacik vatandaşının olduğu biliniyor. Orta Asya rejimlerini meşgul eden en önemli soru da bu teröristlerin evlerine dönme ihtimallerinin olup olmadığı.

Gökçen Oğan; Orta Asya uzmanı, araştırmacı. Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. "Şanghay İşbirliği Örgütü ve Bölgesel İşbirliği Girişimleri" başlıklı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde (ASAM) Orta Asya uzmanı olarak görev yaptı. Çeşitli araştırma merkezlerinin Avrasya danışmanlığını üstlendi. Oğan, halen Orta Asya, Afganistan ve Pakistan merkezli çalışmalarını sürdürüyor.

Twitter'dan takip edin: @gokcenogan

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Gökçen Oğan

Orta Asya uzmanı, araştırmacı. Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. "Şanghay İşbirliği Örgütü ve Bölgesel İşbirliği Girişimleri" başlıklı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde (ASAM) Orta Asya uzmanı olarak görev yaptı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;