Görüş

Türkiye-İran: Mutabakat, fırsatlar, sorunlar

İran ve Türkiye’nin Suriye sahasında işbirliği yapacağı ve sorun yaşayacağı konular neler? Türkiye’nin kırmızı çizgisi kuzey Suriye’de PKK koridoru konusunda ortak bir politika mümkün mü?

Türkiye, İran ve Rusya Dışişleri Bakanları 20 Aralık'ta Moskova'da bir araya gelerek Suriye konusunda ilk kez üçlü bir deklarasyona imza attı. [Fotoğraf: AA]

20 Aralık’ta Moskova’da toplanan Türkiye, Rusya ve İran Dışişleri Bakanları Suriye krizinin başladığı 2011 yılından beri ilk kez üçlü bir deklarasyona imza attı. Bildiri ana hatlarıyla Suriye’nin toprak bütünlüğü, terör örgütlerine karşı işbirliği ve ateşkes anlaşmasının tüm ülkeye teşmil edilmesi gibi maddeleri kapsarken adı geçen üç ülkeyi de garantör olarak tanımlıyor. Özellikle Türk-Rus inisiyatifi ile silahlı gruplar ve bazı sivillerin doğu Halep’i tahliyesi ile sonuçlanan ve hemen akabinde İran’ın da dahil olduğu sürecin ardından imzalanan bu bildiri beş yılı aşan krizde yeni bir evreye işaret ediyor.

Üçlü toplantının ve sonucunda imzalanan bildirinin Türk-İran ilişkilerine nasıl yansıyacağı merak uyandırıyor. İki ülke arasındaki ilişkiler Suriye krizine paralel olarak gerildi, Halep tahliyeleri esnasında yaşanan olaylar, Türk kamuoyundaki İran karşıtlığını en üst seviyeye taşıdı. İran’ın, Rusya ve Türkiye arasındaki anlaşmaya sahadaki Şii milisler aracılığıyla itirazını yansıtması göz önüne alındığında İran’ın tutumunun ve olası tepkilerinin daha yakından incelenmesi gerektiği anlaşılıyor.

Hem rejimin hem de İran’ın PYD’ye karşı müsamahakâr davranmalarının ardında ülkenin kuzey sınırlarını Türkiye’ye kapatma amacı yatıyordu ve Moskova’da varılan uzlaşmanın Astana müzakereleriyle derinleştirilmesi halinde terör örgütüne karşı Türkiye ile işbirliği içine girmeleri olası görünüyor.

Şüphesiz Türkiye’nin son bildiriyle rejim değişikliği yönündeki ısrarını askıya alması İran’ı memnun etmiştir. Nitekim bu memnuniyet İranlı yetkililerin açıklamalarından ve ülke basınındaki değerlendirmelerden anlaşılıyor. Esasında İranlı yetkililer yıllardır Türkiye’ye bu yönde telkinlerde bulunuyor ve Ankara için asıl tehdidin “radikal dinci” terör örgütlerinden, özellikle de PKK’dan geldiği fikrini işliyorlardı. Dolayısıyla Türkiye’nin bu noktaya gelmesi İran açısından diplomatik bir kazanım gibi görünüyor olabilir. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun “Suriye ile ilgili olarak benim ne dediğimin bir önemi yok Suriye halkının ne dediği önemli” sözü İran basınında geniş yer buldu ve büyük bir geri adım olarak yorumlandı.

 

Benzer pozisyonlar

Aslına bakılacak olursa bölgesel iki oyuncunun söylem bazında Suriye konusunda birbirlerine benzer pozisyonlarda yer aldıkları sıcak çatışma ortamında çok fazla fark edilmedi. İki ülke de kriz boyunca Suriye halkının kaderinin Suriyeliler tarafından çizilmesi gerektiğini vurguladı, farklı grupları kastetseler de ülkedeki yabancı silahlı güçlerin varlığını kınadı ve toprak bütünlüğünü kırmızı çizgi olarak gördüklerini belirtti.

Bununla birlikte, Tahran, Esed’in halk arasındaki meşruiyetinin sürdüğünü iddia ederek uluslararası kuruluşların gözetiminde düzenlenecek serbest seçimlere Esed’in de katılmasını savunurken, Ankara meşruiyetini tamamen yitiren Esed’in gireceği bir seçimin adil ve tarafsız olmayacağını vurguladı. Dolayısıyla Türkiye’nin en önemli ihtilaf maddesi olan Esed’in geleceği hususunu en azından müzakerelerin sonraki aşamasına bırakması, iki ülkenin tezlerini daha da yakınlaştırdı.

İran, Türkiye’nin son uzlaşmacı yaklaşımı karşısında Ankara’nın güvenlik endişelerine muhtemelen daha anlayışlı bir şekilde yaklaşacaktır. Zira ikili işbirliğini tıkayan en önemli konu, Esed’in geleceği meselesiydi ve Tahran krizin başında bu husustaki tutumunu gözden geçirmesi halinde Ankara’ya bugün itibariyle oldukça cömert sayılabilecek önerilerde bulunmuştu. Kapalı kapılar ardında yapılan bu teklifler rejimin ve Tahran’ın sahil bölgeleriyle sınırlı butik bir Suriye istedikleri şeklinde yorumlanmıştı. Her ne kadar şartların değişmesiyle bu teklifler masadan kalkmışsa da Türkiye’nin kendi açısından asgari şartları kabul etmesinin İran için büyük önem taşıdığı ortada.

Halep çatışmalarında da görüldüğü üzere Türkiye sahadaki çatışmalarda tek belirleyici olmasa bile savaşın uzayıp kısalmasında ve ödenen bedellerde oldukça önemli bir etkiye sahip. Bu sebeple Moskova bildirisinden sonra Türkiye’nin zaten Rusya ile koordineli ilerleyen Suriye içindeki operasyonları hız kazanabilir ve Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu’nun PYD yönetimindeki Menbic’e yönelmesine rejim ve destekçilerinden bir tepki gelmeyeceği düşünülebilir.

PYD konusunda ortak politika olabilir mi?

PYD konusunda İran’ın Türkiye’ye daha yakın durması, sahada rejim ve PYD güçlerini de karşı karşıya getirebilir. Nitekim rejimin Halep’in kuzeyindeki Şeyh Maksud Mahallesi’ni boşaltması için YPG güçlerine ültimatom verdiği haberleri üçlü anlaşmanın örgüt üzerindeki ilk yansıması olarak değerlendirilebilir. Yine Beşşar Esed’in son dönemde özerklik ya da federalizm karşıtı açıklamaları da bu bağlamda okunabilir.

Türkiye ve Rusya’nın garantörlüğündeki kapsamlı ateşkes anlaşmasında İran’ın adının telaffuz edilmemesi, Cumhurbaşkanı Ruhani’nin İran televizyonundaki basın değerlendirmesinde bu yöndeki bir soruyu cevapsız bırakması, çatışma ortamından uzaklaşılıp barış sürecine geçildikçe İran ve Rusya arasındaki ihtilafların arttığı şeklinde yorumlanabilir.

PYD konusunda İran’ın Türkiye ile benzer noktaya gelmesi aslında şaşırtıcı olmaz, zira iki ülke Kürt milliyetçiliği konusunda neredeyse yarım yüzyıldır ortak bir çizgi izliyorlar. İran PKK’nın temsil ettiği bölücü Kürt hareketlerini kendisi için de bir tehdit kaynağı olarak görüyor ve özellikle bağımsızlık ilanı tartışmaları üzerinden Barzani liderliğindeki Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile zaman zaman açık bir şekilde karşı karşıya gelmekten çekinmiyor. Son günlerde Erbil’de İran Kürdistan Demokrat Partisi binalarına yapılan bombalı saldırıların örgütün İran içinde yoğunlaşan eylemlerine bir cevap olarak gerçekleştirildiği değerlendiriliyor.

Hem rejimin hem de İran’ın PYD’ye karşı müsamahakâr davranmalarının ardında ülkenin kuzey sınırlarını Türkiye’ye kapatma amacı yatıyordu ve Moskova’da varılan uzlaşmanın Astana müzakereleriyle derinleştirilmesi halinde terör örgütüne karşı Türkiye ile işbirliği içine girmeleri olası görünüyor.

Türkiye-İran yakınlaşması konusundaki nispi iyimserliğin başka nedenleri de var. Halep’teki kazanımlara rağmen Tahranlı yöneticiler Suriye krizinde mutlak bir zaferin söz konusu olmayacağını bilecek kadar tecrübeliler.

Gerek ABD’nin yeni dönemde Suriye’ye daha fazla müdahil olma ihtimali, gerek Trump kabinesindeki İran karşıtı isimlerin İran’ın başını ağrıtmak için farklı senaryolar üzerinde çalışmaları, gerekse de Rusya-Türkiye yakınlaşmasının dışında kalması halinde Suriye üzerindeki etkinliğini kaybetme olasılığı, İran’ın bu noktadan sonra Türkiye ile arasındaki sorunları minimuma indirmeye özen göstereceğini düşündürüyor.

Endişeler

Yine de İran’ın Türkiye’nin bu tavır değişikliğiyle ilgili birtakım endişeleri de yok değil. Öncelikle Tahran, Ankara-Moskova işbirliğinin nereye varabileceğini kestirmekte zorlanıyor. Özellikle son Rus Büyükelçi suikastı sonrasında ikinci ve daha büyük çaplı bir uçak krizi bekleyen Tahran, Moskova yönetiminin soğukkanlı tutumuna şaşırmış durumda.

İran’ın bu konudaki temel endişesi, sahadaki başarıları Tahran’ın yardımıyla kazanan Moskova’nın kalıcı barışı Ankara ile planlaması ve bu durumda Suriye üzerindeki etkisinin azalması ihtimalidir. Zira Rusya ve İran’ın Suriye konusundaki tavırları bire bir örtüşmüyor ve bu durum Halep’in tahliyesi esnasında görüldüğü üzerine sahaya da yansıyabiliyor.

İran bu endişelerinde haklı sayılabilir zira Suriye krizi çok uzun zamandır Esed’in meşruiyetini yok etmiş durumda ve askeri bir zafer kazansa bile düzenlenecek ilk serbest seçimlerde koltuğunu kaybedeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Nihai sürece Batılı ve Arap ülkelerinin de müdahil olacağı düşünüldüğünde, İran’ın Esed ısrarı fazla bir anlam ifade etmeyecektir. Nitekim Türkiye ve Rusya’nın garantörlüğündeki kapsamlı ateşkes anlaşmasında İran’ın adının telaffuz edilmemesi, Cumhurbaşkanı Ruhani’nin İran televizyonundaki basın değerlendirmesinde bu yöndeki bir soruyu cevapsız bırakması çatışma ortamından uzaklaşılıp barış sürecine geçildikçe İran ve Rusya arasındaki ihtilafların arttığı şeklinde yorumlanabilir. Zira Rusya başından beri Suriye’de kişileri değil, ulusal çıkarlarını önceleyen bir pozisyon almışken İran bizzat Devrim Lideri Hamenei’nin dilinden Beşşar Esed’in şahsının kırmızı çizgi olduğunu açıklamıştı. İki ülke arasındaki görüş farkının artıp artmayacağını ya da bunun sahaya yansımalarının nasıl olacağını zaman gösterecek.

Son olarak İdlib’e yönelik Halep’tekine benzer ağır bir saldırı ya da Ankara’nın Trump yönetimiyle anlaşıp Menbic sonrasında Rakka’ya yönelmesi gibi olasılıklar ihtimal dahilindeki tüm bu senaryoları da etkileyebilir.

Hakkı Uygur, İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Başkan Yardımcısı. Lisans öğrenimini İran'daki İmam Humeyni Üniversitesi'nde, yüksek lisans öğrenimini Tahran Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslam Kültür ve Medeniyeti Tarihi Bölümü'nde, doktorasını ise yine aynı üniversitenin Fars Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde tamamladı. Tahran’da bulunan İslam İşbirliği Teşkilatı'na Üye Ülkeler Parlementolar Birliği'nde İdare ve Protokol Amiri olarak görev yaptı. İyi düzeyde Farsça, İngilizce ve Arapça bilen Uygur, SETA, TASAM ve Al Jazeera Araştırma Merkezi gibi düşünce kuruluşlarına İran hakkında raporlar hazırladı.

Twitter'dan takip edin: @hakkiuygur1

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Hakkı Uygur

İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Başkan Yardımcısı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;