Görüş

Yerli dizilerin ürettiği şiddet, cinsiyetçilik ve kadın cinayetleri

Medya, toplumdaki şiddet ve cinsiyetçilik eğilimini çok izlenme, para kazanma amacıyla tetiklemek yerine dizginleyebilmek adına da içerik üretebilir. Özellikle izleyicinin yoğun olarak özdeşlik kurduğu yerli dizilerin kahramanları, farkındalık yaratılmasında rol üstlenebilirler.

Özsoy'a göre, Asmalı Konak'ın baş karakterleri Seğmen Ağa ve Bahar çiftinden itibaren dizilerdeki popüler ikililer, ataerkilliği meşrulaştırıyor. [Fotoğraf: AA/Arşiv]

Özgecan Arslan'ın vahşice öldürülmesinin ardından kadına yönelik şiddetin korkunç boyutları bir kez daha gözler önüne serildi. Travmatik bir halde yaşadığımız isyan, sorgulama ve suçlamaların ardından duyguların az da olsa dizginlenmeye çalışıldığı, aklın öne çıktığı bir süreci yaşamamız gerektiği de açık. Genç bir kadını sembolleştiren bu süreç, toplumun pek çok kesimine, özellikle de kadınlara, toplumsal cinsiyetleri ve bedenleri üzerinden üretilen sistematik baskı ve şiddetin bileşenlerini göstermesi açısından da önemlidir.

Sosyal medyadaki '#Sen de anlat' mesajları, kadınların yaşamın her anında ve her yerinde yaşadıkları cinsel ayrımcılık, şiddet ve istismarın artışının bir göstergesi. Bilinen ama çoğu zaman saklanan kadınlık deneyimlerinin, kadınlık hallerinin artarak konuşulur hale gelmesi, görünürlük kazanması, çözüm arayışlarını etkileyecektir. Özellikle erkeklerin bir kısmının da bu görünürlüğün çoğalmasına destek vermesi ve deneyimlerini paylaşması, toplumdaki farkındalığın artmasında itici güç olabilir.

Şiddet ve cinsiyetçiliği yeniden üreten medya

Bireyden başlayarak aile, mahalle, okul, işyeri ve gündelik yaşamın hemen her yerine, her kesimine sirayet etmiş görünen şiddet ve cinsiyetçi toplumsal değerlerin yeniden üretildiği alanlardan biri de kuşkusuz medya. Medyada sistematik şekilde üretilen geleneksel toplumsal değerler ve özellikle öne çıkan cinsiyetçi vurgular artarak devam ediyor. Medya çalışmalarındaki eleştirel yaklaşımlar ve özellikle kadın çalışmaları, kadın ve erkek bireyler için geleneksel değerlerin medyada nasıl yeniden üretildiğine dikkat çekerken, medya içeriklerinin ideolojik olanı nasıl gizlediği ve ataerkilliği nasıl normalleştirdiğini de göstermeye çalışıyor.

Bugün hem geleneksel medya hem de yeni medya kanallarında kadına yönelik şiddet, ayrımcılık ve her türlü toplumsal baskı yeniden üretiliyor. Fakat aynı zamanda (biraz da ironik olarak) özellikle yeni/alternatif medya ortamlarında bu meşrulaştırma sürecini konuşup tartışma imkanı doğuyor. Nitekin Özgecan cinayetinden sonra Twitter'da başlayan '#Sen de anlat' mesajları, yaşadığımız bu paradoksal durumu gözler önüne seriyor. Bir yandan egemen medyada kadına yönelik şiddet, baskıcı ve ayrımcı söylem meşrulaştırılıyor. Diğer yandan sosyal ve alternatif medya kanalları, bu sürece karşı bir tür panzehir görevi görerek alternatif söylemler üretilmesi, farklı seslerin duyulması noktasında zemin işlevi görüyor.

Yerli diziler ve kadına yönelik şiddet

Egemen medya ortamında pek çok farklı tür, özellikle yerli diziler, popülerlikleri ve izlenme oranlarındaki yükseklik düşünüldüğünde, geleneksel toplumsal değerlerin en yoğun vurgulandığı yapımlar arasında yer alıyor. Türkiye'de egemen medya organları, yıllardır ürettikleri içerikler ile öne çıkardıkları ya da gizledikleri üzerinden kadına yönelik şiddet, ayrımcılık ve toplumsal baskının artmasında önemli bir rol oynuyor. TV kanallarının gözdeleri konumundaki yerli diziler ve dizi kahramanlarının yaşamları, vurguladığımız toplumsal şiddet, baskı ve ayrımcılığın en görünür olduğu yerler. 

Geçmişten bugüne yerli dizi serüvenimizde hayatımıza giren ve toplumun pek çok kesimini derinden etkileyen yerli dizi kahramanları (yıldızlaşan ikililer), popülerliklerini şiddetle çevrili yaşamları, aşkları ve çatışmaları üzerinden kurarlar. Yerli dizilerin erkek kahramanları; nefes aldırmamacasına kadınlarına sahip çıkar, ölesiye kıskanırlar. Kadın yanlış yaptıysa cezası anında kesilir; kadın eğer suçluysa tecavüz, kaçınılmaz olarak en bilindik cezadır. Kadın kahramanlar ise erkekleri için her an her şeylerinden vazgeçmeye hazırdırlar. Yaşamda elde ettikleri tüm becerilerini, donanımlarını aşkları için ellerinin tersiyle anında itiverirler. Namus, ailesi ve çocukları için kendini feda etme, vefa gösterme kadın kahramanların ezberleri arasında yer alır.

Yeşilçam melodramlarının kadın ve erkek kahramanlar için kullandığı kalıplaşmış pek çok kod bugün, yerli dizilerimizin değişen görüntüsü içinde kılık değiştirerek (bazen de hiç kılık değiştirmeden, aynen) karşımıza çıkıyor. Geleneksel ataerkil söylem de gittikçe güçleniyor.

Hafızamızı yoklayarak dizi kahramanlarını şöyle bir hatırlayalım: Asmalı Konak'ın (2002-2003) Seğmen Ağa ve Bahar çifti, geleneksel konak yaşamının ilişkileri ve baskısı içindeki dillere destan aşkları ve tecavüz sahnesiyle çok konuşulmuştu. Dizideki aşk ve konak yaşamı, genç bir kadın olan baş kahraman Bahar için baş edemediği bir baskı ve şiddet sarmalına dönüşmemiş miydi?

Yine bir diğer popüler örnek olan Binbir Gece (2006-2009) dizisindeki Şehrazat karakteri, patronu Onur'un her türlü şiddet ve aşağılamasına göğüs germeye çabalamıştı. Para karşılığı yaşanan ilişki daha çok kadın bedeni üzerinden kınanmış, sosyal medyada espri konusu olmuştu. Tartışmalar, toplumsal cinsiyet üzerinden yürüyen ayrımcı ve ataerkil bakışı ortaya sermemiş miydi? Pek çok dizide olduğu gibi Şehrazat ve Bahar, tüm direnmelerine rağmen son kertede yuvalarına, "aşklarına" dönmekteydiler.

Şehnaz Tango (1994-1997) dizisindeki Şehnaz karakteri de hafızalarımızı tazeleyecek bir diğer çarpıcı örnek. Şehnaz'ın evlilik dışı ilişkisi ve hamileliği yüzünden dizi, büyük tartışmalar içinde yayından kaldırılmamış mıydı? Popüler dizilerimizden bir diğeri olan İkinci Bahar’ın (1998-2001) kahramanları Ali Haydar ve Hanım arasındaki ilişki, her ikisinin de dul olmaları sebebiyle, başlarda yakın çevreleri, özellikle de çocukları tarafından kınanmış, dizinin sonunda çiftin evlenmeleri ve çocuk sahibi olmaları koşuluyla (beklenen erkek çocuk müjdesi sayesinde) onaylanmıştı.

Güncel bir örnek olarak Muhteşem Yüzyıl (2011-2014) dizisinde ise Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan arasındaki ilişki; aşk, entrika ve iktidar olma/iktidarda kalma arzusu içinde sarayın duvarları arasından yansımıştı. Bu sefer de saray kültürü ve yaşamı içinden kadının yaşadığı baskıları hatırlamıştık. Saraydaki harem yaşamı, sultana beğenilme yarışı ve şehzade doğurabilme çabası, Muhteşem Yüzyıl'ın tarihi kurgusu içinde kadınlara ataerkil değerleri farklı bir çerçeveden aktarmıştı. Dizideki cinayetler, tecavüzler ve sıkça vurgulanan cinsiyetçi toplumsal değerler, saray kuralları ve ilişkileri üzerinden tarihe mal edilerek meşrulaştırılmaktaydı.

Yerli dizi izleyicisinin, hem egemen hem de alternatif medya organlarında yer alan öyküler ve kahramanları aracılığıyla her gün saatlerce tanıklık ettiği şiddet, cinsiyetçi toplumsal değerler ve cinayetler, ne yazık ki artarak varlığını sürdürüyor. İzleyicinin gerçek yaşamında, gündelik pratiklerinde bu karşılaşma hali nasıl karşılık buluyor? Bu, gayet karışık ve araştırmaya dayalı olarak yanıtlanabilecek bir soru... Gerçek ve kurgusal olan karışıyor mu? Karışıyorsa neden ve nasıl? 

Özgecan cinayetinden hareketle toplumda artan baskı, şiddet ve cinayetlerin sorgulanması ve tartışılması sürecinde medyanın da kendi öz eleştirisini yapması kaçınılmaz. Toplumda şiddet ve cinayet eğilimindeki artışın pek çok farklı nedeni olduğu da açık. Medya, toplumdaki bu artışı çok izlenme, para kazanma amacıyla tetiklemek yerine dizginleyebilmek adına da içerik üretebilir. Toplumda bu bağlamda yaratılabilecek her farkındalık önemlidir. Özellikle yerli dizilerin kahramanları; izleyicinin yoğun olarak kahramanlarla özdeşlik kurduğu düşünüldüğünde, bu farkındalığın yaratılmasında önemli bir rol üstlenebilirler.

1977 tarihli Selvi Boylum Al Yazmalım filminde kadın ve erkek için kurulan sahici dünya, İlyas ve Asya'nın yaşadığı değişim, sorgulama ve tercih, bugünün yerli dizilerinde de yaratılabilir. Kapitalist koşulların baskısı altındaki televizyon piyasası; devamlılık, yarış, hız, izlenme ve para kazanma kaygısı altında içerik üretiyor olsa bile kamusal sorumluluğunu unutmayarak, tekrar tekrar hatırlayarak hareket edebilir.

Doç. Dr. Aydan Özsoy, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV Sinema Bölümü Öğretim Üyesi. Özsoy'un televizyon ve sinema alanında yayınlanan pek çok makalesinin yanında ‘Gönülden Gönüle Mevlana İmgesi: Mevlana Üzerine Bir Alımlama Çalışması’ (Seçil Büker ile birlikte, Ütopya Yayınevi, 2009) ve ‘Televizyon ve İzleyici: Türkiye’de Dönüşen Televizyon Kültürü ve İzleyici’ (Ütopya Yayınevi, 2011) adlı kitapları bulunmaktadır.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Aydan Özsoy

Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV Sinema Bölümü Öğretim Üyesi. Doç. Dr. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;