Haber analiz

Ankara-Washington ilişkilerinde zor dönem

Bazı konulardaki işbirliğine rağmen Ankara ve Washington ilişkileri özellikle son iki yıldan beri düşüşte. Bu 4 Temmuz 2003’teki ‘çuval hadisesinden’ sonra yaşanan en kötü dönemlerden biri. ABD, Türkiye’nin güvenlik endişelerini anlamaktan uzak. Hayal kırıklıkları da az değil.

Konular: ABD, Türk dış politikası

Artık ortalığı sakinleştirerek, her iki tarafın da birlikte fark yaratmak istediği konular üzerinde yoğunlaşmamız gerekiyor.”

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry bu sözleri 12 Ocak 2014’te, o dönemde Dışişleri Bakanı olan Başbakan Ahmet Davutoğlu ile birlikte yaptıkları basın açıklamasında söylemişti.

İki Dışişleri Bakanı'nın o gün Paris’te buluşma nedeni ‘Suriye’nin Dostları’ toplantısıydı. Bakanlar bu toplantıdan sonra ikili ilişkileri de ele alan bir görüşme yapmışlardı.

Kerry’in sözleri Ankara-Washington ilişkilerinde bir sorun olduğunun açık itirafıydı. Zamanlaması da dikkat çekiciydi. İki ülkenin Ortadoğu politikasındaki farklılıkların iyice gün yüzüne çıkmasının hemen ardından yapılmıştı. Daha önemlisi, Türkiye’de 17 Aralık ve 25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonu yapılmış, bu durum, lideri ABD’de yaşayan Gülen Cemaati ile hükümeti de karşı karşıya getirmişti. Türk hükümeti kendisine karşı casusluk faaliyeti içinde bulunduğunu iddia ettiği birini barındırdığı için müttefikini eleştiriyordu.

Kerry’in söz ettiği ‘fark yaratılmak istenen konular üzerine yoğunlaşma’ yaşanmadı; hatta tam tersine, iki ülkenin özelde Suriye, genelde ise Ortadoğu’ya yönelik politikalarındaki farklılık zamanla iyice ön plana çıktı. Böylece Türkiye-ABD siyasal ilişkileri 4 Temmuz 2003’teki ‘çuval hadisesi’nin yaşanmasından sonra ortaya çıkan zorlu döneme benzer bir sürece girdi.

“İlişkilerin en uzun iki yılı”

Soğuk Savaş'ın bitmesinden sonra Türk-Amerikan ilişkileri yeni bir yön arayışına girmişti. SETA Vakfı'ndan Kılıç Buğra Kanat bu durumu ‘Soğuk Savaş döneminin çok taraflı ortaklığını, Soğuk Savaş dönemi sonrası ikili stratejik ortaklığına çevirme sıkıntısı’ olarak tanımlıyor. Ona göre, bu sıkıntı yaşanırken belli bir uyum da yakalanmıştı. Bu uyum Arap Baharı'nın ilk yılında da sürdü ama bu tarihten sonra durum bambaşka bir yöne doğru gitmeye başladı. Kanat o günden bugüne olan süreci ‘İlişkilerin en uzun iki yılı’ olarak tanımlıyor.

Bilgi Üniversitesi’nden Prof. İlter Turan da benzer bir görüşü savunuyor ve Soğuk Savaş dönemi sonrasında Türkiye’nin eskisi gibi ABD’nin her yaklaşımına ‘evet’ dememe tavrı içine girdiğini hatırlatıyor:

Arap Baharı hedeflerin iyice ayrışmasının zemini oluşturdu. Türkiye, Ortadoğu’da liderlik fırsatı bulduğunu düşündü. ABD ise dengeleri korumayı doğru buldu.

“Türkiye’nin ABD’den özerkleşmesi psikolojik bir ayarlama gerektirdi. Soğuk Savaş'tan sonra Türkiye 2003 yılında Irak’a asker gönderilmesi tezkeresinden başlayarak ‘hayır’ demeye de başladı.

Turan’a göre, Obama yönetimi Ortadoğu’yu güç kullanmadan değiştirme politikasında Türkiye’nin güvenilir bir ortak olacağını umut’ ediyordu ama zaman içinde iki ülkenin ‘hedef farklılıkları’ iyice ortaya çıkmaya başladı ve Arap Baharı'yla birlikte ilişkiler hızla aşağı doğru gitti.

Arap Baharı hedeflerin iyice ayrışmasının zeminini oluşturdu. Türkiye Ortadoğu’da liderlik fırsatı bulduğunu düşündü. ABD ise dengeleri korumayı doğru buldu.

“Hâlâ işbirliği alanları var”

Dışişleri Bakanlığı eski müsteşarlarından emekli büyükelçi Özdem Sanberk de, Ankara-Washington ilişkilerinin kötü bir dönemden geçtiğini düşünenlerden. NATO, Balkanlar, Ukrayna sorunu gibi temel meselelerde yoğun bir işbirliği yürütüldüğünü anımsatan Sanber'e göre Ortadoğu konusunda iki ülke arasında görüş ayrılıkları var:

Aslında iki ülke arasında kanallar açık. Birçok konuda işbirliği devam ediyor. Buna rağmen ilişkilerin kötü olmasının temel nedenlerinden biri, siyasi makamların sorunları kamuoyuna yansıtırken çok itinalı davranmaması.

by Özdem Sanberk

Aslında iki ülke arasında kanallar açık. Birçok konuda işbirliği devam ediyor. Buna rağmen ilişkilerin kötü olmasının temel nedenlerinden biri, siyasi makamların sorunları kamuoyuna yansıtırken çok itinalı davranmaması.”

Sanberk de, Turan ve Kanat gibi, Arap Baharı'nın bir dönemeç olduğunu düşünüyor. “ABD o dönemde, belli bir politika yürütemedi. Türkiye’de de bazı kararlar aceleyle alındı“ diyor.

Suriye dönüm noktası

Kanat, ABD’nin Suriye konusunda net bir tavır ortaya koymamasının Türkiye’de hayal kırıklığı yarattığını söylüyor ve ilişkilerdeki sorunların iyice gün yüzüne çıktığı dönemin 2013 olduğuna işaret ediyor. Kendi halkına karşı kimyasal silah kullanan Suriye rejimine karşı, ABD’nin önce askeri müdahaleden söz etmesi ama ülkeden kimyasal silahların çıkartılmasını öngören anlaşmadan sonra bu fikrinden vazgeçmesinin Türkiye’de derin bir hayal kırıklığına yol açtığını söylüyor:

Suriye krizinin birinci yılında belli ölçüde koordinasyon vardı. ABD, Suriyeli muhaliflere destek verme konusunda başlangıçta hevesli gibi gözükse de, sonra ayak sürümeye başladı. ABD’nin Suriye konusunda karar vermekten kaçındığı Mayıs 2013’te iyice ortaya çıktı. Kimyasal silah kullanılmasından sonra Ankara, Washington’un kapsamlı bir Suriye politikasının olmadığını net bir biçimde gördü.

Türkiye’nin ikili ilişkileri yürütürken dış politikasındaki temel yaklaşımlardan biri, bazı alanlarda sorun yaşansa bile, iletişim kanallarını açık tutup, işbirliği alanlarını genişletmeye çalışmak ama Ankara ve Washington arasındaki tek sorun genelde Ortadoğu, özelde Suriye meselesindeki görüş ayrılıkları değil.

Ankara ve Washington’un arasına Gezi olayları da girdi

Her iki ülkenin bir diğerinin siyasi süreçlerine saygı göstermesinden bahsettik… Sanırım Sayın Bakan ABD'nin Türkiye'nin iç politikası ve seçim süreçlerine karışmak, angaje olmak veya bunlara müdahil olmak gibi bir niyetinin olmadığını anladı.”

Kerry’in aynı konuşmada bu sözleri sarf etmesinin nedeni, 2013 yazında yaşanan Gezi olayları ve Hükümet-Cemaat kavgasında Türkiye’nin ABD’den istediği desteği görememesiydi.

 Ankara, Gezi olayları sürecinde Washington’un tutumuna şüpheyle yaklaştı. O dönemde, Türkiye hükümeti protestoları kendisini devirmeye yönelik bir hamle olarak değerlendirirken, Washington’un Gezi olaylarında güvenlik güçlerinin göstericilere karşı aşırı güç kullanımını sıklıkla eleştirmesine rağmen, göstericilere de kamu düzenini sarsmama yönünde yeteri kadar kuvvetli mesajlar vermediğini düşündü.

Kerry, Ankara’nın bu algısından kaynaklanan şüphelerini gidermek adına Paris’te yaptığı aynı konuşmada şu sözleri de söyledi:

İki önemli müttefik, birçok sorunu çözmek için birlikte canla başla çalışan ve sorunları çözmek isteyen iki dost konumundaki Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiyi güçlü tutma taahhüdümüze verdiğimiz değeri kamuoyunun önünde bir kez daha ifade ediyor ve bu taahhüdümüzün her iki ülkenin halkları tarafından da anlaşılmasına verdiğimiz önemi vurguluyorum.”

Kerry’in bu sözleri ve ‘önümüze bakalım’ mesajı o an için iki ülke ilişkilerine dair umut vermiş olsa da, ilişkilerdeki kötüleşmenin derinleşmesine engel olamadı. Çünkü o sırada Ortadoğu ve geleceğine yönelik olarak Ankara ve Washington’un ne kadar farklı düşündüğünü gösteren başka bir gelişme yaşanıyordu: Mısır’daki darbe süreci.

Washington’a göre darbe tanımı

Siyasal tarihinde askeri darbeleri yaşamış Türkiye’nin o dönemdeki başbakanı, şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için Mısır’da seçimle işbaşına gelmiş Mursi hükümetine karşı ordunun Temmuz 2013’de gerçekleştirdiği darbe mutlaka kınanması ve karşı gelinmesi gereken bir süreç olmanın da ötesinde, SETA’dan Kanat’a göre, yalnızca politik bir duruş değil aynı zamanda kişisel bir meseleydi. Fakat Ankara defalarca çağrıda bulunmasına rağmen Batı'da ve özelde de ABD’de bu yönde bir anlayış gelişmediğini gördü. Kanat bu durumu şöyle tanımlıyor:

Türkiye, ABD’nin, Ortadoğu’da otoriter rejimlerin sağladığı istikrarı, siyasal reform ve demokratikleşmeden daha değerli gördüğünü düşündü. Türk hükümeti defalarca demokratikleşmeden geriye doğru gidilmesinin bütün bölgeyi saracağını dile getirse de, Washington’da bu endişeleri karşılığını bulmadı. Bakış açılarındaki bu uyuşmazlık, iki ülkenin Ortadoğu’nun geleceğine ilişkin vizyonlarında gerçek bir kırılmayı ortaya koydu.

IŞİD ile mücadelede farklı yaklaşımlar

İki ülke arasında Ortadoğu’ya yönelik bu vizyon farkı, IŞİD ile mücadele konusunda daha da ortaya çıktı ve derinleşti. ABD, IŞİD’i geriletip zamanla yok etme temelinde bir taktik belirlerken, Türkiye bu yaklaşımın yetersiz kaldığını, IŞİD’i ortaya çıkaran nedenlerle mücadele eden kapsamlı ve bütünlüklü bir politika izlenmesinin daha doğru olacağını söylemeye başladı. Ankara’ya göre bu tür kapsamlı ve kalıcı bir çözümün iki ayağı vardı. Irak’ta Sünni grupları da kapsayan siyasal bir çözüm ve Suriye’deki iç savaşın bitirilmesi. Ancak ABD bu tür kapsamlı bir çözüm yerine, Türkiye’deki üsleri IŞİD ile mücadelesinde kullanmayı hedefleyen bir tutum sergiledi. IŞİD ile mücadele edecek gruplara yönelik ‘eğit-donat’ projesine katılacak unsurlara ‘rejimle savaşınız bizi ilgilendirmez’ mesajı verilmesiyse, Ankara ve Washington’un farklı tutumlarını bir kez daha ortaya koydu.

Washington Ankara’nın güvenlik endişelerini anlamıyor

Eski dışişleri müsteşarı Sanberk, Washington’un Türkiye’nin güvenlik endişelerini anlamadığına dikkat çekiyor:

Ankara, Suriye sorununun bu noktaya gelmesinde bazı hatalar yapmış olabilir ama Washington’a söylediği, ‘bu işin en ağır yükünü ben çekiyorum. Üstelik bu yükü tek başıma çekiyorum’ yönündeki endişeleri ABD’de karşılık bulmuyor.”

SETA’dan Kanat’a göre, bu konudaki iletişimsizlik ve yanlış anlamalar devam ederken, PKK’nın Suriye kolu PYD’nin tek taraflı ilan ettiği Kobani kantonuna IŞİD’in düzenlediği saldırı, ilişkilerde yeni bir gerginlik kaynağı oldu. ABD basınında Türkiye’nin IŞİD ile mücadelede yeteri kadar destek vermediği yönünde haberler yayınlanmaya başladı. Ankara ise güvenlik endişelerinin yeteri kadar dikkate alınmadığını gördü. Kanat o dönemde Ankara’da “ABD’nin asıl amacı ne?” sorgulamasının yapıldığına dikkat çekiyor:

ABD’nin güvenlik önceliği IŞİD. Washington bu önceliğinin Türk hükümeti tarafından kabul edilmesini istiyor ama bunu yaparken Ankara’nın güvenlik endişelerine yanıt vermekten kaçındığı gibi PYD’ye askeri yardım da sağlıyor. 

ABD’nin güvenlik önceliği IŞİD. Washington bu önceliğinin Türk hükümeti tarafından kabul edilmesini istiyor ama bunu yaparken Ankara’nın güvenlik endişelerine yanıt vermekten kaçındığı gibi PYD’ye askeri yardım da sağlıyor. Herkes havadan destek verilmesi ve askeri yardımla sahadaki durumun değiştirilemeyeceğinin farkında ama ABD yönetiminin Türkiye’nin güvenlik endişelerini dikkate almaması, ikili ilişkilerde temel bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.”

Sanberk de, ABD basınında sıklıkla yer alan ‘Türkiye IŞİD’i destekliyor mu’ tartışmasına dikkat çekiyor. Ona göre Türkiye, IŞİD’i ne kadar tehlikeli bir örgüt olarak gördüğünü yeteri kadar anlatamadı, bunu anlatamayınca da, IŞİD’in ortaya çıkardığı kaotik durumun bölgede başka oldubittilere ve demografik değişikliklere yol açmasından duyduğu endişe yeteri kadar anlaşılamadı.

İleriye bakmak mümkün mü?

Soğuk Savaş dönemi sonrasında Ankara dışındaki başka başkentlerde de, ‘ABD ne kadar güvenilir bir ortak’ sorgulaması yapılıyor ve net bir duruş sergilememesinden şikâyet ediliyor. Emekli diplomat Sanberk de, Bilgi Üniversitesi'nden Turan da, SETA’dan Kanat da, Ankara-Washington ilişkilerinin rayına oturmasının zaman alacağına işaret ediyorlar. Turan’a göre, ilişkileri ve gelinen noktayı esnetmek gerekir. Bölge ülkesi olan Türkiye, dünya ülkesi olan ABD ile ilişkilerinde, ‘istikrar nasıl sağlanır?’ diye sormalı. Sanberk ise, işbirliği yapılan alanların ön plana çıkartılmasından yana. Ayrıca Türkiye ve ABD çeliştikleri alanlarda ‘çelişkiyi yönetmeli’, yani sert demeçlerden kaçınmalı, kamu diplomasisini daha etkin bir biçimde devreye sokmalı. Kanat’a göre de, ekonomik, kültürel ve sosyal ilişkilerde etkileşimi arttırmak gerekli ama asıl çözüm her iki tarafın da çıkarlarını gözeten çok boyutlu, çok katmanlı ilişkileri tesis edebilmek. 

Kaynak: Al Jazeera

Ayşe Karabat

1970 yılında Ankara'da dünyaya geldi. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünden mezun oldu. 1995’den beri çeşitli dergi, gazete ve TV kanallarında muhabir olarak çalıştı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;