Haber analiz

Rejim sorunun mu, çözümün mü parçası?

ABD liderliğinde Irak ve Suriye’de IŞİD’e karşı oluşturulacak koalisyon şekilleniyor. Ancak IŞİD’den boşalacak kritik alanlar kimin kontrolüne bırakılacak? Daha açıkçası Obama stratejisi Suriye rejimini sorunun mu yoksa çözümün mü parçası olarak görüyor? Serdar Ataş'ın analizi.

Konular: Irak, Suriye, Ortadoğu
ABD Başkanı Barack Obama, 10 Eylül'de dört aşamalı IŞİD'le mücadele stratejisini açıklamıştı. [Fotoğraf: Reuters]

Esed rejimi, Suriye’nin güneyindeki Dera kentinden başlayarak, Şam, Humus, Hama, Lazkiye ve İdlib’i büyük oranda elinde bulundurarak Suriye’nin batısını ve stratejik sahil koridorunun tamamını kontrol ediyor. Halep’te de şehrin bütün stratejik bölgeleri rejim kontrolünde. Muhalifler kentin kuzey-doğusundaki varoşlara sıkışmış durumda. ABD’nin Suriye’deki hava bombardımanı sonucunda IŞİD’in çekileceği bölgelerin rejim tarafından doldurulmasının nasıl engelleneceği ise belirsiz.

Suriye Muhalifleri ve Devrimci Güçler Koalisyonu (SMDK) Başkanı Hadi Bahra, Halep’i de içine alacak şekilde Türkiye sınırına kadar Suriye’nin kuzeyinde bir “uçuşa yasak” bölgenin tek seçenek olduğu görüşünde. Uçuşa yasak bölgenin oluşturulması, Halep’in kuzeyinde IŞİD kontrolündeki El Bab’dan başlayarak Mumbuc ve Carablus’a, Karkamış’a uzanan bölgelerde IŞİD’den boşalacak yerlere rejimin girmesini imkânsız hale getirecek. Ancak Obama’nın açıkladığı stratejide ve Suudi Arabistan’da yapılan IŞİD Zirvesi’nde açıklanan bildiride uçuşa yasak bölgeden hiçbir şekilde bahsedilmiyor.

Bu durumda IŞİD’in zayıfladığı bu bölgelere rejimin girmeyeceğine dair hiçbir güvence yok. 

Ve sahadaki duruma harita üzerinde bakar bakmaz akla gelen bazı sorular var:

Mesela Mumbuc ile Carablus’un bazı noktalarında ve Afrin’de PKK’nın Suriye kolu olan PYD’nin silahlı güçleri zaman zaman hem IŞİD ile hem de rejime karşı savaşan en büyük silahlı muhalefet olan İslami Cephe’nin bazı grupları ile çatışma halinde olduğu biliniyor. Bu durumda “radikal unsurlara” karşı yapılacak ABD operasyonunda bu bölgeler, Hür Suriye Ordusu’nun (HSO) zayıflığı göz önüne alındığında kaçınılmaz bir biçimde PYD ve rejime mi kalacak?

Fırat nehrinin Türkiye’den başlayarak Mumbuc’a kadar uzanan hattının PYD, doğal olarak da PKK’nın kontrolüne girmesi, PKK’nın yaklaşık 50-55 kilometrelik hat boyunca Fırat nehrini kontrol etmesi karşısında Türkiye’nin kaygıları nasıl giderilecek?

Petrol bölgeleri yeniden rejime mi kalacak?

Suriye petrolünün en önemli kaynakları Rakka, Haseke- Kamışlı arasında kalan Tel Hamis bölgesinde ve Deyr Ez-Zor kentlerinde yer alıyor. Rakka ve Deyr Ez-Zor tamamen IŞİD kontrolünde. Tel Hamis ise PYD ile IŞİD arasında paylaşılmış durumda. ABD bombardımanı sonucu IŞİD’in bu bölgelerden çekilmesi sonrası fena halde petrole ihtiyaç duyan Esed rejiminin bu bölgeleri almak için saldırı başlatma olasılığı oldukça yüksek. Üstelik Suriye’de savaşan muhalif grupların rejim güçlerinin hava gücüne karşı koyabilecek imkânları da yok. Obama’nın stratejisinde IŞİD’den boşalan bu kentlere rejimin girememesi için herhangi bir önlemden de bahsedilmiyor.  

Halep’in El Bab bölgesinden IŞİD’in, kuzey-doğusundan ise İslami Cephe’nin püskürtülmesi durumunda kentte önemli bir askeri gücü bulunan rejim, hızla bu bölgeleri dolduracak ve kuzeye, yani Türkiye sınırına doğru tazyike başlama imkânına sahip olacak. ABD’nin IŞİD ve radikal unsurlara karşı girişeceği hava bombardımanları kuzeyde bir uçuşa yasaklı bölge öngörmediğinden, stratejik sahil koridorunu elinde tutan rejim, gücünü kuzeydeki bölgelere, Fırat üzerinde bulunan doğudaki Deyr Ez-Zor ve güney-doğudaki Ebu Kemal gibi stratejik kentlere doğru yaymayacak mı? Dahası, batı yakasını elinde tutan Esed rejimi için, ülkenin kuzey ve doğusunu da teslim alabilecek bir imkân mı doğacak?

Mülteci dalgası nasıl engellenecek?

ABD’nin Rakka, Mumbuc, Carablus, El Bab gibi bölgelerdeki bombardımanı, Türkiye’ye doğru yeni ve yoğun bir göç dalgası başlatacak ve Türkiye’nin sınırlarını oldukça hassas bir duruma getirecek. Buna bir de rejimin bombardımanı eklenince Türkiye sınırı açık bir hedef haline gelecek. Türkiye açısından oluşacak bu ciddi ulusal güvenlik kaygısı ancak uçuşa yasaklı bölgenin ilan edilmesiyle giderilebilir gibi görünüyor.

Obama’nın IŞİD’e karşı stratejisi, ABD’nin daha önce Pakistan ve Yemen’de denediği, hava saldırıları ile sınırlı kalmak üzerine kurulu. Ancak önemli bir fark var: Pakistan ve Yemen’de hükümetler ABD ile koordinasyon içinde karadan destek verdiler. Suriye’de ise “şimdilik” böyle bir seçenek en azından resmi olarak yok. Ancak birçok analist, Suriye’de IŞİD’e karşı başlatılacak müdahalede rejim ile dolaylı bir koordinasyonun resmen ilan edilmese de doğal ve kaçınılmaz bir sonuç olacağı görüşünde. Bir başka görüşe göre ise ABD’nin Suriye topraklarında uçuşa yasaklı bölge ilan etmeyişinin arkasındaki ana saik, rejimi ve onun en büyük destekçisi olan İran’ı doğrudan karşısına almak istememesi.

“Ilımlı” muhalefet kimleri kapsıyor?

Obama’nın sahaya ilişkin stratejisinin bir ayağı ise “ılımlı muhalefet”in güçlendirilmesine dayanıyor. Ancak bu “Ilımlı muhalifler” tanımlamasındaki “belirsiz”liğin nasıl aşılacağı sorusu Amerikalı yetkililerce cevapsız bırakılıyor. Kimler bu tanımlamanın içine girecek, kimler dışında kalacak? Daha da önemlisi Suriye’de gerçekten de “ılımlı” bir muhalefet var mı? Uluslararası camianın meşruiyetini kabul ettiği Hür Suriye Ordusu 2013 ortaları itibariyle sahada neredeyse “yok” hükmünde. Esed’e karşı sahadaki en büyük muhalefet koalisyonu olan İslami Cephe’nin yaklaşık 60 bin civarında silahlı gücü bulunuyor. Ancak ABD, uzun süredir kendisi ile işbirliği yapmayan bu koalisyonun “terör listesi”ne alınması için birçok ülkeye baskı yapıyor. Esed karşıtı güçlerden İslami Cephe dışarıda bırakıldığında ise geriye hatırı sayılır güçler olarak IŞİD ve El Kaide’nin Suriye kolu olan Nusra Cephesi kalıyor. Bu durumda ABD, kendisi için sahada yeni bir “makul” muhalefet oluşturmak zorunda ancak sahadaki mevcut koşullar bunun için uygun bir imkân sunmuyor. ABD, son birkaç aydan beri, Suriye’de Hazm Hareketi olarak bilinen bir grubu destekliyor, ona silah akışı sağlıyor. Ancak Hazm Hareketi,  birçok muhalif grupla aktif savaş halinde. Üstelik henüz sayıları sadece birkaç binle sınırlı.

“Ilımlı muhalefeti” güçlendirme girişimi ancak diğer muhalefeti zayıflatmak üzerinden işleyebilecek. Bu durumda, IŞİD’den boşalan alanları Hizbullah destekli rejim güçlerinin doldurmaması için her hangi bir önlem alınacak mı?

Asıl amaç Irak mı?

Genel kanı ABD’nin Suriye’de gerçekleştireceği operasyonun IŞİD’i zayıflatacağı, ancak rejimi güçlendireceği yönünde. IŞİD’in zayıflatılmasını isteyen Türkiye’nin asıl kaygısı da rejimin bu operasyonlardan güçlenerek çıkma ihtimalinde kilitleniyor. Operasyonun Irak ayağı için daha planlı bir strateji açıklayan Obama’nın, operasyonun Suriye boyutu için her halinden detaylandırılmamış, kaçamak, zaman kazanmaya ve güçlü görünmeye yönelik olduğu anlaşılan belirsiz stratejisi, ABD’nin operasyondaki asıl amacının Irak olduğu şeklinde de yorumlanıyor. Bu görüşe göre, Suriye’den Irak’a doğru IŞİD trafiği durduğu sürece ABD’nin Suriye’deki mevcut durum ve Şam hükümetinden ciddi bir rahatsızlığı yok.

 

Kaynak: Al Jazeera

R. Serdar Ataş

1982 yılında Adıyaman'da dünyaya geldi. Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde master eğitimine devam ediyor. 2012-2015 yılları arasında Al Jazeera Türk Ortadoğu Masası Editörü olarak görev yaptı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;