Görüş

Irak'ın kurtuluşu bölünmede mi?

Irak'ta farklı etnik kimlik ve mezhepleri tek bir devlet bünyesinde tutmak için ısrarla ülkenin birliğini korumaya çalışanlar, toprakların bir arada kalmasını sağlasalar bile zaten parçalanmış olan bu ülkenin halkı için kurtuluş umudu olamaz.

Konular: Ortadoğu, Irak Kürdistan Özerk Bölgesi, El Kaide, IŞİD, ABD
IŞİD'in Irak'taki ilerleyişi sürerken, ordu, petrol zengini Kerkük'ü tamamen peşmergelerin denetimine bıraktı. [Fotoğraf: İlker Taş / Al Jazeera]

Erbil'deki Chwar Chra Oteli'nin restoranında arkadaşlarımla oturuyorum. Yan masamızda son günlerde yaşanan şiddet olaylarından kaçmış bir Arap aile var. Çocuklar neşeyle etrafta koşuştururken, büyükler yemek yiyip nargile içiyor. Bizim masadaki sohbetin konusu ise yaklaşık yarım saat mesafede devam eden çatışma ve Irak'ın en büyük ikinci kenti Musul'un, El Kaide kökenli Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından ele geçirilmesi.

Yanıtını aradığımız soru şu: IŞİD nasıl oldu da birkaç yüz kişilik bir kuvvetle, Amerikalılar tarafından eğitilip silahlandırılmış, 20 binden fazla donanımlı Irak askerini birkaç saat içinde böyle onur kırıcı bir yenilgiye uğratabildi?

Benim görüşüm, Musul'daki gelişmelerin kesinlikle sürpriz olmadığı yönünde. Iraklı Kürtler bunu daha önce pek çok defa görmüştü. Irak ordusu, yenilgi üstüne yenilgiyle dolu, utanç verici bir geçmişe sahip. 1988'de İran ile arasında sekiz yıl süren savaşı kaybetti. 1991'de 1. Körfez Savaşı'nı kaybederken, Kuzey Irak'ın büyük bölümü de – babamın da aralarında bulunduğu – Kürt isyancıların eline geçti. Kürtler, Saddam Hüseyin'e bağlı kuvvetleri, Irak'ın Kürt nüfus ağırlıklı üç kenti Erbil, Duhok ve Süleymaniye'den çıkarmıştı.

Takip eden yıllarda Batı tarafından ilan edilen uçuşa yasak bölge ile korumaya alınan Iraklı Kürtler, ilk özerk hükümetlerini kurup, modern devlet aygıtlarını inşa etmeye başladı.

Irak, esasen artık birlik içinde bir ülke olmaktan çıkmış durumda. Ülkede akan kanın durmaması, halkın bölünmüşlüğünden değil, bir arada tutulmaya çalışılmasından kaynaklanıyor. 

by Namo Abdulla

Irak silahlı kuvvetlerinin Musul'da aldığı son yenilgi, kimi analistlerin öne sürdüğü gibi eğitim ya da teçhizat yetersizliğinden değil, daha ziyade isteksizlikten kaynaklandı. Musul'da olan, güç dengesizliğinden ya da mühimmat sıkıntısından kaynaklanan klasik bir mağlubiyet değil. Irak kurulduğundan bu yana, yani neredeyse bir asırdır iktidara gelen seçkinler tarafından farklı biçimlerle sürdürülen, bağnaz, otoriter bir dünya görüşü söz konusu. Bu görüş, geçmişi kanlı çatışmalarla dolu üç farklı etnik kimlik ve mezhebin, her ne pahasına olursa olsun, zorla tek bir ülke ve tek bir lider çatısı altında tutulmasından yana.

Saddam Hüseyin zamanında bunu denedi. 182 bin Kürt ve on binlerce Şii'yi öldürdü. Kendi halkına karşı kimyasal silah kullandı. Peki eline ne geçti?

Son sekiz yıldır Nuri Maliki'nin ana hedefi belli: Şii akrabaları dışında kimseye güvenmeden, herkesi kendi iktidarı altında yaşamaya mecbur etmek istiyor. Bu yolda devam ettiği takdirde, onun da sonu Saddam gibi olacak.

Genelkurmay Başkanının Kürt olmasına ya da Irak hükümetindeki kimi üst düzey yetkililerin Sünni olmasına aldanmayın. Bunların hiçbiri hükümeti daha az mezhepçi yapmıyor. Şii olmayan yetkililerin neredeyse hepsi, ellerinde hiçbir yetki bulunmamasından yakınırken, Maliki tüm gücü elinde toplayarak, kendisini ve yakınlarını korumaları için, tamamen Şiilerden oluşan birlikler kurdu. Maliki'nin son dört yıldır ülkede güvenlik alanındaki en yüksek üç kurum olan içişleri, savunma ve istihbarat bakanlıklarını elinde tutmasının sebebi, duyduğu bu güvensizlikten başka ne olabilir?

Tüm bunlarda elbette Amerika Birleşik Devletleri'nin kayıtsızlığının, hatta belki gidişatı üstü kapalı olarak onaylamasının payı var. ABD de, Maliki'den farksız olarak, Irak krizini büyük ölçüde bir "güvenlik sorunu" gibi görüp, bunun da F-16 jetleri, Hellfire füzeleri ve füze atan helikopterler gibi gelişmiş silahlar ve ilave eğitimlerle çözülebileceğini düşünüyordu.

Oturduğumuz restoranda hepimiz, sahip olduğumuz benzersiz güvenlik ortamını neyin sağladığı konusunda hemfikiriz. Güvendeyiz, çünkü Irak Kürdistan Özerk Bölgesi, Kürtler tarafından yönetilen ve sadık, kararlı bir askeri güç olan peşmergelerce korunan, büyük ölçüde homojen bir millet. 

Irak, esasen artık birlik içinde bir ülke olmaktan çıkmış durumda. Ülkede akan kanın durmaması, halkın bölünmüşlüğünden değil, bir arada tutulmaya çalışılmasından kaynaklanıyor. Hem içeride, hem de dışarıda herkes Irak'ın bütünlüğünü destekliyor, bunun için mücadele ediyor. Beyaz Saray, Irak ile ilgili tüm açıklamalarında "Irak'ın birliği"ne ya da "toprak bütünlüğü"ne atıfta bulunuyor. Irak'ın birliği olgusunu öne çıkararak, Irak'ı kurtarmaya çalıştıklarını sanıyor olabilirler. Toprak açısından bu doğru olabilir, ama Irak halkını kurtarmaya yetmez.

Irak Özerk Kürdistan Bölgesi'nde 24 saat yayın yapan Rudaw haber kanalının Washington büro şefi olan Namo Abdulla, İngilizce olarak hazırlayıp sunduğu Inside America adlı programında Orta Doğu'daki ABD dış politikalarını ele alıyor.

Twitter'dan takip edin: @namo_abdulla

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Namo Abdulla

Irak Kürdistan Özerk Bölgesi'nde 24 saat yayın yapan Rudaw haber kanalının Washington büro şefi. Rudaw'da İngilizce olarak hazırlayıp sunduğu Inside America adlı programında Orta Doğu'daki ABD dış politikalarını ele alıyor. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;