Görüş

İsrail ve İran'ın Afrika'da su çekişmesi

Afrika'daki su sorunlarının sebebi sadece su kıtlığı değildir. İsrail ve İran'ın müdahaleleri, Afrika ülkelerine nüfuz etmeleri, Nil kaynaklarını ve Kızıldeniz üzerindeki koridorları ele geçirme girişimi bu sorunu askeri bir krize dönüştürüyor.

Konular: Ortadoğu, İsrail, İran, Mısır

Afrika'daki su çekişmesi, tüm etkenleriyle birçok ülke arasındaki yangının önemli bir yakıtını oluşturuyor. İsrail ile İran arasında bu konuyla ilgili çekişme, Kızıldeniz'in Afrika yakasındaki ülkelerinin yaşadığı zayıflığı da gözler önüne seriyor. Başka sorunlara oranla çözüm için daha düşük maliyet gerektirmesine rağmen su sorununa daha az ilgi göstermeleri ve bu konudaki siyasetin iflası aynı zamanda bir acziyetin göstergesi.

Şayet ortada petrolün siyasi bir yapı aldığı yönünde kanaat varsa bu durum net şekilde su için de geçerli olabilir. Alternatifin olmaması suyu daha da önemli kılıyor.

İsrail'in deniz stratejisi

Afrika'da su çekişmeleri ve anlaşmazlıkları açısından durum farklılık arz ediyor. Bölge ülkeleri arasındaki çekişme ile İsrail gibi saldırıya hazır noktada duran bir başka ülkenin sahaya girmesiyle yaşanan çekişme birbirinden farklıdır.

İsrail'in 1949 yılına kadar Kızıldeniz'e açılan bir sınırı yoktu. Buna imkân sağlayan, 24 Şubat 1949'daki ateşkes anlaşmaları oldu. Bu durum İsrail'i güneye yönelmeye ve üzerine Eilat limanını inşa edecekleri bir noktayı ele geçirmeye sevk etti.

by Muna Abdulfettah

İsrail'in 1949 yılına kadar Kızıldeniz'e açılan bir sınırı yoktu. Buna imkân sağlayan, 24 Şubat 1949'daki ateşkes anlaşmaları oldu. Bu durum İsrail'i güneye yönelmeye ve üzerine Eilat limanını inşa edecekleri bir noktayı ele geçirmeye sevk etti.

İsrail 1956 yılında Mısır'a yönelik üçlü saldırı sırasında Tiran Boğazı ve Akabe Körfezi üzerinden Kızıldeniz yönüne geçme ve ardından Afrika, Hint Okyanusu ve Asya'ya uzanma fırsatını elde etti. Bu durum emri vakiye yakın bir pozisyon yaratmasına destek oldu. Bazı Afrika ülkeleri İsrail'le siyasi, askeri ve ekonomik ilişkilerini genişletme yarışına girdiler.

İsrail 1967'de Cemal Abdül Nasır'ın Tiran Boğazı'nı İsrail gemilerine kapatma kararı sonrası Mısır'a savaş açmış ve Sina Yarımadası'nı işgal etmişti.

Mısır 1973 savaşında bir başka adım atmış ve güneydeki Bab'ül Mendep Boğazı'nı İsrail gemilerine kapatmıştı. İsrail, deniz ablukası tehlikesine karşı koymak için bir strateji benimsemek zorunda kaldı. Bu strateji yeni tehditlerle mücadele edebilecek deniz gücünün Kızıldeniz'deki önemli mevzilere ve özellikle de denizin güney girişi ve Cibuti'ye konuşlandırılmasında ve Süveyş kanalının ilk defa İsrail denizaltılarının ve donanmasının geçişi için kullanılmasında kendini gösterdi.

İsrail bununla da yetinmedi. ABD ve Avrupa ülkelerinin yanısıra Cibuti ve Kenya gibi bölge ülkelerinin de Kızıldeniz'deki siyasi, stratejik ve ekonomik çıkarlarıyla çatışma içine girdi.

Bu durum 17 Eylül 1978'de Mısır'ın eski devlet başkanı Enver Sedat ile eski İsrail Başbakanı Menahem Begin arasında Camp David anlaşması imzalanana kadar birkaç yıl sürdü.

Anlaşma, İsrail'e Süveyş Kanalı'ndan ve geçiş hakkından yararlanmasını, Tiran Boğazı ve Akabe Körfezi'nin uluslararası açık su koridorları olarak görülmesini sağladı.

Bu konu Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nden General  Jacob Amidror'un Haziran 2010'da yazdıklarıyla açıklığa kavuştu. İsrail'in endişelerini artıran iki önemli başlık vardı. Bunlar, bir yandan Etiyopya, Uganda ve Kenya gibi Doğu Afrika ülkeleri arasındaki ilişkilerin bir blok olarak gelişmesi ve Güney Sudan'ın da bunlara dahil olmasıyla oluşan stratejik ittifak eğilimi; diğer yandan İran'ın bölgedeki başka ülkeleri ve buralarda arka çıktığı hareketleri destekleme amaçlı rolünün artmasıydı.

İsrail açısından bölgenin stratejik ve ekonomik önemi sır değil. Kızıldeniz, İsrail ticareti ve varlığını güçlendirmesi için önemli bir deniz koridoru oluşturuyor.

İsrail, bölgede güvenlik nüfuzunu güçlendirmek için tüm adımları attı. Burada stratejik açıdan temel devlet Etiyopya. Etiyopya'nın İsrail açısından önemi Arap ülkelerine komşu olması ve Eilat limanı ile Süveyş Kanalı güzergâhına bakan konumundan kaynaklanıyor.

İsrail, bölgede güvenlik nüfuzunu güçlendirmek için tüm adımları attı. Burada stratejik açıdan temel devlet Etiyopya.

by Muna Abdulfettah

İki ülkeyi güçlü ilişkiler birbirine bağlıyor. Bu ilişkiler sebebiyle Etiyopya kendi topraklarında İsrail askeri varlığına izin verdi. Ayrıca İsrail, Somali sahili üzerindeki Kenya ve Cibuti ile ilişkilerini güçlendirdi. İran'ın genelde Doğu Afrika, özelde Eritre'deki varlığının artırması, İsrail'in burada hava ve deniz konuşlanmasını olmazsa olmaz haline getirdi.

Sudaki mücadele

Afrika, Ortadoğu için temsil ettiği stratejik derinlik kadar, İsrail stratejisi ve diplomasisinin de önem halkası içinde yer aldı.

İsrail bazen üzerindeki Arap ablukasını kırmaya çalışmakta, bazen de tüm siyasi, askeri, ekonomik ve istihbarat araçlarını kullanarak bu ablukayı kuşatma altına almaktadır. Hatta bu araçlar bizzat Arapların da desteğiyle Afrika'da bir Arap boşluğu yarattı.

İsrail'in 1991 yılındaki Madrid Barış Konferansı'yla barışçıl siyasi çözüm sürecini elde etmesi, Afrika'daki stratejisini hayata geçirmesine destek oldu. Bu konferans İsrail'in Abdül Nasır'ın vefatı sonrası Arapların bıraktığı boşluğu doldurma yaklaşımının pratik uygulaması olabilecek şekilde varlığını teminat altına almasına yol açtı.

Buna karşın İran, Sudan'da arka bahçesini kurdu ve dikkatini güneyde uluslararası su koridorlarının en önemlilerinden görülen Bab'ül Mendep Boğazı'na uzanan Kızıldeniz'in çevirdi. Zira bu boğaz Kızıldeniz'i Aden Körfezi ve Arap Denizi'ne, kuzeyde ezeli düşman İsrail'in gözlerini diktiği Süveyş Kanalı'na bağlıyor.

İran kendisine aktif ve stratejik bölgelere uzanma imkânı verecek ve İsrail'in deniz yolunu kesip yayılmacı emellerine hizmet edecek deniz koridorları yaratmak için Eritre'nin Assab limanı ve Bab'ül Mendep Boğazı üzerinden Yemen'de devrim öncesinde Husilere destek ve silah göndermişti.

Ayrıca Afrika kıtasına yakın Aden Körfezi'ni Somali'deki sertlik yanlısı İslamcılara silah ve askeri mühimmat vermek için kullandı.

İran'ın, isyancılarını destekleyerek Yemen'e nüfuz etmesinin ve Somali sahillerindeki isyancıları desteklemesinin bölgeden destek olmadan gerçekleşemeyeceği açık. Birçok Afrika ülkesi bu ilişkinin meyvesini toplamaları sonrası bir müttefiklerinin (bu müttefik İsrail değil de düşmanı İran olsa bile) olması için çalışmakta.

İran'ın izlediği bu politika bütün itibarıyla araçsal bir politikadır. İran'ın petrolü ve gazı için stratejik bir liman yaratmayı isteyerek Afrika bölgesine nüfuzunu yayma noktasındaki temel eğilimi, aslında bölgedeki yayılmacı projesini sürdürme yönündeki ciddi girişimdir. Bu yayılmacı proje esasında Kızıldeniz bölgesini kontrol altına almayı hedefliyor.

Su çekişmesinin gelişmeleri

İsrail yardımlar kapısından Afrika'ya girdi ve İsrail Dışişleri Bakanı aşırı sağcı Evimiz İsrail Partisi lideri Avigdor Lieberman'ın 2009 yılında Mısır ve Nil suyu etrafında anlaşmazlık bulunan birçok Afrika ülkesine yaptığı ziyaret, bulanık suda avlanmak olarak görüldü.

İsrail Dışişleri Bakanı, Kenya'da sulama ve tarım alanında bir dizi yardımlar açıkladı. Kenya, 1976'da Uganda'daki Entebbe havaalanına kaçırılan uçağın kurtarılmasında ve Filistin "terörüne" hizmet eden iki Alman vatandaşın teslim edilmesine destek vermesi karşılığında İsrail'in sağladığı avantajları unutmadı.

Lieberman ardından Afrika ülkelerinin en büyük, en zengin ve en önemlilerinden biri olan Nijerya'ya geçti. Bu ülkede tarım ve altyapı alanında faaliyet gösteren nispeten geniş bir İsrailli işadamları grubu bulunuyor. Ayrıca Nijerya, İsrail silah ihracatının da hedefi olarak görülüyor. Nijerya'nın Afrika su kaynaklarına kısmen uzak olmasına rağmen askeri ve istihbarat yoğunlaşması Nil havzası ülkelerini kuşatmak ve çevrelemek için önemliydi.

Lieberman'ın bu ziyareti sırasında gündeme getirdiği en önemli konu, su savaşlarını engellemek iddiasıyla 'ortak nehirlere uluslararası boyut kazandırılması' veya Birleşmiş Milletler'in Dünya Bankası'na araştırma tavsiyesinde bulunduğu 'suyun özelleştirmesi' projesi oldu.

Açık şekilde görüldüğü gibi Afrika'daki su sorunlarının sebebi sadece su kıtlığı değildir. Zira su kıtlığı siyasi operasyonlar sebebiyle yapay şekilde baş gösteriyor ancak özellikle bir güvenlik sorunu oluşturuyor.

by Muna Abdulfettah

Trajikomik olan ise 2000 ile 2010 arası dönemdeki projeleriyle ilgili su ve sağlıklı yaşam koşulları anlaşmalarının yüzde 34'ünde büyük sıkıntılar yaşayan Dünya Bankası'nın, son olarak bu tavsiyeyi kabul edip benimsediğini açıklamasıdır.

Alay konusu olan nokta, krediler, kaynaklar ve projeler sunarak gelişen ülkelerdeki kalkınma sorunlarının çözümünü üstlenen Dünya Bankası'nın su yönetiminin özelleştirilmesini bizzat kendisinin tavsiye etmesidir.

Görünen o ki bu tavsiyeyi birçok gelişen ülke de dile getirdi ve olumlu karşılık buldu. Ne var ki buna rağmen, şu an Nil'de yaşandığı üzere suyun paylaşımıyla ilgili kötü çekişme şartları içinde su kıtlığı ve kirlenmesine çözüm bulunması gibi temel bir sorun görmezden gelindi.

Daha önce su krizlerinin çözümü güvenli yollarla bu aktif damarın akışını sağlamak için barışçıl şekilde birlikte yaşamayı garanti altına alacak bir çerçeve içinde yapılıyordu. Çekişme ve savaş yerine işbirliği yolları bulunmaya çalışılıyordu. Yalnız suyun siyaset karesine girmesi, suyu yaşam kaynağı olmaktan çıkarıp ölümlerin sebebine çevirdi. Su kriziyle ilişki kurmak birçok siyasi sorundan biri oldu.

İsrail ve İran'ın müdahaleleri, Afrika ülkelerine nüfuz etmeleri, Nil kaynaklarını ve Kızıldeniz üzerindeki koridorları ele geçirme girişimi bu sorunu askeri bir krize dönüştürüyor.

Açık şekilde görüldüğü gibi Afrika'daki su sorunlarının sebebi sadece su kıtlığı değildir. Zira su kıtlığı siyasi operasyonlar sebebiyle yapay şekilde baş gösteriyor ancak özellikle bir güvenlik sorunu oluşturuyor. Geç anlaşılan da şu: Su güvenliği tek başına değil, su etrafındaki amansız uluslararası jeo-politik rekabeti yansıtan şekilde ortaya çıkmaktadır.

Bu durum Afrika'da suyu sadece uluslararası sınırlar arasındaki bir çekişmenin etkenlerine değil, aynı zamanda kıtalar üstü bir çekişmeye dönüştürüyor.

Muna Abdulfettah, Sudanlı gazeteci ve yazar.

Twitter'dan takip edin: @munaabdelfattah

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Muna Abdulfettah

Sudanlı gazeteci ve yazar.  Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;